Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 17 Aralık 2005 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Göç konusunda panik başladı

Büyük şehirler modernleşmek için çok çaba harcıyor ama buralara göç eden nüfus bunları yutuyor. Kentlerin takati azalıyor. Ayrıca kırsal alan şehre aktıkça Türkiye'yi besleyemez hale gelecek. Durum hiç iç açıcı değil

Fax: (0312) 427 20 64

İnsanların toplum olarak başlıca eylemi göçtür. Ezelden beri göç ediliyor ve ebediyen göç edilecek. Bir yerde göç sona ermişse, o toplum eriyor demektir; nitekim bugünün Batı Avrupa'sında göç eylemi azaldı çünkü toplum yaşlandı. Ama göç eden başka toplumlar oraya sızıyor. Göçsüz bir coğrafya sayfasında tarihin son sayfaları yazılıyor demektir. Göçler tarihte yıkıcı kavimlerin gelip ortalığı altüst etmesiyle göze çarpar ama bu coğrafyada hareket de böyle başlar.
Doğudan akıp gelen Moğol ve Türk kabilelerin 13'üncü yüzyılda Rusya'yı yıkmasını ama yeni bir Rusya'nın ortaya çıkmasını; aynı yüzyılda İran'ı istila eden İlhanlı Moğolların İran medeniyetine taze bir kan getirmesini hatırlayalım. Göç ister istila olsun ister barışçı bir sızma, iki yüze sahiptir.

Göçmen kalabalıkların kaderi
Geçen yüzyılda öyle Kavimler Göçü gibisi pek görülmez. Ama barışçı göçlerle ülkelerin yüzü değişti. Roma İmparatorluğu'nu yıkan Barbarlar boş bir Avrupa'yı doldurdular. Ama hem ülke değişti hem ölen Roma o kavimlerin bünyesinde bugünlere kadar uzandı. Böyle fetihçi göç olayının bir ülkenin etnik, beşeri, coğrafi karakterini değiştirmesine en son örnek, 11'inci yüzyılda Türklerin İran üzerinden Küçük Asya'ya girmesidir.
Lakin barışçı sızmayla ülkelerin yüzünü değiştiren göç örneklerine son iki yüzyılda çok rastlanır. Ruslar Kazakistan'ı Ruslaştırdı, Asya'nın kavimleri Rusya'nın çok yanını sildi, yeni renkler verdi. Kazakistan Ruslaştı. Ama şimdi yeniden Kazaklaşıyor. 19'uncu yüzyılın ortasında Kafkasya'nın yerli halkları Osmanlı İmparatorluğu'na sürüldü. Henüz bunların anavatana dönüşü pek cılız. Ama Türkiye bu göçle çok değişti. Transilvanya'yı Rumenler Macarlardan yatakta fethettiler deniyor. Doğrudur. Ancak, bu ülkenin Macar nüfusu da şu anda Rumenlerin en büyük sorunu.
Nüfusu çoğaltarak yapılan fütuhatın arkası gelmez. Besleyemeyeceği nüfusu üretmek çok ağır bedeli olan bir toplumsal hatadır. Zira, eğitilemeyen ve beslenemeyen göçmen kalabalıklar eninde sonunda marjinal cemaatlere dönüşürler.
Geçen iki yüzyılda Britanya Adası dünyanın öncü sanayi toplumu olarak göçlerle altüst oldu. İskoçlar İngiltere'ye göç etti, İngilizler de İskoçya'da onları azınlığa düşürdü. İki tarafın milliyetçiliği de elan devam ediyor. Kraliçe Viktorya'nın tahta çıktığı 1838 yılında Londra'nın nüfusu 1 milyondu. 64 yıllık saltanatının sonunda başkent nüfusu birkaç misline katlandı. Ve dünyada da bir alay milyonluk şehirler türedi.
Köylerin çözülüp şehirlere yığılmasını Britanya Adası çok pahalıya ödedi. Kırsal nüfusunu gaddarca harcamıştı. Kıtadaki Fransa iç göçü böyle dramatik boyutlarda yaşamadı. Ama II. Dünya Savaşı'nın başında bile nüfusunun yarısı kırsal bölgede yaşayan hakikaten köylü bir Fransa vardı. Rusya İmparatorluğu ise 20'nci yüzyıl başında yüzde 95'i köylerde yaşayan, belediye statüsünde ancak 1200 yerleşmesi olan devasa bir köyler yığınıydı. Onun idare ettiği Polonya ise yüzde 25'i şehirlerde yaşayan, sanayileşen bir parçaydı. İki unsurun çatışması zenginlikle fakirlik, şehirlilikle köylülük arasındaydı.

