|
Çelik çomak
Ünlü bir cambaz, daha doğrusu bir akrobat; müziğin yanında bazı değişik gösterilerle de programlarını zenginleştirmek isteyen yine ünlü bir gece kulübüyle, bir anlaşma imzalamış.
Ünlü cambazın, yahut akrobatın, nefesleri kesen müthiş bir numarası varmış. Önce gözlerini bağlıyor, sonra neredeyse 20 metre yüksekliğindeki bir tramplene çıkıyor, kendini boşluğa fırlattıktan sonra, havada 3 kez de ters perende atarak, tepe üstü yere düşüyor ve gözlerindeki bağı çözmeden önce de, başının üstünde öyle dimdik, tepetaklak duruyormuş...
Doğal olarak da izleyicilerden muhteşem bir alkış kopuyormuş.
Ve cambaz, yahut akrobat, ayağa kalkıp bir süre halkı selamlıyormuş.
Çok zor olduğu için de, bir kez daha tekrarlamıyormuş gösterisini...
* * *
O gece de, anlaşma imzaladığı gece kulübünde sahneye, gözleri bağlı olarak çıkmış.
20 metre yüksekliğindeki tramplene tırmanmış ve boşluğa fırlayıp, 3 ters perende attıktan sonra da, başının üstünde tepetaklak dimdik durmuş.
Hemen hemen öyle 1 dakika kadar, kafasının üstünde, birbirine yapışık ayaklarıyla dikey bir cetvel gibi durmasına karşın...
A o da nesi; ne alkış patlamış, ne bir şey...
* * *
Cambaz, yahut akrobat birden sinirlenmiş. Yeniden tırmanmış yüksek tramplene, daha çevik bir biçimde fırlatmış kendini boşluğa...
Alkış falan yok yine...
* * *
Cambaz, yahut akrobat, deliye dönmüş bu kez ve koşarak bir daha çıkmış tramplene...
Başının üstünde tepetaklak dikildiğinde, neredeyse kafası parçalanacak gibiymiş.
Ama izleyiciler buz gibi, sessiz duruyorlarmış öyle...
Ve tam o sırada, kendisine seslenen sahne amirinin sözlerini duymuş.
- Hadi tosunum hazırlan; seninle başlayacağız bu akşam, hemen açıyoruz perdeyi...
* * *
Bal Mahmut sağ olsa, herhalde bu fıkrayı; içerideki onca oyundan sonra gerçek perdenin ancak 3 Ekim'de AB ile müzakerelerin başlamasından sonra açılmış olduğunu hatırlatmak için anlatırdı.
* * *
Düğün gecesi damat, iyice kafayı tuttuktan sonra girmiş gerdeğe...
Ertesi sabah, taze geline sormuş annesi:
- Evladım gece nasıl geçti?
Taze gelin:
- Ne bileyim anneciğim, demiş; kocam yatağın dibinde pantolonunu başından çıkarmaya uğraşıp dururken, yıkılıp kaldı yerde...
* * *
Bazı belediyeler, içkili lokallerin, ancak yerleşim merkezleri dışındaki "kırmızı sokak"larda açılabileceğinden dem vuruyorlar ya; sinsi bir içki yasağının uygulanması nedeniyle, içki ruhsatı alamayan lokantacılar da, yukarıdaki fıkrayı anlatıyorlar o belediye başkanları için:
- Sarhoşluk, diyorlar; sade rakıyla şarapla olmaz; şöyle koltuklara yan gelip oturmakla da olur. İktidar sarhoşluğu denir, buna. Bir yandan turizm gelirlerini artırma iddiasıyla, bir yandan da içki yasağını yaygınlaştırmak; ne halt edeceğini bilemeyen kendinden geçmiş damadın, pantolonunu başından çıkarmaya uğraşmasına benziyor.
* * *
Bir kadın dikilmiş cennetin kapısına. Cennetin meleklerine:
- Bizimkini arıyorum, demiş; uzun boylu, yakışıklı, mavi gözlü... Bana hep şöyle derdi, "Şayet beni aldatırsan, mezarımda ters dönerim"...
Cennetin melekleri:
- Evet evet, biliyoruz, demişler; o kadar çok dönüp duruyor ki, adını "Rüzgâr Gülü" koyduk biz onun...
* * *
Bu fıkrayı da, ABD'nin siyasal kulislerinde; Irak'ta sayıları 2 bin 200'ü geçen, vurularak ölmüş Amerikan askerleriyle, kendilerini asla aldatmadığını iddia edip duran Başkan Bush için anlatıyorlarmış.
* * *
Bir tren kompartımanında; biri iri yarı, öteki de çelimsiz, iki kişi oturuyormuş karşılıklı.
Tren kalktıktan sonra, iri yarı olan, bir tükürük fırlatmış karşısındaki çelimsize...
Tükürük, ufak tefek adamın sağ kulağının dibinden geçmiş.
Derken bir tükürük daha... O da, sol kulağının dibinden geçmiş...
Derken bir tükürük daha... O da, başının hemen üstünden geçmiş...
Çelimsiz yolcu:
- Ne yapıyorsun yahu, demeye kalmadan; öteki:
- Merak etme, demiş; ben dünya tükürük şampiyonuyum, şaka yaptım seninle...
Ve suratının tam ortasına bir balgam yemiş. Çelimsiz yolcu:
- Sen de kusura bakma, demiş; ben sadece amatörüm...
* * *
Kim hangi politikacıyı seviyor, hangi politikacıya kızıyorsa; kim iktidarı, yahut muhalefeti tutuyorsa; onlar için rahatça anlatabilir bu fıkrayı...
* * *
Nasreddin Hoca'ya:
- Hoca, demişler; olmayacak bir dua et bakalım, kimse amin diyecek mi?
Hoca:
- Yargıçlarla savcıların da maaşları, milletvekillerininkiyle denk olur inşallah, demiş...
Amin sesi duyulmuş mu, duyulmamış mı, bilinmiyor...
* * *
Salah Birsel'den bir şiirle bitirelim yazıyı:
Bulut geçti
Sen şimdi kocanın evinde
oturursun
Ve saçların artık eskisi gibi
değil
Geceleri yemekten sonra
Çorap söküğü dikersin
Belki de ellerin soğan kokar
Senin kocan bir suratı çirkin
adam
Ağzı açık uyur
Ve senin vücudun bozulur
çocuk doğurdukça
c.altan@prizma.net.tr
|
|