|
Akıl akıl, gel siyasete takıl...
Her gün medya haberleri, şöyle güzelce tarandığında; benimsediğimiz "imajlar" gerisindeki gerçek kişiliğimizle, politik yeteneklerimiz ve gizli eğilimlerimiz de, çok daha keskin belirginleşiyor.
Örneğin TBMM Bütçe ve Plan Komisyonu'nda, 2006 bütçe yasa tasarısı tartışılırken, bir milletvekilimizin bayrağımıza karşı gösterdiği duyarlılık, ne kadar da göz yaşartıcı...
***
Meclis'te tüketilen kesme şekerlerin sarılı olduğu kâğıtların üstünde, hem TBMM markası, hem de küçük bir Türk bayrağı resmi varmış.
Meclis'teki temsilcimiz, Bütçe ve Plan Komisyonu'nda yakınıyor:
- Biz içeceğimiz çaya şeker koyarken, üstünde Türk bayrağının resmi bulunan o kâğıtları yırtıp atıyoruz. Bayrağımıza karşı bir saygısızlık olmuyor mu bu? Rica ederim lütfen, Meclis'teki kesme şeker ambalajlarının üstünden hemen kaldırılsın o bayrak resmi...
***
Bir parlamenter, temsil ettiği Türk milletine karşı, ancak bu kadar gerçekleştirebilir yüklendiği görevle sorumluluğu...
Meclis'te tüketilen kesme şekerler üstündeki kâğıtlardan, yırtılıp atılarak saygısızlığa uğramasın diye, Türk bayrağı resminin kaldırılmasını istemek...
Gece gündüz çalışmayı gerektiren böylesi üstün bir öneriyi, milletçe alkışlamak gerekmez mi?
Meclis iç yönetimi de, bunu çok hızlı algılamış ve Komisyon'daki görüşmeler henüz sonuçlanmadan, Meclis şekerlerinin ambalajlarını değiştirmiştir.
Doğrusu helal olsun...
***
Bütçe ve Plan Komisyonu'ndaki bir başka öneri de, Meclis tuvaletlerinin kapısı yanına konmuş olan, "Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur" yazısının kaldırılması...
Meclis'teki temsilcilerimiz yakınıyorlar:
- Tuvalet kapılarının yanına, "Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur" yazısının konması doğru mu, diye...
***
Belki de eski Osmanlı deyimleriyle ilgilenen birileri koymuştur, Meclis'teki tuvalet kapılarının yanına, Anayasamızın o 4'üncü maddesini...
Çünkü Osmanlı'nın, TCK'nın 301'inci maddesinin bulunmadığı bir dönemde, "Etrak bi-idrak" dediği biz Türkler için, bir başka deyimi de söyleydi:
- Türk'ün aklı ya kaçarken, ya şey ederken gelir...
***
TBMM'de tuvalet kapılarının yanına "Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur" diye yazılması; ola ki, sık sık "devlet-millet elele" demeyi dil pelesengi etmiş siyasetçilerimizin, hazır ıkınma zorunda kaldıkları bir sırada, "devlet" kavramının tanımlamasını bir kez daha düşünmelerine yardımcı olmak içindir, kimbilir?
***
O kadar renkli ki bizde gazete haberleri; okudukça genel bir saydamlığın, nerelere kadar uzandığını görmeye başlayarak, neşeleniyorsun.
İşte dünkü Hürriyet'te çarpıcı bir haber:
"Camide imamla seviştim iddiası - Temizlik görevlisi kadın 'Köy camisinde imamla 2 kez cinsel ilişkiye girdik" diyerek şikâyetçi oldu. Evli imam hakkında soruşturma başlatıldı."
İmam ise, temizlik görevlisi hanımla cinsel ilişkiye girdiğini reddetmiş ve paparazzi ağzıyla:
- Biz sadece arkadaşız, demekle yetinmiş.
***
Bir imamın, cemaate namaz kıldırdığı bir cami içinde, cinsel ilişkide bulunduğu iddiası...
İslamda bir erkek, dört taneye kadar hanım alabileceğine göre, acaba:
- Önce nikâhımızı kıydım, sonra oldu bu iş, dese...
Bilemiyorum, bir imam, kendi nikâhını da kıyabilir mi, kıyamaz mı?
Şayet kıyabilirse, eyaliyle cami içinde cinsel bir çiftleşme günah sayılır mı, sayılmaz mı?
Yani sözün kısası, kendi nikâhını yine kendi kıydıktan sonra, eyaliyle camide "cima" yapmış bir imam; cennetmekân olabilir mi, arafata mı gider, cehenneme mi?
Kopenhag kriterleri kadar, önemli konular bunlar...
***
İstanbul'daki bir milyon kaçak yapının faillerinin de, ne kadar günahkâr sayılıp sayılamayacağı hiç araştırılmadı...
İçkili ve içkisiz lokantaların hemen hepsinde asılı duran Mustafa Kemal fotoğraflarının; o fotoğrafları ilk kez çekmiş olan fotoğrafçıların mirasçılarına, telif hakları ödendi mi, ödenmedi mi?
Fotoğrafçı hakkı da dahil, telif hakkı yemek; günah sayılır mı, sayılmaz mı?
Bendenize göre telif hakkı yemek günah, hem de çok büyük günah sayılır; yiyenlerin tümü cehennemlerde yana...
***
Gazetelerde bazı erkeklerin, kadınlara karşı sürekli şiddet kullandığıyla ilgili de bir yığın haber var...
Oysa Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi, "Mârifetname" adlı eserindeki "Saadeti Ebediye" adlı bölümde, bir İslam ekeğinin, eyaline nasıl davranması gerektiğini şöyle açıklıyor:
1- Eve gelince hanıma "selamün aleyküm" demeli...
2- Onu tenhada neşeli görünce, saçlarını tutup okşamalı, gülerek öpmeli ve sarılmalı...
3- Hanımı hiç dövmemeli ve dünya işlerindeki kusuru için, acı sert söylememeli... Kadınların kalpleri ince ve akılları noksandır, tutarsızlıklarına aldırmamalı...
***
Dış görüntülerimizle iç görüntülerimizi bütünleştirebildiğimiz ölçüde bu dünyada varacağımız yer, AB üyeliği; öteki dünyada da, cennetmekânlık olur mu; ona da lütfen siz karar verin. Siz de karar veremezseniz, ulema karar versin...
c.altan@prizma.net.tr
|
|