|
Yöneticilerimizin "dünya vatandaşlığı" egzersizleri...
Üstünde yaşadığımız "Yer" yuvarlağının üçte 2'si deniz. Ve "Yer" yuvarlağı ne Hindistan'dan ibaret, ne ABD'den, ne Japonya'dan, ne de Türkiye'den...
Başbakan Tayyip Bey, çok hızlı algıladı "Yer" yuvarlağının her yerine, şıpın işi gidilebileceğini ve yerel hükümetin değişik başkentlerden de rahatça yönetilebileceğini...
***
Yeni Zelanda'da, yahut Avustralya'da da kürsülere çıktığında, yahut mikrofonlar sana doğru uzandığında; 3-5 konuşma yapıp, 7-8 de demeç şaklattın mı; Ankara'da da işler bal gibi yürüyebiliyor. Üstelik hem türban, hem Kürt, hem AB üyeliği sorunlarını, bir ipe çiroz dizer gibi, yanyana dize dize...
***
Bunlara isterseniz parti içi demokrasiyi de ekleyebilirseniz, parti dışı demokrasiyi de...
Değişik bir açıdan bakıldığında, tam bir "dünya vatandaşlığı" egzersizi...
***
Sadece Tayyip Bey mi, değerlendirme peşinde "Yer" yuvarlağını; "Doğu-Batı Enstitüsü" tarafından son "10 Yılın En İyi Devlet Adamı" seçilen İngiltere Başbakanı Tony Blair de; Londra'da şerefine düzenlenen törene katılmış olan eski İstanbul Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna'ya bakın ne demiş:
- Ben Türkiye'yi çok seviyorum. Öyle ki, emekli olduktan sonra Türkiye'ye gelip yerleşmeyi düşünüyorum...
***
İngiltere'ye yerleşmiş, yahut İngiltere'de de ev almış bir yığın Türk'ün de bulunduğu düşünüldüğünde...
"Yer" yuvarlağı artık, siyasal sınırlarla kelepçelenmeyen geniş bir ufuk içinde değerlendirilmekte...
Böylesi bir değişime, "dünya vatandaşlığı" egzersizi demez de, ne dersiniz?
***
Tabii ilk adım "Avrupa vatandaşlığı"...
20-25 yıla kadar "Avrupa vatandaşlığı", kendilerinin kimliğini yeniden sorgulamaya başlayan Türkler'in, yahut Türkiyeli'lerin; -Başbakan Tayyip Bey'in gündeme taşıdığı taze bir deyimle- "üst kimliği" olacak.
Avrupa vatandaşı olan Müslümanlar, Roma'daki camilerde namaz kılarken; Katolikler de İstanbul'daki kiliselerde haç çıkaracak...
Stockholm'deki belediye yönetimlerine Türkler nasıl katılabiliyorsa, Konya'daki belediye seçimlerine de İsveçliler öyle katılacak...
***
Bir türlü yeterince kentlileşemediği için, tabularla dogmaların arasında sıkışıp kalmış olan Türkiye'ye; ta Avustralya'dan, boşuna seslenmiyor Başbakan Tayyip Bey:
- Eski kafayı değiştirin, Türkiye'yi dünyaya açıyoruz...
***
Sivil-militer üst düzey kadrolarımız da yıllardır, hem ülke, hem bölge, hem dünya sorunlarını görüşmek için; kuşlar gibi uçu uçuvermiyorlar mı Washington'a?
Pentagon da, İncirlik askeri hava üssünden; Ankara ile stratejik dostluğunun selamlarını gönderiyor, Türkiye'nin nereye gitmekte olduğunu sorgulayanlara...
Ve bu arada Avrupa Konseyi İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türkiye hakkında verdiği kararlar da, kimseye pek duyurulmadan usul usul uygulanıyor...
***
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, Brüksel'deki NATO toplantısında, İngiltere temsilcisine ayrılmış olan koltuğa oturarak konuşuyor, ABD Dışişleri Bakanı Condeleezza Rice'la...
Neredeyse üst kimliklerin eşitlendiği, evrensel bir dostluk işte...
***
Bu arada Güney ve Kuzey kutuplarını da ihmal etmemek gerek...
Keşke Tayyip Bey oralara kadar da uzanıverse...
Bakalım Güney Kutbu'ndan mı daha kolay yönetilebiliyor Ankara, yoksa Kuzey Kutbu'ndan mı?
Ondan sonrada sıra Uzay'a gelir...
***
Tek sorun Kıble'nin saptanmasının Uzay'da, Güney ve Kuzey kutuplarındakinden de daha zor olması...
Ama sanırım Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, bir çözüm bulunur ona da...
Nasıl ki, içki ruhsatı olmayan lokantalarda çayların içine, özel cep mataralarından konyak dökülerek, güzel güzel sıcak "punç"lar içiliyormuş.
Demokrasilerde çare tükenmez...
***
Antalya'ya bol miktarda gelen Rus turistlerle, Köyceğiz dolaylarına yerleşen İngiliz, Alman, Hollandalılar da, "dünya vatandaşlığı"nın ilk Marco Polo'ları...
Kentlileşme süreci hızlandığında, köylü kafası aşıldıkça; küreselleşmeyle "vatanın elden gitmeyip, genişlemeye başladığı" da çıkacak ortaya...
Çat orada olacaksın, çat şurada...
Dünya vatandaşları arası evliliklerden, dünya vatandaşı bebekler gelecek dünyaya...
Olsa olsa, nutuk atarak, rahat ve itibarlı yaşamının piyasası daralacak ve sıradan insanlara tepeden bakıp, havalı dolaşmanın cakası pörsüyecek...
***
Tüm dünyada eşdeğer düzeyde sağlık hizmeti...
Tüm dünyada eşdeğer düzeyde eğitim ve üniversite...
Tüm dünyada aynı kimlik, aynı para...
Tüm dünyada aynı kalitede bir yaşam...
***
Hadi canım sen de; olmaz öyle şey mi diyorsunuz?..
III. Selim'i de türbesinden kaldırıp gösterin kendisine cep telefonlarını, TV'leri, otomobilleri, uçakları, bilgisayarları, "Yer" küresinin uzaydan çekilmiş fotoğraflarını; bakalım inanacak mı?
***
Diyelim 100 yıl sonra, diyelim 200 yıl sonra...
Başbakan Tayyip Bey, ta Avustralya'dan eleştirilere tumturaklı yanıtlar yetiştirirken; biz de biraz genişçe açmışsak kumaşları ne çıkar yani? Siz kendinize göre yapın terziliğini...
***
Malum ya:
İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar...
c.altan@prizma.net.tr
|
|