|
 |
|
|
Hayali, edebiyat evi
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 2005 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü, "Unutma Bahçesi" adlı romanıyla kazanan Latife Tekin, İstanbul'da bir edebiyat evi kurmaya hazırlanıyor
Filiz Aygündüz
İlk romanı "Sevgili Arsız Ölüm", 1983'te yayımlandığında Türk edebiyatına yepyeni bir soluk oldu Latife Tekin. Kısa sürede kuşağının önde gelen isimleri arasında yerini aldı. İkinci romanı "Berci Kristin Çöp Masalları"nı, "Gece Dersleri", "Buzdan Kılıçlar", "Aşk İşaretleri", "Ormanda Ölüm Yokmuş" ve "Unutma Bahçesi" izledi. Sadece roman yazmakla da yetinmedi. Edebiyatla ilgili pek çok projeyi yürüttü, hayata geçirdi. 1995'te Ahmet Filmer ile Bodrum'da "Sanatın, felsefenin ve bilimin doğa ile buluştuğu bir düşünce çiftliği" olan Gümüşlük Akademisi'ni kurdu.
Bugünlerde, yıllar içinde elde ettiği deneyimlerle, İstanbul'da da bir edebiyat konukevi kurmaya hazırlanıyor Latife Tekin. Bu dileğini 12 Kasım'da aldığı Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nün töreninde yaptığı konuşmada dile getiren yazar, Dünyada Türk Edebiyatı Sempozyumu adlı bir diğer projesiyle ilgili ilginç açıklamalarda da bulundu.
Proje sorumlusu olan Gümüşlük Akademisi'nin adının önünde "Türk" ibaresi olmadığı için, projenin geri çevrildiğini ifade eden Tekin, Kültür Bakanı'ndan bu iki konuyu konuşmak üzere randevu istedi.
Ödülü alınca neler hissettiniz?
Uzun zamandır yaşamadığım bir duyguydu. Ödülü değerli kılan tabii ki jüri üyeleri ve daha önce aynı ödülü almış olan yazarlar diye düşünüyorum ama ben hep bu ödüller gençlere verilsin istiyorum...
Sizin de yaşlı olduğunuz söylenemez ki...
20-30 yaş arası gençlerden söz ediyorum. Ayrıca ben de kendimi yaşlı hissetmiyorum. Bir kez ve çok derin yaşlandım, o zaman yaşlanma çarpıntısının ne olduğunu hissedip gençleştim tekrar. Bir daha da yaşlanmayacağım.
Koç'tan randevu
Ne zaman yaşlandınız! Haberimiz olmadı hiç...
Şu an yazdığım romanım "Muhibbe"de bunu anlatıyorum. Kitabı yazmaya o çarpıntı döneminde başladım. Ama sonra o süreçten derinleşerek, tazelenerek ve özgürleşerek çıktım.
Ödül töreninde yaptığınız konuşmada Kültür Bakanı Atilla Koç'tan randevu istediniz...
Şimdi şunu söylemek istiyorum; ben Kültür Bakanı'ndan başka türlü de randevu isteyebilirdim ve sanıyorum Bakan da beni geri çevirmezdi. Sembolik bir randevu istemeydi oradaki. Gazetecilerin önünde, onların da takip edeceği bir randevu olsun istedim.
'Berlin'de 5 tane var'
Talebe yanıt gelirse neler konuşacaksınız?
Öncelikle, İstanbul bir kültür kenti ve bu kentte bir edebiyat evi olması gerektiğini düşünüyorum. Edebiyat evi olmayan bir dünya kültür kenti olamaz çünkü. Kültür Bakanı'na bu konuda gönüllü çalışacak bir edebiyatçı olduğumu duyurmak, bu meseleyi kendisiyle konuşmak, "İstanbul'da inanılmaz bir zenginlik var, kent gökdelenlerden geçilmez hale geldi. Ama bu kentte bir edebiyat evi yoksa ne yapayım ben öyle İstanbul'u?" diye de sormak istiyorum.
Peki bu edebiyat evinin nasıl bir işlevi olacak?
Yurtdışında katıldığım davetlerde, edebiyatçıları özel mekânlarda konuk ediyorlar; otel odalarında, üniversite kampuslarında değil...
