Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 16 Aralık 2005 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Elektrikler kesikti hocam, kataloğa çalışamadım

Minicik bakkalda, her gün satın aldığım cipslerin yerini bile bulamam ben. Ikea'da ne işim var? Gelmeden önce katalogdan dersime de çalışamadım. Kesin alışverişten çakacağım...


Bilgisayar aldım. Böylece evdeki bilgisayar sayısı üçe yükseldi. Evdeki bilgisayar parkını gören zanneder ki ben burada çok mühim işler yapıyorum, bir bilgisayarın başından kalkıp diğerine oturuyorum... Nerde!
Evde bilgisayar açmam bile. Açsam da spider solitaire -bir tür iskambil falı- oynamak için açarım. Arada internete girerim. Bir de eve gelen çocuklara oyuncak niyetine bilgisayar veririm. Niye üç bilgisayarım var?
Maksat, Türkiye'de kişi başına düşen bilgisayar sayısı artsın. Ocak ayında Bill Gates gelecekmiş ya, adama rezil olmayalım. Böyle de düşünceli bir kimseyim.
Bir de ümit işte... Evde çalışmama bahanem, çalışma odasındaki bilgisayarın çalışma odasında olması ve bir gün aniden çökecek kadar yaşlanması. Laptop'ta çalışmamamın sebebi de onun laptop olması ve laptop'lardan hazzetmemem.
Yeni bir bilgisayarım olursa, ona evde televizyonu gören bir yer hazırlayabilirsem, kim bilir, belki evde de çalışırım ara sıra, yazı bile yazarım... Diye umuyorum.
Neyse, asıl mesele benim performansımı artırma yöntemlerim değil; Türkiye'de bilgisayar masası bulmanın imkansızlığı...
Bilgisayarım geldi, salonun ortasına kondu.
Ve ben diyeyim tüm Türkiye'yi gezdim, siz anlayın İstanbul'da üç-beş mağazaya gittim; yok -bilgisayar masası yok! Kocaman, ahşap çalışma masaları var. Bunların klavye için ayrı yeri olanları, hatta bilgisayar kasası için bir yeri olanları da var. Ama istediğim gibi bir masa yok!
Kime sorsam, herkesin dilinde bir Ikea var: "Ikea'ya gitsene..."
Abi, eskiden Ikea mı vardı? Ikea yokken bu ülkede bilgisayar masası yok muydu?
Ben Ikea tipi bir insan değilim.
Oraya gitmeyeceğim!
En son Cevahir'de -düşünün, Cevahir'e bile gittim- bir Amerikalı çocukla kaynaştık Ikea sohbeti münasebetiyle...
Ve işte Ikea'dayım.

Bunu ben mi kuracağım?
Ben çalışmadan geldim buraya. Oysa Ikea'dan alışveriş yapacaksanız önce katalog üzerinden dersinize çalışmalısınız. Neyse ki girişte katalog veriyorlar; ve mezura ve kağıt ve kalem... Nasıl bir yere geldim ben?
Hayalimdeki bilgisayar masasını değilse de ona yakın bir şeyi alabileceğim bir yere...
Printer için yeri, CD'liği ve en mühimi kabloları göz önünden kaldıran bir bölmesi var. Budur. Bir de ofis sandalyesi beğendim.
Bunları kağıda not aldım, alt kata indim. İnanmazsınız, Ikea'da self-servis alanından kodunu not aldığım şeyleri de buldum.
Döndük mü eve? Döndük. Aldığım masa, incecik bir kutunun içinde yatmakta... Onu ben kuracakmışım. "Okuma-yazma bilmeyenlerin bile yapabileceği kadar basit bir iş" demişti arkadaşlar. Kutuyu açtım, bana hiçbir mana ifade etmeyen parçaları çıkardım, bir sürü vidalar falan... Kılavuzu açtım... Hiiii!
Okuma-yazma bilmiyor olabilir miyim? Ikea'yı aradım: "Ben bunu nasıl kuracağım?"

Parça arttı ama masa tamam
Çocuk diyor "Kutunun içinde alyan anahtarı var", ben diyorum "Tornavida olmaz mı? Bunları birbirine çaksam, durmaz mı?"
Hayatımda hiç alyan anahtarı görmedim ama kutudan alyan anahtarına benzer bir şey çıkmadığında ısrarlıyım. Neticede "L" şeklindeki sefil parçanın alyan anahtarı olduğu ortaya çıktı. Ben de masayı kurdum.
Üstelik sadece üç parça artırdım. Biri ince, uzun bir çubuk. Diğer ikisi küçük, siyah bir şeyler... Masa, onlarsız da gayet iyi idare ediyor şimdilik. Herhalde onlar fazlaydı!
Ofis sandalyesini de kurdum. Bir de evde ofis ortamı için üç katlı mektupluk almıştım. Yıldız tornavidayla onu da bağlamayayım mı? Bağladım. Ben. Yaptım Yihuuu! Belim... Ahhh!
Artık evde, pencereden dışarı bakarak çalışabileceğim, tekerlekli sandalyemi hafifçe geri ittiğimde TV'ye bakabileceğim, yani tam istediğim yerde, tam istediğim gibi bir çalışma köşem var. Dün gece TV izlerken spider solitaire oynadım, çok başarılıydım. Göreceksiniz, bundan sonra nasıl çalışacağım!
* * *
Bu yazıyı nerede yazıyorum sizce?
Evde değil!

