|
Vietnam, Sultan Süleyman, Prof. İnalcık
Vietnam'da savaşın bittiği gün Saygon'daydım. Caddeler, meydanlar, açık pazarlar kapkaççılarla doluydu. Aman demişlerdi fotoğraf makineni boynuna as, elinde sallandırma! Cebinde para bulundurma. Ben de dolarlarımı boynuma bir kese asıp fanilamın altından karnımın üstüne koymuştum, en emin yer orasıydı!
Vietnamlı kapkaççılar tüy gibi hafif, çevik, lastik pabuçlu gençlerdi, kızlı erkekli! Ne bulurlarsa öyle kapıp kaçıyorlardı ki, yakalamak ne mümkün!
Zaten, Saygon'da yeni yöntem, "skutur" denilen bir nevi hafif motosikletlerle kapkaç yapmaktı. On binlerce skutur vardı trafikte. Caddelerden sel gibi akıyorlardı. Yani orada kapkaç motorizeydi, bizde ise gördüğünüz gibi organize! Ancak Vietnam'da bile kadınları yerlerde sürükleyip parçalamıyor, öldürmüyorlardı!
Mal, can güvensizliği!
13-14 milyonluk İstanbul eyaletinde, bugünkü polis gücü yetmiyor, ilgililer de söylüyor zaten! İstanbul her geçen gün asayişi yıkan olaylarla boğuluyor. Çünkü, Anadolu'dan "taşı toprağı altındır" diye (!) şehrin varoşlarına gelişigüzel akın var. Hayalleri gerçekleşmeyince çetelerin eline düşen bu insanlar suç işlemeye başlıyor; kapkaç, gasp, hırsızlık, soygun!
Ee, peki, hani Başbakanımız İstanbul'a göçü durduracağız, sınırlayacağız, diye bir laf atmıştı ortaya?.. Dünya turuna daldı, unuttu gitti! Çoğu verdiği söz de aynı akıbete uğradı! Ama en büyük sorun mal ve can güvensizliği, aldı başını gidiyor!
"Tarihçilerin kutbu" değerli tarih Profesörü Halil İnalcık ile Cumhurbaşkanı Demirel'in Rumeli'de Mostar ziyaretinde beraber olmuştum.
Yol boyunca kendisinden tatlı tatlı dinlediğim engin tarih hazinesinden, değerli bilgileri, ziynetleri adeta beynimi yıkamıştı.
Gazeteci, yazar ve bu uğurda arkeoloji mesleğini bırakan Emine Çaykara, Halil İnalcık Hoca ile aylarca konuşmuş, gayet dikkatli bilgili, belli ki çalışarak gayet güzel sorular sormuş Hoca'ya. O da cevaplamış. Fevkalade keyifle okunan bilimsel bir eser çıkmış ortaya. Herkesin anlayabileceği bir dille.
E.Ç.- Kaç yılları İstanbul'un nüfusu 500 bin olmuştur?
H.İ.- Fatih Sultan İstanbul'u aldığı zaman boşalan bir şehri büyük gayretlerle nüfuslandırmaya çalıştı. O döneme ait (1478) tarihli bir kadı istatistik defteri var. Orada kaç Müslüman, kaç Rum, kaç Ermeni, kaç Yahudi var tespit etmiş. Hane olarak veriyorum, herhangi bir evi beş kişi kabul edersek 70 bin civarında bir nüfus çıkıyor. II. Bayezıt zamanında İstanbul'un nüfusu 200 veya 250 bine varıyor. Asıl göçler Kanuni zamanında. Kanuni zamanında Avrupa'nın en büyük şehri İstanbul. Tahminimiz 400-500 bin arasında.
Özellikle Arnavutluk'tan, Doğu Anadolu gibi fakir bölgelerden iş için İstanbul'a göç ediyorlar. Seyyar satıcılık, hamallık gibi işlerde çalışıyorlar. Bazen mahalle arası seri katiller oluyor, Arnavutlara suç yüklüyorlar. Onları idam ediyorlar.
Bostancıbaşı çeviriyor
E.Ç.- Bugün göç edenler de aynı işleri yapıyor. O zaman da mı gelmeleri engellenemiyor?
H.İ.- Bostancıbaşının bir köprüsü vardı Bostancı'da. O köprüde Anadolu'dan gelen herkesi kontrol eder, eğer elinde kadı mührüyle, mürur senedi (geçiş izni) olmazsa geri gönderir. Çünkü iaşe meselesi oluyor, gelenler fakir fukara, suç ve dilencilik artıyor. Bunu Osmanlılar fark etti ve İstanbul'un nüfusunu kontrol altına almaya çalıştılar. Bugün demokrasi devrinde bunu yapmak güç.
Başbakanımız köprü başlarına 4-5 bostancıbaşı tayin etse acaba İstanbul kurtulur, asayiş kısmen düzelir mi? Haydi bakalım, şimdi de bostancıbaşı arayalım!
|
|