Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 06 Aralık 2005 / Salı  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Evet, benim de çocuğum işyerine geldi. Ne var?

Batu'nun Milliyet ziyareti, Başbakan Erdoğan'ın Şemdinli ziyaretinden daha büyük sürpriz oldu. Gazetecilik virüsü kanına bulaştı. Şimdi onu çıkaracak doktor arıyoruz. Sağlık sigortası bu masrafı karşılıyor mu acaba?

igursoy@milliyet.com.tr

Herhalde her işyerinde aynıdır. Bizim burada birisi çocuğunu ya da bebeğini getirdiğinde, etraf ona tezahürat yapmak için gelen iş arkadaşları ile dolar. Küçük kişi önce çevresini saran ve neredeyse tamamen 20 ve 30'larını süren kadınların oluşturduğu gruba yoğun bir tereddütle bakar, ardından onu kurtarması için annesine veya babasına sığınır. Zamanla o grup dağılır ama içlerinde en hevesli iki-üç kişi çocuğa ilgi göstermeyi sürdürür, hatta ufak boyutlardaki bu misafirle birkaç dakika oynarlar.

Aslında hiç niyetli değildim
Benim ise işyerine gelen çocuklarla neredeyse hiç mesaim olmaz. Arkamdan yığınlar "Ay şuna bak, ne kadar tatlı" diye bir yöne seğirtirken ben Kadir İnanır edasıyla bilgisayara bakmayı sürdürür, iyi günümdeysem sert bir merhaba çekip hafifçe sırıtırım.
Sebebi biraz da şudur: İnsanların neden (zorunlu kalınan haller dışında) küçük çocuklarını işyerine getirdiğini hiç anlamam. "Millet, bende de bu model var" demek için mi? Yoksa ortaya çıkardığı bu eser hakkında kamuoyu araştırması yapmak için mi? Hani ben beğendim ama bakalım halk anlayacak mı diye...
Batu'yu da Milliyet binasına sokmak gibi bir niyetim yoktu hiç. Ama hayat her zaman planladığınız gibi gitmiyor tabii. Bazen siz Çağla Kubat-Mehmet Günsür röportajını kaçıncı sayfaya koyacağınızı tartışırken asansörden karınız elinde bir sepetle iniyor. Sepette de hâlâ ona sığabilecek kadar küçük çocuğunuz. Sürpriiiz!

Kimseye mavi boncuk yok
Elbette kurallar değişmedi ve bizim oğlanın etrafı sarıldı. Normalde bu saatlerde evde annesiyle oturup yastığını çiğneyen Batu, Türk basınının kalbinin attığı yere (burası benim masam oluyor, naçizane) gelince ilgi odağı oldu tabii. Kendisine doğru eğilen yüzlere teker teker baktı ama hiçbirine "Senden hoşlandım" mesajı vermeden, yabancı birilerini gördüğünde büründüğü suratsızlığını muhafaza ederek.
Daha sonra kaçınılmaz biçimde kalabalık biraz dağıldı, millet işine gücüne döndü. Daha da önemlisi karım bina içindeki diğer tanıdıklarıyla muhabbete gitti. Beni de Batu'ya göz kulak olma göreviyle taçlandırdı.
Çocuk sepetinde uzun süre dursa mesele değil. Ama sıkılıyor tabii ve ona hak veriyorum. Dört aydır günün çok büyük bölümünü uyuyarak, uyumuyorsa da yatarak geçiriyor bu adam. Ondan önce de zaten annesinin karnında iki büklüm vaziyette dışarı çıkmayı bekliyordu. Dolayısıyla beni kucağınıza alın diye sızlanmasından daha doğal hiçbir şey yok.
Yalnız ben de orada para kazanmaya çalışıyorum ve yapılması gereken işler var. Mecburen babalıkla profesyonelliği birleştirdim (Bir durum ancak bu kadar dramatik hale getirilebilir). Batu kucağımda sayfa tasarımı işlemine katıldı, "O ilanı oraya alamayız" pazarlıklarında bulundu, ofis ortamını tanıdı. Üstelik her zamanki gibi sakin, kişilikli, mızırdanmayan halini başarıyla muhafaza ederek.

Ve kriz başlıyor, hazır mısınız?
Ama nihayetinde o da dört ayını yeni dolduran bir bebek. Bir süre sonra uykusu geldi ve huysuzlaştı. Ben bildiğim bazı numaraları işleme koyup biraz daha zaman kazandırmayı becerdim ama işlerin çirkinleşebileceğini bildiğim için "Annen dönsün artık" duasını okumaya başladım. O dua daha gökyüzüne ulaşmadan bizimki ağlıyordu bile. Normalde hiç kullanmadığımız, sadece böyle kriz anlarında başvurduğumuz gizli nükleer silahı yani emziği buldum ama ok yaydan çıkmıştı bir kere. Begüm'e "Seni çok özledik, lütfen aramıza dön" içerikli bir telefon çakıp o gelene kadar babalık yapmaya döndüm.
Milliyet koridorlarında ağlayan oğlumu sakinleştirmeye çalışıyordum. Muhtemelen de birileri "İşyerine çocuk getirenleri de hiç anlamıyorum" diye içinden geçiriyordu.
Üstün çabalarım ve sihirli ellerim sayesinde Batu'yu kucağımda uyutmayı başardım. "Ne şahane çocuk, sadece 10 saniye ağlayıp hemen uyudu" dediler. "Ya, öyledir" diye cevapladım. Çocuğunu toplum içinde yücelt ki kendine güveni sarsılmasın!
Biz burada hafta sonu ilavelerini bitirdiğimiz gecelerde kimi zaman masalarda ya da koltuklarda uyuklarız. Batu gazetede uyuma alışkanlığını biraz erken kazandı.




CUMARTESİ
Çellonun dört yapraklı yoncası
İtalya'da meşaleyi birlikte taşıyacaklar
Bit Pazarı'na hafta sonu 28 bin kişi yağdı
Sanatla randevu
Melez modasının müziğe yansıması
En moda
En yeni

"Aydınlatmadan önce mimariyi bilmek şart"
Festival bu yıl daha gösterişli
MİNİKLERİN DÜNYASI





Cengiz Eren
İlke Gürsoy
Donatella Piatti
Sarıkız'ın Anıları
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2005 Milliyet