Tarımdan nefret ediyorlar
Geçen iki yüzyılda Türk şehirleri bir dönüşüm yaşadı. Ancak sanayinin pek cılız geliştiği ve kırsal nüfusun pek yavaş çözüldüğü imparatorlukta; göç olayı iktisadi değişimin değil, askeri ve siyasi sadmelerin neticesinde ortaya çıktı. Balkanlar ve Kafkaslar'dan kopup gelen nüfus sadece imparatorluğun küçük bölgelerinde geleneksel hayatlarını sürdürmekle kalmadı, büyük şehirlerdeki fakir ve sorunlu yaşamlarında bile Batı Avrupa ve Rusya'nın şehir proletaryası gibi bir nüfus oluşturmadılar. Onlar gibi bir işçi sınıfı doğmadı, geleneksel yaşam ve ahlak kalıpları devam etti. Kaldı ki, Britanya proletaryasının ve Rusya'nın işçilerinin dramatik fakirliği ve dağınıklığı Osmanlı şehirlerindeki bu kitleye uzaktı. Dolayısıyla, sınıf çatışması, hayata bakış, ideolojik biçimleşmeler ayniyle gözlemlenemez.
Türkiye'de gerçek anlamda göç, II. Dünya Savaşı'ndan sonraki tarımın makineleşmesi ve şehirlere doğru akımla başlar. Şehir hayatında da bunun etkileri görülmekle beraber bugünkünden çok farklıdır.
Son 30 yılda Türkiye köylerinin boşalmasında bildiğimiz yapısal çözülme yanında önemli bir hastalık rol oynuyor. Türkiye köylüleri tarımdan nefret etmeye başladı. Büyük şehirlerdeki arazi mülkiyet düzeninin tutarsızlığı ve kırsal bölgeden gelenlerin arsa spekülasyonuna girişmesiyle yersiz bir göç olgusu yoğunlaştı. Vilayet idare meclisleri istemeye istemeye boşalan köylerin tüzel kişiliklerini kaldırıyor, yani köyün ölüm ilamını çıkarıyor. Bu köyler 1970'lerden itibaren elektrifikasyonu tamamlanan bir memlekette bulunuyor. Çoğunun altyapısı tamam. Zirai verimi düşük olanların yanında, verimli ve şehirlere yakın olanlar da çok.

Ciddi olma zamanı geldi
Üçüncü Dünya metropollerinden farklı olarak İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirler beledi modernleşme ve kültürel kalkınma için anormal çaba harcıyor ama gelen nüfus bir yandan bunları yutuyor. Kentlerin yaşam mücadelesinde takati kesilmeye başlıyor. Sakinler umutsuz; "İstanbul bitti", "10 yıl sonra Ankara'yı unut" gibi laflar dillere pelesenk olmuş. Öte taraftan potansiyelini kullanamayıp boşalan kırsal alan, yakın gelecekte Türkiye'yi besleyemeyecek. Durum hiç iç açıcı değil. Ön planda kentteki kamusal alanların akıllıca ve cesurca kontrolü gerekiyor. Bunu hiçbir hükümet yapamadı.
Perşembe ve cuma günleri Zeytinburnu Belediyesi'nin Cemal Reşit Rey Salonu'nda düzenlediği Göç Sempozyumu bu sorunlara çare aradı. Hepsini takip edemedim ama doğrusu alanın uzmanları çok cesur şeyler söylüyorlar ve bence sorunlara yöneticiler ve politikacılardan daha isabetli yaklaşımları var. Bu da paniğin başladığına bir işarettir. Artık ciddi olmanın zamanı geldi.




PAZAR
"Benim için öncelik ailemin kadınlarında"
"Kitabın okurdan başka dostu yok"
Ümitsiz ev kadınlarının gardırobu
Concorde'un içini de o tasarladı eski Fransız bakanın ofisini de
Kayıp ateşi kibrit kutusunda
Yeni mekanı eski müşteriler işletiyor
En yeşil ada: Heybeliada
"Benim tekniğim darbukada milattır"
Huzurlu yaşamanın sırlarını yazdı
Nancy'deki İstanbul, İstanbul'daki Nancy
Tadımdan önce parfüm, makyaj ve stres yasak
45 yılda üçüncü sergi
Adı en çok bilinen reis
Saklı aşkların yaraları
Harvard Sağlık Dizisi Türkçeye çevrildi
Kırışıklık, stres ve temizlik ürünleri
Profilo'da ücretsiz seminerler
Buraya park edilir!
Strasbourg'da tek başına...
Orta yaş krizleri
Deniz kenarında pide keyfi
Göç konusunda panik başladı
Hafta sonunda neler yemeliyiz?
Amaç mutluluksa balinalar da araç
Her çocuk kitabını olumlu karşılıyorum
Sevimli Hayalet Casper ve korku
Milyarlık şarap niye milyarlık?





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2005 Milliyet