Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 10 Aralık 2005 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Belirsizliğin zaferi: PICASSO

Ünlü yazar Adalet Ağaoğlu, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nde açılan ve 26 Mart'a kadar sürecek olan "Picasso İstanbul'da" sergisini Milliyet için gezdi... Adalet Ağaoğlu, sergi izlenimlerini ve Pablo Picasso'yu yazdı

KONUK YAZAR - Adalet Ağaoğlu

Sabancı Müzesi'ndeki Picasso sergisine açılış gecesinden çok sonra, herhangi bir günde gittim. Merak bu ya, serginin İstanbul kültürel hayatına yaygınlıkla mal olup olmadığını anlamak istiyordum. Eğitsel ve mesleki planda olsun, saf izleyici katında olsun, Picasso büyüsü orta sınıftan milleti sarıp sarmalamış.
Sanatçının eserlerini içime sindire sindire, eski bir dostu görüyormuşum gibi, Picasso hayatı eşittir sanatı diyerek dolaşırken müze müdürü çok değerli Nazan Ölçer'e hayranlığım arttıkça arttı. Müzenin sağladığı teknik kolaylıklar, bilgi aktarımı, ışık düzeni, düzenlenişin esprisi, hepsinin ötesinde de derinden bir duyarlığın sağladığı atmosfer Picasso'nun sahiden de dünden bugüne geleceğin sanatçısı olduğu hissettiriyor. Aslında buralı, Türkiyeli olarak heyecan verici bir şey var: Sanatçının dağarından bugünlere kalan hiç bilinmeyen çalışmalarının, torununun müzesinden "kaldırılıp" ilk defa İstanbul'un Sabancı Müzesi'nde gösterilmesi: Sır dolu bir sandığın ilk açılışı gibi. Büyük bilge. Büyük olay.
Efsanesi bol bir resim, heykel, seramik ustasının İstanbul hayatı içinde belirmesi, bunu yerine getirenler için sevinç dolu teşekkür alkışlarını yüksek ve sürekli kıldı. Avrupa, ABD basınında da bu ilginin sesine uzak kalınmadı. Picasso'nun İstanbul ziyareti karşısında gösterilen harareti yüksek bu coşku yadırgandı bile denebilir.
İstanbul müzelerine, tarihi sarayları ve "salonlarına" ilgilerini uzak tutmuş bulunanların Sabancı Müzesi'ne koşturmalarını sorgulamak cesaret ister. Yanıt hazırdır:
"Ee, bu Picasso!"
Fakat, itiraf edeyim, Picasso için yüksek dozdaki bu ilgiyi her şeye karşın sorgulayışım aklıma birden resim sanatı uzmanı, yazar John Berger'ı getirdi. Şaşaası bol ressama onun farklı yaklaşımını düşündürdü. Hani bir zamanlar Londra'da kaçak göç hayatı yaşarken yoktan sayıla sayıla yok edilmiş Macar ressam Janos Lavin üstüne bir kitap yazmıştı ya? Hani bu kitabın adı, yakınlarda dilimize de çevrilmiş "A Painter of Our Time"dır ya? Hani John Berger burada, bir yandan Sanat ve Politika ilişkisinin izini sürerken, bir yandan da kendi fırçasının farklı gezinişiyle Picasso'ya alışılmış dışında şöyle bir dokunuverme cesaretini göstermiştir ya? Hani aslında kübizme kapıyı aralayan Cezanne'ın sessizce bir yana bırakılıp bilmezden gelinmesine homurdanarak:
"Eyy ahali, sizler Leger, Brancusi, Picasso gibi tanınmış sanatçıların şimdiki fiyatlarına değil, hayatlarındaki boyun eğişlerin fiyatına bakın!" deyivermiş de, bazılarının mesihten Picasso için besledikleri hayranlıklarıyla hesaplaşmalarına yol açmıştır ya?

İstanbul caddelerinde Picasso
John Berger, Pablo Picasso'nun Franco'sunu ima ile yetinebilirdi pekâlâ. Ama o, Macar ressamın hayatıyla iç içe dokunmuş sanatına eğilirken: "Efendim? Stalin mi 'ruh mühendisi' imiş? Geçin. Mühendislik, 'ötekilerin' kendilerine has ihtiyaçlarını hissedebilme fazileti demektir", diye yazmadan da duramamıştır. Ötekilerin kendilerine has ihtiyacını o da Picasso sanatındaki tutarsızlıkları tartışmaya açarken duymuş olmalı:
Kendine has ihtiyaçları hissedebilmek ve Picasso sanatındaki tutarsızlıklar...
Burunlarının ucundaki sergi ve müzeleri es geçen İstanbullunun Picasso'ya doğru koşturmasının altında yatan "kendine has ihtiyaç" nasıl bir ihtiyaç acaba? Toplumsal ve kültürel hayatımızdaki değerler kargaşasından doğma bir yersizlik, zamansızlık kaygısının kendine Picasso'nun yaratıcı dünyasıyla ifade imkânı bulabileceği sezgisi mi yoksa bu?
İstanbul kent nüfusunun Pablo Picasso ile buluşmaya koşturması doğrusu sorgulanmaya değer bir olgu. Yurt dışında şimdiye kadar gidip gördüğüm, Picasso dağarındakilerin tutam tutam gösterime çıkarılması demeye gelen sergilerin açılışı sırasında "duyduk duymadık demeyin!"ler üstüne bizdeki kadar basıldığına tanık olmadım. "Bizimkisi 'gökgörmediklik' mi acaba?" diye düşünmekten utanıyorum. Yine de görülüyor işte: İstanbul caddeleri, ağaçları, yapıları, köprü ve vitrinleri Picasso imzası taşıyan afişlerle dolu.

