|
 |
|
|
11 yaşındaki Buğra dünyadaki müzik dehalarından biri
Buğra Çankır dünyadaki 668 müzik dehasından biri. Başvurduğu konservatuvarlarda herkesi kendine hayran bıraksa da otistik olduğu için her seferinde ret cevabı alıyor
MELİS ALPHAN
Buğra Çankır, dünyada sadece 668 kişide görülen bir yeteneğe sahip. Bu, Mozart ve J.S.Bach'ın da sahip olduğu ve doğadaki tüm sesleri nota diline deşifre edebilme yeteneği. Makine mühendisi Kemal Çankır ile tarih öğretmeni Necla Çankır'ın 11 yaşındaki oğulları Buğra'nın öyküsü, elinden tutulursa otistik bir çocuğun Türkiye'de de bir yerlere gelebileceğini gösteriyor. Ancak ona Türkiye'de hiçbir otorite sahip çıkmıyor. Çankır ailesi çaldıkları her kapıdan elleri boş dönüyor. Baba Çankır şöyle diyor: "Oğlumuzun zaten Tanrı tarafından verilmiş engelleri var. Yıllardan beri bu engellerle uğraştık. Bir de sistemin engellerine takılınca hazmedemiyoruz."
Buğra'nın müzik yeteneği nasıl ortaya çıktı?
Necla Ç.: İstanbul'daki psikoloğu "Çok hoş parça mırıldanıyor. Bir müzik öğretmenine danışalım" dedi. Birini bulduk ancak Buğra istemedi. Bu kez org aldık ve Buğra birkaç parçayı nota bilmeden hemen çaldı. Hatay'a gelince, çalıştığım okuldaki müzik öğretmeniyle tanıştık. Buğra'ya ders vermeye başladı. Buğra'nın kulağının "absolute pitch" olduğunu söyledi.
Kemal Ç.: Bu, Mozart ve J.S. Bach gibi ünlü müzisyenlerin, günümüzde Fazıl Say'ın sahip olduğu söylenen, milyonda bir rastlanan, doğadaki tüm sesleri nota diline deşifre edebilme yeteneği. Buğra her sesin karşılığını verebiliyor. Bu bir kuş sesi, dalga sesi, cam kırılması ya da çığlığınız olabilir. Bardağa vurup Buğra'ya "Hangi nota?" diye sorduğunuzda "La diyez" diyebiliyor. Buğra'ya UCSF (Kaliforniya Üniversitesi, San Francisco) Genetik Araştırma Merkezi'nin dünya üzerindeki "absolute pitch" özelliğini tespit etmek üzere hazırladığı testi uyguladık. Aldığımız e-postada Buğra'nın bu testi geçen dünyadaki 668 kişiden biri olduğu yazılıydı.
"Bir hafta onu konuştular"
Konservatuvar bu kadar yetenekli bir çocuğu otistik olduğu için mi almak istemedi?
Kemal Ç.: 2004'te Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'na başvurduk ve sınavdan önceki kursa kayıt yaptırdık. Kursun ilk gününde solfej öğretmeni Buğra'nın yeteneğini hemen fark etti ve diğer öğretmenleri çağırdı. Pek çok öğretmenin teorik olarak kitaplarda okuduğu ve canlı bir örneğini görmediği "absolute" bir öğrenci vardı karşılarında. Bir hafta Buğra'yı konuştular. Buğra yetenek sınavını kazandı.
Ancak seçme sınavından elendi. Konservatuvar müdürünün kapısını çaldım. "Lütfen kardeşim..." sözleriyle kapı yüzüme kapandı. Zaten nasıl açıklayabilirdi ki?
Necla Ç.: Daha sonra jürideki öğretmenlerden biri "Biz kendimize güvenemediğimiz için Buğra'yı almadık. Ona nasıl ders verebileceğimizi kestiremedik" dedi. 2005'te Buğra'yı Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'na götürdük. Öğretmenlerden Nuriye Arıkan, Buğra'nın kulağını ölçtü. Sonraki sevinç çığlıklarını duymalıydınız. "Ülkemde yoktur böyle biri... Ülkem adına gurur duyuyorum" diye çığlıklar attı. Konservatuvar idaresi olumlu bir yaklaşım sergiledi ancak üzerine vazife olmamasına rağmen, yetenek ayrımı yerine engelli ayrımı yapan sınav komisyonunun aldığı kararın üzerine çıkamadı.
