Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 14 Aralık 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Sizin içiniz geçmiş arkadaşlar

Sarıkız'ın Anıları


Hayatınızda ne aşk kalmış ne tutku. Ölmüşsünüz annem siz. İclal Aydın ve Tuna Kiremitçi ilişkisine oturdukları yerden kaşıntı edebiyatı yapanlardan söz ediyorum. Yok "Bi lokma sübyanla kadını ortada bırakan koca", yok "Kendisi anne olduğu halde birlikteliği kabul eden yazar kadın!", yok "Bu aşk onlara yakşmadı"... En güldüğüm de, hepiniz bu çifti şuura davet ediyorsunuz. Aşkta şuur ne gezer? Artık medyadaki veya sokak arasındaki yavan sohbetlerden çok sıkıldım, son noktayı koymak istiyorum izninizle.
Bir kere bu aşktan size ne? Sizin o üstün fikirlerinize bu çiftin çok mu ihtiyacı var sanki? Sonra hepiniz tornadan çıkmış gibi kesintisiz ve pürüzsüz müsünüz? Aranızda bunu yapanlar yok mu? Yani ve hatta gül gibi giden evliliklere üçüncü kişi olarak balıklama atlayanlarınız olmadı mı? "Vicdanınız neredeydi o zamanlar?" diye sormazlar mı adama?

Üçüncüye yer yok
Gelelim Tuna beyin (hiç tanışmadık) kocalığına ve babalığına. Aslında önce ayrıldığı eşi hanımefendiye sormak gerekir diye düşünüyorum. Yürekten bu evliliğin devamını istiyor muydu? Bilinmez, belki ilişkiyi bitiren kendisiydi. Veya doğumdan sonra bebeği bütün dünyası oldu ve sadece onunla baş başa kalmak istedi! Olamaz mı? Annelik neticede böyle tuhaf bir şeydir çünkü. Yaşadığınız bu "yeni aşk" bazen o kadar güçlüdür ki, gözünüz ve teniniz başka birine tahammül edemez. (Her ne kadar ortalık doğum ve loğusa uzmanından geçilmese de bana inanın arkadaşlar, tecrübe konuşuyor şurada.)
Bildiğim diğer bir şey ise -başka pürüzler yoksa- kadın kısmı ana olduktan sonra kolay kolay bunalıma girmez. Tam tersi mutluluktan uçar. Tek derdi uykudur ve uykusuzluğun getirdiği tahammülsüzlüklerdir. Bir de çocuğunun sıhhatli olması kaygısını taşır. O kadar. Onun dışında yanında koca olmuş olmamış, çiçek getirmiş, saçını okşamış... Önemlidir belki ama örneğin yavrusunun beslenmesi kadar değil.
Bakın bu şu şekilde olur (hatırladım da ağzım sulandı birden): Önce yatağa pofuduk yastıklar doldurursunuz. Romantik bir ışık ve sevdiğiniz bir müzik yavaştan... Sinenizi açıkta bırakan ince bir gecelik... Ve uzanırsınız yatağa (Sineyi boşuna açıkta bırakmadık. Çünkü oraya bebeği yatıracağız). Sonra ipeksi yanağına yanağınızı dayarsınız. Elinizi zıbının içinden içeri sokup yumuşak göğsünde dolaştırırsınız. Ama fazla bastırmadan.
O mırıl sesler çıkarırken kokusunu burnunuza çekersiniz. Pudraya karışmış süt kokusunu. Efendim? Kapı mı çalındı? Kim? Brad Pitt mi? "Yok" deyin. Belki birkaç yıl sonra... Israr mı ediyor? Ayol bu adam bilmiyor mu, anne-bebeğin yaşadığı o muhteşem ritüelde hiç kimseye yer yoktur.

Babalar da aşık olur
Babalar da aşık olur çünkü koca olmak, baba olmak, hele sevgili olmak farklı şeylerdir. (Altı yıl sonra yeri gelmişken belirtmeliyim. Yazılarında ve söylevlerinde az önceki gibi cümleleri ilk kez kendileri bulmuş gibi yapanlara kızıyorum. Bunların başına-kıçına mutlaka "Bildiğiniz gibi" ifadesi ilave edilmeli.) Evet, bildiğiniz gibi şu babalık-kocalık-sevgililik yani bu farklılık detaylandırılmazsa işin içinden çıkılmaz olur. Koca karısını sevebilir. Her ne kadar o kadın artık uzun uzun gözlerine bakmak istediği kadın değilse bile, annesi kadar bağlı olduğu, takdir ettiği, kılına zarar gelmesini istemediği biridir. Ama bütün bunlar adamın sevgilisinin sesini duyduğunda kapıldığı heyecanla kıyaslandığında sönük kalır. Sevgili ile her daim birlikte olmak için çarpan yürek, portmantoda unutulmuş sevgilinin kabanı veya onun da okuyacağını bildiğin köşe yazısını yazabilmek... Tutku budur işte. (Şimdi Tuna Kiremitçi bunca yıldan sonra karısının sabahlığını gördüğünde niçin heyecanlansın canım? )
Baba-çocuk ilişkisini sona bıraktım. Hiçbir duygu ile kıyaslanır bir yanı olmadığı için. Ya da temel gerçeğin, erkeklerin çocuklarından uzak kalmaları halinde bile onlardan ömür boyu vazgeçemedikleri olduğunu bildiğim için. Geriye ne kalıyor? İclal hanımı ve Tuna beyi rahat bırakmak. Hepimiz gibi ömürlerini, bilgilerini, erdemlerini mesleklerine vermiş fertler olarak neyi hak etmiyorlar sizce? Başarıyı mı, aşkı mı, mutluluğu mu? Bu soruya düşünerek cevap verin. Bilinmez, aynı durum ileride sizin de başınıza gelebilir.

Bana ferahlık verdiler
Sonuçta, "Bu ilişki ömür boyu sürer" diyecek değilim. Ben söylesem en başta onlar inanmazlar. Ancak temenni edebilirim.Yüzlerinde gördüğüm ifade, son yıllarda hissetmekte zorlandığım bir ferahlık verdi içime. Aşkları bereketli olsun.
Tabii ki bir de not: Siz İclal hanımı filan bırakın da Türkiye'nin milyonlarca sorununa ek olarak o canım Göztepe Parkı'na cami yapanlara bakın. Genç bir gazeteci çıkmış ortaya, "Filanca parka tiyatro yapıyorsunuz da cami niye olmasın?" diyor. Oturun bu genç adama anlatın: "İbadeti evinizin bir köşesinde yapsanız da olur. Ama tiyatro grup halinde izlenebilir ancak."



Yazara e-mail



CUMARTESİ
"Fiziksel avantajım var"
Serginin yıldızı İznik seramik şişe
Avrupa listelerinde bir Türk DJ
Milli Reasürans "barlar sokağı"
Eski Budak sineması şimdi kültür merkezi
En moda
En yeni

9 aylık moda
Durdurulan söyleşinin
Milliyet Kitap geliyor!
Post-it'li giysi ve heykel yarattılar
Sinema ile tarihin buluşması





Cengiz Eren
İlke Gürsoy
Donatella Piatti
Sarıkız'ın Anıları
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç Ural

© 2005 Milliyet