|
 |
|
|
Ya anlat, ya çeneni kapat!
Doping numunesi pozitif çıktığında "dilinin ucuna" kadar gelmişti Halil'in...
Biraz üsteleseniz, "İşte" diyecekti "Bana komplo kuranlar bunlardır"...
Yani, biraz üsteleseniz, halterimizin altındaki "Susurluk" ortaya çıkıverecekti.
"Kim"?
"Şu, bu, onlar"...
Ya da bana öyle gelmişti.
Sahte olabilir miydi Halil Mutlu'nun gözyaşları?
Yalan mıydı, "Yiyeceklerime ilaç karıştırmışlar" yakarışları.
Hayır... Çok inandırıcıydı.
İnandırıcı olmasının bir nedeni de sonraki gelişmelerdi:
Hemen bir "af ihtimali" yaratıldı Halil'e...
"Dubai'de indirecekler cezanı"!..
Galiba o yüzden sustu Halil.
Sustu ve Halter'in altındaki Susurluk, gelecek kavşaktaki kamyona doğru yola koyuldu.
Peki şimdi neden konuşmuyor? Ceza kesinleşti... Kaybedecek ne kaldı?
Neden, "Ne kadar önemli bir sporcuymuşum ve kimleri rahatsız etmişim ki benim yolumu kestiler" gibilerinden eveleyip geveliyor?
Orasını da bilemem.
Lakin bildiğim bir şey var; o da sevgili ülkemizde sahtekârlık yapmanın sahtekârlığı ortaya çıkarmaktan çok kolay olduğu. Yapmak için gönüllü bulabilirsiniz ama konuşacak adam karaborsa.
Olimpiyat şampiyonu bir sporcu dopingten yüz kızartacak ceza alıyor. Komplodan bahsediyor. Kimse oralı değil. Bu nasıl ülkedir? Nasıl spor teşkilatıdır ki ahlak kuralları değil, mafyanın "suskunluk yasası" geçerlidir?
Sen de ya doğru dürüst anlat, ya da çeneni kapat Halil.
Gökdeniz'i yakan ceza
Genel kanı; Gökdeniz'in ucuz kurtulduğu. Yarım sezonluk cezaya bakılırsa öyle.
Peki Gökdeniz gerçekten aramıza dönebilecek mi?
Ne gezer... Altı ay ceza aldı, ama altı yıla bedel.
Büyük bir ihtimalle futbol hayatı biter Gökdeniz'in bu ceza yüzünden.
Nasıl ki, "Kötü hekim candan, kötü imam dinden eder" derler - kötü hukukçu demeye terbiyem müsaade etmiyor- kötü ve adaletsiz ceza, kamuoyundan "müebbet" olarak döner işte.
Yanlış okumadınız... Bazen cezanın hafifletilmişi, en ağır cezadan beter yapar; ezer insanı. Hele toplumun sevgisine dayalı bir mesleğin içindeyse...
Kamuoyu tatmin olmadı mı yandı Gökdeniz. Dost bildiği tribünler kızar, hınçlanır, küser... Kendi yöntemleriyle uzatır cezayı. Büyük bir ihtimalle ölçüyü de kaçırır.
Toplum tepkisi berbat bir şeydir. Bir odaklanmasın adama... Yurt dışında bile yakalar, bulur, gereğini yerine getirir.
Hedef göstermiyorum ben... Durum tespiti yapıyorum. Gökdeniz'i hedefe koyanlar, önce kurnaz fikirleri, sonra arkadaşları ve nihayet futbolumuzun yargıçlarıdır.
Fikirler aklına şeytan sokmuş, arkadaşlar yardımcı olmuş, futbol yargıçları cezayı topluma havale etmiştir.
Şimdi Gökdeniz nasıl göğsünü gere gere dolaşacak sahada?
Baksanıza, yerelinden ulusalına, medya da karşısında.
Oysa 2 yıl ceza alsa; hem futbolun adalet sistemine inanç gelişecekti, hem de yufka yürekli halkımız onu bağrına basıp cezayı çektirmeyecekti.
Kimler affedilmedi ki bu memlekette.
Yani dilim varmıyor ama "birileri" Gökdeniz'in defterini dürmek için cezayı bu kadar indirdi gibi geliyor bana.
Atatürk yaşasaydı
Atatürk'ün hangi güzide kulübümüzün taraftarı olduğu bilinmiyor.
Aslında ne kadar güzel değil mi?
Böylece hiçbir kulübümüzün manevi ayrıcalıkları bulunmadığı gibi, hiçbir kulübümüz de "Atatürk'ün takımı" olmak gibi sorumluluk taşımıyor!..
Rahatça vergi kaçırabiliyorlar, tarikatçılara, mafyozalara kucak açabiliyorlar, ana avrat dümdüz gidebiliyorlar.
Ama rahat durmuyorlar...
Bu sefer de "Atatürk yaşasaydı bizi tutardı" spekülasyonları.
Neden diye sorsanız...
Ve "Neden tutmazdı" diye anlatsanız...
Okkalı tazminatlara katlanmak zorunda kalırsınız.
O yüzden gülüp geçeceksiniz.
Tıpkı, Necmettin Erbakan'ın "Atatürk yaşasaydı Refah Partili olurdu" dediğindeki gibi.
Yaşasaydı... "Siz ne yapardınız"?
Asıl o önemli.
Söz Fenerbahçe'de
Fenerbahçe mi?..
O konuda bir şey yazmayacağım.
Çünkü sıra Fenerbahçe'yi yönetenlerde... Onlar anlatacak Avrupa heveslerinin niye kursaklarında kaldığını.
Adı üstünde; yönetici... Vardır elbet bir analizi.
Neyi eksik Fenerbahçe'nin?... Ya da neyi "fazla"... Söylesinler biz de anlayalım.
Yalnız unutmasınlar PSV'nin hocası, Fenerbahçe için "bizden çok kaliteli bir takım" dedi. Yani tek tek futbolcuları Avrupa'da yürüyen rakibinden iyi. Stadı, parası, tarihi, seyircisi... Fark atar.
Peki ne kaldı geriye?
Anlatsınlar... Söz yönetimde.
Alpay'ın dirseği!
Bazı insanların baskı altında kalmaya direnci azdır.
Bu bir yaratılış meselesidir ve futboldaki temsilcisi Alpay'dır.
İsviçre maçında dengesi bozulan Alpay, Almanya'da devamını getirdi ve 4 maç ceza aldı işte.
Ne yapalım? "Sehpa"yı Almanya'ya mı taşıyalım.
Boşverin...
Dirençli ve dengeli olmayı, deneme yanılma yöntemiyle öğreniyor Alpay.
Baksanıza bu konuda "dirsek çürütüyor."
Müjde; Ailton kalacak!
Ailton'un günahını almışız... Meğer niyeti Almanya'ya tüymek değilmiş.
Alman meslektaşlar yanlış anlamış.
Yani gazetecinin yabancısı, yerlisi fark etmiyor. Herkes eğip bükebiliyor haberi.
Tıpkı futbolcuda olduğu gibi...
Türk malı da aynı, ithal de; ayakları duranın çenesi çalışıyor.
Yahu böyle oynadıktan sonra gitse ne fark eder kalsa ne fark eder.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|