|
 |
|
|
Denizler yokken mavinin rengi neydi?
Ali Püsküllüoğlu'nun "Ereğli Yokken Armudun Adı Neydi" kitabını, dilini seven herkes okumalı. Semih Balcıoğlu'nun "Mavi"si ise gülümsetirken düşündürüyor
Ali Püsküllüoğlu'nu 1955'te ilk şiir kitabıyla, "Pembe Beyaz"la tanımıştım. 50 yıl olmuş demek. Dil çalışmalarına ağırlık verdiği dönemlerde bile benim için önce şairdi.
Onun sözlük çalışmalarını küçümsediğim anlamına gelmesin bu. Aksine, birbirinden değerli, yararlı sözlükler hazırladı Ali. Bu arada, onlar yüzünden başı derde girdi. Yargılandı, aklandı.
Şimdi benzer bir çalışması duruyor önümde. Alt başlığı "Çalımlı Sözler Kitabı" olan bir derleme: "Ereğli Yokken Armudun Adı Neydi" (Can Yayınları).
Ali kitabını şöyle sunuyor: "Sözlük çalışmalarım sırasında rastladıkça gülümsediğim hoş sözleri bir yana ayırdım. Bunların kimileri sözlüklere bile girmiş sözlerdi. 'Abacı kebeci, sen neci?' Bugün abacı da, kebeci de yok ama halkın sözü sözlükte yaşıyor. Bence hoş bir söz. (...) Sözlüklerde ararsanız böyle pek çok hoş söz bulursunuz. Onlar halkın yaratıcılığını belgeler. Ama halk, onları yaratırken de bıyık altından gülümser gibidir. Bunu da duyumsarsınız."
Ali bu sözleri bir sözlük düzeni içinde sunmak istemiş. Onları bir gülmece öğesi olarak düşünmemizi...
"Bu bir sözlük değil, halkın hoş sözlerinin küçük bir derlemesi" diyor. "Yani bir şakacı sözler, çalımlı sözler kitabı."
Sık sık kullanılıyorlar
Kitaptaki sözlerin bir bölümü oldukça yaygın. "Arapça değil mi, uydur uydur söyle", "Beğenmeyen küçük kızını vermesin", "Harç bitti yapı paydos", "Damdan düşenin halinden damdan düşen anlar", "Yüzünü gören cennetlik", "Saçın ak mı kara mı önüne düşünce görürsün", "Gelen ağam giden paşam" gibi sözler gündelik yaşamımızda sık sık kullanılıyor.
Kitapta benim asıl ilgimi çeken, pek yaygın olmayan, bir ara işitip unuttuğum ya da daha önce hiç duymadığım sözler oldu.
İşte birkaç örnek:
"Kurdun havadan geleceğini bilseydim iti arkası üstü bağlardım."
"Bizim tavuk bir yumurta yumurtlar, yedi mahalle duyar; elin kısrağı küheylan doğurur, (hiç) sesi çıkmaz."
"Evi yanık gâvur gibi çalışmak."
"İğne yemiş ite dönmek."
"Senin aradığın kantar Bursa'da kestane tartar."
"Minareyi yaptırmayan yerden bitmiş sanır."
Ve kitabın adını oluşturan söz:
"Ereğli yokken armudun adı neydi?"
Ali'nin kitabını, arka kapak yazısında önerildiği gibi, "dilini seven herkesin" okuması gerektiğini düşünüyorum. Ama en çok yazarlara, özellikle genç yazarlara yararlı olacağını sanıyorum. Belli cümleler, kalıplar içinde dönüp duranlara belki yeni renkler kazandırma olanağını verir.
Amatör ruhunu hep korudu
Peki, deniz yokken mavinin rengi neydi? Ali'nin kitabını bitirdikten sonra elime Semih Balcıoğlu'nun "Mavi"sini (Yapı Kredi Yayınları) alınca düşündüm bunu.
Daha önce çizgilerinden tanıdığım Semih Balcıoğlu'nun kendisini yaklaşık 25 yıl önce, "Güle Güle İstanbul" albümünü yayımladığımız zaman tanımıştım. (Yapıt, İtalya'da karikatür kitapları yarışmasında birincilik ödülü aldı.)
İki özelliği dikkatimi çekmişti: İlki, sanatçıların çoğunun yaptığı gibi sadece kendi dalı içinde kapanıp kalmıyor, edebiyatla, sinemayla, tiyatroyla neredeyse bir edebiyatçı, sinemacı, tiyatrocu gibi ilgileniyordu. Bu özelliği onun dünyaya, yaşama bakışında yeni pencereler açıyor, çizgilerinde özgün yorumlar belirmesini sağlıyordu.
İkinci özelliği, nice yıldır profesyonel bir çizer olmasına karşın, "amatör ruh"u korumasıydı. Fırçayı eline yeni almış bir genç gibi coşkuluydu. Bu da hep diri kılıyordu onu.
"Mavi"de bu iki özelliği de görmek mümkün.
Sanatçı, kitabın sunuş yazısında deniz mavisinin hem konu bolluğu hem de günlük yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası olduğunu söylüyor. "Mavinin içi çok zengin" diyor. "Sadece içi değil, üstü de zengin. Kalıntısı, balığı, kayığı, gemisi, dalgası, kirliliği, denizcisi, adası, yalısı, feneri, martısı... say say bitmez."
Elinizden bırakamıyorsunuz
Semih Balcıoğlu kitabında "say say bitmeyen" bu zenginliği, gülümseterek, düşündürerek sunuyor.
Genellikle vurucu olur karikatürler. Bir çizginin, bir esprinin, bir eleştirinin çarpışıyla başlar ve biter. Onlara bakarsınız, gülersiniz, belki bir an düşünürsünüz. 40 yılda bir içlerinden birini saklamayı düşünürsünüz, o kadar.
Kimi sanatçıların karikatürlerini ise elinizden hemen öyle bırakamazsınız. Semih Balcıoğlu'nun yapıtları gibi.
Yukarıda "gülümseterek, düşündürerek" dedim. Şunu da eklemeliyim: "Uzun uzun seyrettirmek..."
Laurence Olivier'nin bir sözü var: "Marilyn Monroe profesyonel bir amatördür."
Aynı sözü, "Mavi"nin kapağını kapattıktan sonra değiştirerek tekrarladım: "Semih Balcıoğlu profesyonel bir amatör..."
|
|
|

|