Kışkırtıcı tanıtım
Burada "dünyaca ünlü" denegelen pek çok aktivite oldu ve olmakta. Yanılıyor olabilirim ama, bunların hiçbiri için Picasso sergisine yapıldığı kadar izlemeye kışkırtıcı bir tanıtımı hatırlamıyorum. Figürlerin nesnelere, nesnelerin figüre karışıp bulanması karşısında ilk irkilişimi unutmuyorum. Hele Chagall'in "Çalgıcı"sı dururken Braque'la el ele kol kola yaptıkları "Ölü Doğa"larındaki gitar ve küpün yan yana, iç içe, araya insan ayağı, çocuk başı, köpek kulağı da karıştırılarak kafama gözüme sokuluşundaki despotluktan hiç hazzetmediğimi de...

Nesnelerle alışveriş
Fakat Madrid'de, Parisli, Viyanalı Picasso sergilerinden sonra, 1978'de Prado Müzesi'nde epeyce bir Picasso talimi yapıp, oradan hemen sonra "Guernica"nın kendisini Reina Sofia Müzesi'nde gördüğüm zaman, "Baskılara boyun eğmişlik ruhunun" bir yaratıcıda ne yapabileceğini neredeyse toptan gördüm. Öyle ki, bundan sonra bir kurt başının tornavida başına uyarlanmasına, erkeklik organından bir şişe açacağı yapmasına kadar, Picasso'nun nesnelerle bu biçimdeki alışverişine karşı bir ikilem duymadım.
Geçen yıl, New York Modern Sanat Müzesi'ne eklenen yeni bölümlerin girişinde küçük bir "Picasso yeni zamanlar sergisi şurada" yönlendirici bilgisinden başka öyle afiş üstüne afişler falan yoktu. Burada sanatçının seramik, heykel, ot, kıl vb. gibi çeşitli malzemelerden çıkardığı sergisini gezebilme şansına kavuştum. Yeni Akımlar ve Picasso. Hepsi yan yana. Mesela Meret Openheim'ın 1936 yapımı, her yanı kürk kaplı kahve fincanı da orada, Picasso'nun çeşitli zamanlarda çeşitli malzemelerle, farklı ışık kırılmalarına izin verecek biçimlerde yaptığı çeşitli "Donkişot" eskizleri ve heykelleri de orada.

Tehlikeli 'Şey'lik gücü
Burada olsun, daha önceleri Paris'te, Viyana'da olsun çeşitli sergilerini her gezişimde Picasso'ya çok mu bayıldığımı, değişik dönemlerinde uğrattığı şaşkınlıklar yüzünden ona karşı derin bir ikilem içinde mi kaldığımı kendi kendime sormadan edememekteyim. Yanıtım ise hep aynı: İşte bu. Bu işte belirsizliğin zaferi! 'Şey'lerin tehlikeli 'şey'lik gücü bu...
Günlerdir yollarda, duraklarda, ağaçlar ve yapılarda göre göre zihnime artık "Avignonlu Kızlar" kadar nakşedilmiş Picasso imzasını taşıyan mavi afişler benim için en sonuncu ve en güzel eseri olup çıktı: Belirsizliğin zaferi!
J. Berger'in seslenişi ise kulaklarımda: "Eyy ahali sizler tanınmış sanatçıların şimdiki fiyatlarına değil, hayatlarındaki boyun eğişlerin fiyatına bakın!"
Haa sahi, Çubuklu'nun Hayal Kahve / lokantası, sergi kapanana kadar Picasso'nun en sevdiği yemeklerden oluşma bir mönü sunuyormuş. Sanatçının tercihine, damak tadına göre yiyip içmeye var mısınız? Yemekler, gagasının ucunda bir tutam otuyla "Barış Güvercini" çizimli seramikten Picasso tabakları içinde sunulmaktaymış.





GÜNCEL
Şırnak'ta 4 şehit
Tecavüzcüler serbest
Belirsizliğin zaferi: PICASSO
FBI'ın başkanı 20 valizle geldi
Fly Air, Erbil'de
Stent bugün, duruşma çarşamba
Başkan Topbaş'a 'kampus' tepkisi
Demirel'in dosyası 'kayıp'
Solun geleceği için konferans
İnsanlığın onur günü
İstanbul Modern'de istifa
Kardeşe gözyaşı...
DEHAP il başkanı gözaltına alındı
Aram Yayınevi sahibi Taş'a 6 ay
Öğrenciler, Model BM konferansında buluştu
Çiroz Kampı'na tahliye
Vatan-İkitelli yolu yarın trafiğe kapalı
Şahin'e onay çıkmadı






Melih AŞIK
Atatürk'ün şefleri!
Hekim okurumuz, Ankara Atatürk Eğitim ve Araş...
Can Dündar
Rektörün tutukluluğu Avrupa hukukuna ters
Strasbourg'da Rıza Türmen'le buluştuk. Türmen...
Hasan PULUR
Din kardeşliği denilince...
BAŞBAKAN Erdoğan, uzak diyarlardan Türkiye üz...
Çetin ALTAN
Yöneticilerimizin "dünya vatandaşlığı" egzersizleri...
Üstünde yaşadığımız "Yer" yuvarlağının üçte 2...


 2003 yılında neler oldu
 2004 yılında neler oldu

© 2005 Milliyet