Özel bir alanda edebiyatçılar konuşmaya başladıkları zaman çok daha güzel mırıldanabiliyor, birbirlerine kalplerini açabiliyor; daha az savunmacı, rahat bir alışveriş yaşanabiliyor. Sözgelimi Berlin'de bunun gibi yaşama ve tartışma alanı olarak yaratılmış 5 tane konukevi var.
'Türk' ibaresi yoksa destek de yok
Bir de reddedilen projeniz var. O süreç nasıl gelişti?
Çok uzun süredir "Dünyada Türk Edebiyatı" adlı bir sempozyum düzenlemek istiyorum. Sempozyum kapsamında, dünyanın tüm ülkelerinde Türkçeden çevrilmiş edebiyat metinlerinin çevirmenlerini, yayımcılarını, edebiyat eleştirmenlerini Türkiye'ye davet etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Edebiyatımıza emek harcamış öyle insanlar var ki, Türkiye'ye hiç gelmemişler. Onların Türkiye'deki kültür ortamını ve edebiyatçıları tanımalarını sağlamalıyız. Amaç, ilgi duyan insanlara doğru dürüst bir şekilde Türk edebiyatı anlatmak.
İşte bu noktalardan hareketle bir proje hazırladık, projenin ön hazırlık maliyetini çıkardık. Oluşturduğumuz danışma kurulunda İlhan Berk, Doğan Hızlan, Füsun Akatlı, Hilmi Yavuz, Jale Parla, Semih Gümüş, Levent Yılmaz yer aldı. Yürütme kurulu yani proje sorumlusu Gümüşlük Akademisi olarak belirlendi. Bu kurulda Barbaros Altuğ, Metin Celal, ben ve Prof. Dr. Saliha Paker görev aldı.
Ve Bakanlığa başvurdunuz...
Evet. Erkan Mumcu dönemiydi. Mumcu bir randevu verdi. Ankara'ya gidip projeyi anlattım. Ardından proje için çalışmaya başladılar. Ama sonra bakan değişti. Bir süre sonra bize, "Proje sorumlusu olarak görünen Gümüşlük Akademisi'nin adının önünde Türk ibaresi olmadığı için size destek veremiyoruz" diyen bir yazı geldi.
'Arayan olmadı'
Yazıdaki imza kime aitti?
Kültür Bakanlığı'nın herhangi bir dairesinden geliyor ama konuştuğum insanlar değil onu biliyorum.
Kimseye sormadınız mı bu ne demektir diye?
Kültür Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Mustafa İsen'i aradım. "Bir iki ay içinde Gümüşlük Akademisi'ne gelip sizi ziyaret eder, yüz yüze konuşuruz" dedi, ama bir daha arayan soran olmadı.
Neden bunu daha önce dile getirmediniz?
Proje anlamlıysa bence daha sonraki ekip o projeyi sürdürür. Bunu Mumcu'yla konuştuk diye ondan sonra projenin rafa kaldırılması saçma. Bu açıdan baktığımdan, proje tekrar gündeme gelebilir diye düşündüm. Çünkü İsen çok çaba harcıyordu.
Eski bakanın onay verdiği bir projeyi devam ettirmek istemediler diyorsunuz.
Evet. Üstelik yıllardır bu proje üstünde çalışıyorum.
Şimdi Bakan'dan yanıt gelmesini bekleyeceksiniz...
Şu ana kadar bir yanıt alamadım. İstiyorum ki, bunun hep birlikte takipçisi olalım.
Diyelim ki randevu alamadınız. Bu durumda, edebiyat evini de, sempozyumu da bir şekilde gerçekleştirecek misiniz?
27 Ekim - 1 Kasım arasında Ortadoğu ülkelerinden 13, Türkiye'den de 8 olmak üzere, toplam 21 yaratıcı profesyonelle Gümüşlük Akademisi'nde toplantı düzenledik. O proje sırasında dünya yazarlarına söz verdim, "İstanbul'da bir edebiyat evi kurulması için çaba harcayacağım" dedim. Konukevi için de, Dünyada Türk Edebiyatı Sempozyumu için de elimden geleni yapacağım.
|
|
|

|