|
 |
|
|
Vakıf seçiminden genel kurula
Kulüpler Birliği Vakfı başkanlık seçimini basit bir görev değişimi değerlendirmek, perde arkasında yaşanan gizli çekişmeyi görmezden gelmek demektir.
İki haftalık süreçte yaşananlar, Futbol Federasyonunun olağanüstü genel kurul provasının bir parçasıdır.
Şöyle bir hafızanızı zorlayın.
Futbol Federasyonu hangi dönemde Vakfın içişlerine bu denli karışmış, seçim sonuçlarını belirlemek üzere müdahalede bulunmuştu?
Hangi başkanvekili kulüp başkanlarını tek tek arayıp istikamet göstermişti?
Seçimin sonuçlarının planladığı gibi çıkmayacağını anlayınca, hangi federasyon üst düzey yöneticisi genel kurul erteletmişti?
Bunların hiç biri rastlantı değildir.
Aziz Yıldırım aylar önce vakıf başkanlığı için Özhan Canaydın'ı önerdiğinde, önceki gün sergilenen konsensusun sağlanamamasının nedeni çok açıktır.
Teklif Fenerbahçe'den gelmiştir. Bunu desteklemek bazılarının gücüne gitmiştir.
İşte otoriteyi kullanmak ile korumak arasındaki çelişki budur.
Ancak Fenerbahçe'yi özellikle son 6 aydır federasyonun tüzel kişiliği karşısında potansiyel bir tehlike olarak görmek de kabul edilebilir bir paranoya değildir.
Bu tarz bir çekişme içine girmek Türk futboluna yapılabilecek kötülüklerin en büyüğüdür.
Yakın geçmişte yaşadık ve yarattığı tahribatı gördük.
Yazık ki şimdi de gelişmeler buna işaret etmektedir.
Beklenen karar
Diğer yanda futbolun mevcut yönetiminin artık Levent Bıçakcı federasyonu olarak adlandırılamayacağı ortadadır.
Çünkü başkan kontrolünü kaybetmiş, inisiyatif başka ellere geçmiştir.
Bu oluşum Bıçakcı'nın ne zaman görevden ayrılması gerektiğini belirleyecek güce ulaşmıştır.
Nitekim dün alınan olağanüstü genel kurul kararı her ne kadar "güven tazelemek" olarak nitelendirilse de, köklü bir takım değişiklikleri beraberinde getirmesi kaçınılmazdır.
Mahmut Özgener, Şekip Mosturoğlu ve Serdar Güzel-aydın gibi federasyonun en önemli isimlerini küstüren Bıçakcı'nın "vurdumduymaz, umursamaz, değer vermez" tavırları beklenen sonun hazırlanmasına katkı sağlamıştır.
Vazo kırılmıştır. Parçaları yapıştırmaya çalışmak sonuçsuz bir çabadır.
Zaten Türk futbolunun da buna ne tahammülü, ne zamanı kalmıştır.
Endişemiz, Bıçakcı'nın halefini arayan gücün, yakın geçmişteki gibi yanlış tercihlerde bulunması, liderlik vasfı taşımayan, futboldan bihaber bir aday üzerine uzlaşma sağlamaya kalkmasıdır.
Türk futbolunun buna da sabrı kalmamıştır.
Kapıdaki tehlike
Futbolun ateşi giderek yükseliyor. Amatör kümesinden en üst ligine tehlikeli bir tırmanış gündemde. Geçen hafta bir Süper Lig maçında yaşananlar bunun göstergesi. Alt sıralardan kurtulma uğraşı veren ev sahibi takım, ilk yarısı berabere biten müsabakada hakemden memnun değil. Kulüp başkanı ise daha öfkeli. Devre arasında hakemlerin soyunma odasına inen başkan kapıyı vurup içeri dalıyor. Hakemler ne olduğunu anlamadan başkan omuzuna aldığı paltosunu şöyle bir düzeltip "Dikkatli olun, doğru maç yönetin" uyarısında (!) bulunuyor.