Buğra'nın otistik olduğu nasıl anlaşıldı?
Necla Çankır: Daha 3 yaşını doldurmamıştı. O güne dek ağzından tek bir sözcük çıkmamıştı. Kreşte kimseyle iletişim kurmuyordu. İstanbul'da oturuyorduk. Psikiyatr bizi iki terapi merkezine yönlendirdi. Evde ders almaya başladı. Ben tarih öğretmeniyim ancak işi bırakmıştım. Eşimin bir PVC atölyesi vardı. Maddi imkanlarımızı buraya aktardık.
Dersler dışında sizin de özel bir çabanız oluyordu herhalde.
Necla Ç.: Buğra'ya birebir öğretmek gerekiyor. Kendi duyularıyla, deneyimleriyle öğrenemiyor. Ona bir ay boyunca çiçek resmi çizdim. Sonunda ağzından "çiçek" sözcüğü çıktı. İlk kez konuşuyordu. Sonra harfleri ve heceleri verdim. Böylece konuşmayı söktü.
Kemal Çankır: Ne zaman Buğra'nın eğitiminde aksama yaşasak, ailenin çözmesi gereken sorunların başında bu konu ilk sırayı aldı. Öğrenme süreci hiç durmamalıydı çünkü onu hayata ancak böyle bağlayabilirdik.
Hatay'a ne zaman taşındınız?
Necla Ç.: Hatay eşimin memleketi. 2001'de oraya taşındık. Buğra'yı bir okulda üçüncü sınıfa verdik. Sonra onu benim çalıştığım okula aldık. Ben sabahçıyım. Öğleden sonra altı saat sınıfta onun yanındayım. Ön sıra bize ait. Çok hızlı işlem yapabilse de, bir problem sorduğunuzda ona önce dille ulaşmanız lazım, sonrası çok kolay. Yanında ben olmadığımda dersi takip etmiyor.
"AİHM'ye gidebiliriz"
Buğra'nın eğitim hakkı açıkça elinden alınmış. Yasal yollara başvurdunuz mu?
Necla Ç.: 60 gün içinde davanın açılması gerekiyormuş. Geç kalmışız. Önümüzdeki yazı bekliyoruz.
Kemal Ç.: "Çocuğunuz otistik olduğu için almadık" da demiyorlar. Derlerse, pozitif ayrımcılık yapıldığı gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bile gidilebilir.
Yurtdışındaki okullara başvurdunuz mu?
Kemal Ç.: Yurtdışı düşüncelerimiz arasında hep var. Ancak bu çok radikal bir karar olur. Bunun için artık ümidimizin kalmaması lazım.
"Aile içinde sıradan bir çocuktan farksız"
Buğra ilkokula başladığında öğrenme zorluğu çekti mi?
Necla Ç.: İlkokul 1'e başladığında zaten çok iyi okuyordu. Çarpım tablosunu hemen öğrendi.
Okuldaki çocuklarla sorun yaşıyor muydu? Çocuklar çok acımasız olabilirler.
Necla Ç.: Sorun yoktu ancak diyalog da yoktu. Abisini de aynı okula verdik ve ikisi beraber servisle gidip gelmeye başladılar. Abisiyle arası hep iyi oldu. Aile içinde Buğra çok entegre. Sıradan bir çocuk gibi.
Otistiklere özel bir okula göndermeyi hiç düşünmediniz mi?
Necla Ç.: Bazı okullarda yan sınıflar varmış. Ancak biz buna hiç taraftar olmadık çünkü arkadaşlarıyla arası çok iyi. Sınıfça Buğra'yı çok seviyorlar. Bu düzeni bozmak istemem.
Buğra'nın sizinle arası nasıl?
Necla Ç.: Göz temasından hâlâ kaçınır, önceden benim dışımda kimseyle beden temasına da girmiyordu. Benimle diyaloğu hep iyi oldu.
Kemal Ç.: Eşim daha çok Buğra'nın yanında. Ben koordinasyon, yönlendirme gibi konularda yardımcı oluyorum. Eşimle iyi bir takım oluşturduk. Zorlandıkları noktalarda ben devreye giriyorum.
|
|
|

|