Tam yerine denk geldi, yine aynı oyunu yazdım

Alt kimlik, üst kimlik derken bütün hafta kimlik konuşuldu. Sekiz ay önce, o sıralar yükselen milliyetçilik dalgası üzerinde sörf yapalım diye "Sen kimsin?" oyunu oynamıştım arkadaşlarla, sonuçları da yazmıştım hatta (Milliyet, 17 Nisan). Şöyle bir şeydi:
Arkadaşlar -benim arkadaşlarım onlar ve katiyen Türkiye için bir ölçü olamazlar- "Sen kimsin?" denince, genellikle ilk olarak adlarını söylüyorlar. Mavra esnasında düşünme fırsatı yakalayanlar "İnsanım" diyor.
İkinci sırada genellikle "Kadınım / Erkeğim" deniyor. Gay'ler, ilk sırada söylememişlerse eğer, ikinci sırada mutlaka "Gay'im" diyor.
Üçüncü sırada hemen herkes mesleğini söylüyor. Bir kişi "Beşiktaşlıyım" dedi. Bir kişi de "Baba olacağım" dedi.
Aslında bu kadar. Sonra çoğu cıvıyor.
Sakallıyım, güzelim, komiğim, zekiyim, şişmanım, gözlüklüyüm, sabırlıyım, sabrım taştı, deliyim, öğğğh...
Ama asıl enteresan olan cıvımadan devam edip dördüncü sıraya da bir şeyler üfürenler.
Üç tanesi "Türküm" dedi. Üçü de ecnebilerle evli. Biri "Protestanım" dedi. Hem de zerre kadar inancı olmamasına rağmen. Bu soru ona Türkiye'de sorulduğu için, Müslüman olmadığının altını çizmesi gerektiğini düşündü herhalde. Bir kişi de "Aleviyim" dedi. Onun da dinle bir alakası yoktur.
Aslında arkadaşlarımın hiçbirinin dinle bir alakası yoktur. Ama kimse "Ateistim" ya da "Bilinmezciyim" demedi.
İki kişi "Kürtüm" dedi. Bir kişi de "Rum kökenliymişim ben galiba" dedi.
Hiç kimse "Heteroseksüelim" demedi.
Eğer "Gay'im" demiyorsa, genel kabul onun zaten heteroseksüel olduğu yönünde olduğu için herhalde.
Oyun moyun, bir sürü mavra... Netice?
Yeni bir halt yok ortada esasında.
Arkadaşlarım ne dinci ne milliyetçi -belki biraz cinsiyetçi- ki ben bunu biliyordum zaten.
Hımm... Kendini bir açıdan baskı altında ya da azınlıkta hissedenler kimliklerinin bu yönünü vurguluyorlar. Gay'lerin, daha en başta "Gay'im" demeleri bu yüzden. Dördüncü sırada bile olsa, "Türk" olduğunu söyleyen iki arkadaşım yurtdışında yaşıyor. Üçüncüsü de yakında başka bir ülkeye yerleşecek.
Türk olduklarını söylüyorlar çünkü onlar yabancı bir ülkede ya da evde çocuklarıyla yabancı dilde konuşan birinin yanında, Türk olduklarını her gün birçok defa hatırlıyorlar.
Böyle yani. Bastırılan kimlik pörtler. Sonra da onu bastıran kimlik daha çok pörtler.
Hangisi diğerini "döverse", kim diğerini bir sonraki pört'e kadar sindirmeyi becerirse...
Savaş yani.
Pört-pört!


tubakyol@yahoo.com



CUMARTESİ
"Fiziksel avantajım var"
Serginin yıldızı İznik seramik şişe
Avrupa listelerinde bir Türk DJ
Milli Reasürans "barlar sokağı"
Eski Budak sineması şimdi kültür merkezi
En moda
En yeni

9 aylık moda
Durdurulan söyleşinin
Milliyet Kitap geliyor!
Post-it'li giysi ve heykel yarattılar
Sinema ile tarihin buluşması





Cengiz Eren
İlke Gürsoy
Donatella Piatti
Sarıkız'ın Anıları
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç Ural

© 2005 Milliyet