Önceki gün bir büyük kulübümüzün başkanı hiç de alışık olmadığımız bir tarzda basın toplantısı düzenleyip hakemlere gözdağı veriyor. Sözcükleri seçerek telaffuz etmeye çalışsa, nezaket sınırlarını aşmamaya özen gösterse de yaptığı iş "aba altından sopa göstermenin" daniskası.
Daha ligin ilk yarısı bitmeden bu üstü kapalı tehditleri görünce, sezon sonu yaklaştığında hakemlerin başına gelecekleri düşünmek bile istemiyor insan...
Bu yabancılar da fıs çıktı...
Futbol Federasyonu Başkanı Levent Bıçakcı ulusal savunmayı yapmak için kendisi dahil yedi avukatla Zürih'e çıkarma yaptığında şaşırmıştık..
"Madem suçsuz olduğumuzu iddia ediyoruz, bir savunma ordusuyla FIFA Disiplin Kurulu'nun karşısında ne işimiz var?" diye düşünmüştük
Bize yöneltilen suçlama federasyon yöneticilerinin iddia ettiği gibi ciddi boyutlarda değilse, iki Alman, bir İtalyan ve dört Türk hukukçudan oluşan heyetle orada bulunmak çelişki değil miydi?
Aslında "çok uluslu savunma ittifakı" başımıza geleceklerin de habercisiydi.
Her neyse... Bugünlerde aynı yöneticiler açıklamalarıyla kamuoyunu olası cezaya alıştırmaya çalışıyor.
İşin ilginç yanı ise Federasyon Başkanı Bıçakcı'nın tavrı.
Sayın başkan yakın çevresine "Bu yabancı avukatlar da fıs çıktı" şikayetinde bulunuyormuş.
Bıçakcı'nın sözlerini tebessümle karşılıyoruz.
Yedi tane hukukçu İsviçre maçının öncesi ve sonrasında yaşananların "organize bir eylem olmadığını" iki gün boyunca anlatamadı, disiplin kurulu üyelerini masumiyetimize (!) inandıramadıysa...
Vay halimize.
CIP'ten kimler uçar?
Futbol Federasyonu başkanı bir süre önce hakemlerin havaalanlarında CIP salonlarını kullanacaklarını açıklamıştı. Dün Ankara'da Esenboğa havaalanındaydım. İç hatlar terminalindeki tadilat nedeniyle ortalık ana-baba gününe dönmüştü. Yurt içi ve dışı seferler ile charter yolcuları, hacı adayları hepsi bir salona doldurulmuştu. Yüzlerce insan arasında nefes alacak bir boşluk bulmak zordu.
Karşıma biri FIFA kokartlı iki süper lig hakemimiz ile yardımcıları çıktı. Kalabalık içinde ayakta duracak yer bulmakta zorlanıyorlardı. Sıkıla sıkıla bir köşede uçak saatini beklerken yanlarına yaklaştım. Hal hatır merasiminden sonra dayanamayıp sordum:
"Hayrola siz artık CIP'den uçmuyor musunuz? Federasyon başkanı söz vermişti. Ne işiniz var bu itiş - kakışın içinde?"
Yüzüme şöyle bir baktılar. Yutkundular, sustular...
"Ağabey bizim uçak kalkıyor" diye vedalaşıp gözden kayboldular.
Sistem çöküyor...
Tahkim Kurulu'nun Semih'in cezasıyla ilgili kararı futbol hukuku adına bir skandaldır.
Sistemin çökmesine yol açacak ibret verici bir olaydır.
Futbol Federasyonu başkanını hiçe saymaktır.
Onu temsil eden görevliyi zan altında bırakıp yanlış beyanda bulunmakla suçlamaktır.
Neredeyse verdiği her karar tartışma yaratan kurulun Türk futboluna daha büyük zararlar vermesi engellenmelidir.
Futbol hukukunu bilmeyen insanların bir araya geldiği bu kurulun varlığı risktir.
Çünkü her biri ayrı içtihat oluşturacak ibret vesikası kararları yarın telafisi mümkün olmayan bir karmaşaya yol açacaktır.
Hesabını vermek ise kurulu oluşturanlara düşecektir.
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|