|
 |
|
|
Milyarlık şarap niye milyarlık?
Yine milyarlık bir şarap faturası gazete sayfalarımızı meşgul ediyor. Bu kez şarabı içen bir kamu bankası müdürü değil ama sosyetik ünlülerimiz içse de milyarlık bir şarap tekrar haber oluyor. İşte bir şişe şarabın bu fiyata satılabilmesinin sırları...
myalcin@turk.net
Birkaç haftadır gazetelerimizin özellikle de magazin sayfalarında, bir İtalyan şarabının adı çokça geçiyor: Gaja Sperss... Ancak bu şarap, Vakıflar Bankası genel müdür yardımcısının banka kesesinden milyarlık Petrus içmesindeki gibi bir skandalın kahramanı değil. Olay daha masum: "Televole"nin yapımcısı, sevgilisi ve Hülya Avşar'ın eski kocası Akmerkez'deki Papermoon'da buluşup yemek yemişler, Kaya Çilingiroğlu masadan erken kalkmış, yemeğin 4 milyar liraya yakın faturasını kimin ödeyeceği konusunda kavgalar çıkmış, vb... Dört milyarın içinde de, 2 milyar 400 bin lirayla hesabı kabartan, şişesi 800 milyon liraya satılan bir İtalyan şarabıymış, yemek boyunca bu şaraptan üç şişe içilmiş...
Kimin ne içtiği ve ne kadar ödediği pek ilgimi çekmese de, içkinin "tu-kaka" edilerek gettolara sürülmeye çalışıldığı, sırf yaklaşan seçimlerde biraz daha oy tavlamak için içki üzerinden ucuz siyaset yapıldığı bugünlerde, kaliteli içkilerin etrafında dönen ekonominin nasıl bir hacimde olduğunu ortaya koyabilmek için bu haber bir vesile olabilir... Ama önce, ürettiği şarabı bu denli yüksek bir fiyata satabilen İtalyanı, şaraba soyadını veren Angelo Gaja'yı tanımalı. Ve adını taşıyan bir şişe şarabın, yüzlerce dolar fiyata satılabilmesinin sırlarını öğrenmeli...
Moda için Giorgio Armani adı neyi ifade ediyorsa, şarap dünyasında da bugün 65 yaşında olan bu İtalyanın adı o anlamı ifade ediyor. Angelo Gaja'nın hayat hikayesi ilk bakışta hayli olağan. Milano'nun kuzeyindeki Piemonte bölgesinde, Barbaresco köyünde 1859'dan bu yana şarap üreten bir aile Gaja'lar. Civar köylerde de arazileri var, bağlarının şarapları beğeniliyor, isimleri saygın.
"Çılgın" üretici Angelo
Baba Gaja şarabı geleneksel usullerle yaparken, oğlunu Alba Şarapçılık Enstitüsü'ne gönderiyor. Burada bilimsel şarapçılık öğrenen Angelo, 1961'de aile şaraphanesine dönüyor ve kolları sıvayıp işlere katılıyor. İşe önce bağlardaki verimi düşürerek başlıyor. Asmaların gaddarca budanarak verimin yarı yarıya düşmesi, köyde üzümün ziyan edilmesi gibi gözükse de, şarabı da bir o kadar konsantre ve yoğun yaptığından şaraplar hızla güzelleşiyor. Angelo'nun "çılgın" diye anılmasına yol açan en şaşırtıcı yeniliği ise, bölgeye Fransız üzümlerini getirip dikmesi. "Vatana ihanet" sayılabilecek, asla izin verilmeyecek bu deliliği, gizlice yapmış genç Gaja. Yaşlandığı için sökülen bir bağa babasına çaktırmadan Cabernet Sauvignon üzümleri dikmiş ve yıllarca da bunu gizlemeyi başarmış. 5-6 sene sonra bağ olgunlaşıp şarabını verince, bunu etiketsiz bir şişeye koyup babasına "Fransa'dan bir arkadaşım şarabını göndermiş" diyerek tattırmış. Yaşlı Gaja'nın şaraba bayılarak "İşte şarap bu... Ah keşke biz de böyle şarap yapabilsek!" demesi üzerine de, şarabın kendisinin olduğunu açıklamış.
İhtiyarın birdenbire yön değiştirip kendi bağına dikilmiş Cabernet'den yapılan şarap karşısında öfkeden köpürdüğünü, "Sen nasıl benden izin almadan buraya Fransız üzümü dikersin!" diye oğlunu azarladığını tahmin etmek için, kâhin olmaya gerek yok...
Baba Giovanni Gaja, o günden sonra Cabernet dikili bağın önünden her geçişinde, "Darmagi! Darmagi!", yani Piemonte diyalektiğine göre "Ne saçma! Ne saçma!" diye söylenip durmuş. Gaja da, şarabını yıllandırdıktan sonra 1982'de ilk kez piyasaya sürerken, ona Darmagi adını vermiş. Şimdilerde bir şişesi 150 doların üzerine alıcı bulan bu şarap, dünyadaki "Ne saçma!" isimli tek şarap aynı zamanda...
Şarabın devrimcisi
Gaja'nın radikal reformları, bölgeye ilk Cabernet ve Chardonnay'yi getirmekle de sınırlı değil. 60'lara kadar bölge kırmızıları Hırvat ya da Sloven meşelerinden yapılma dev fıçılarda yıllar boyu eskitilirken, Gaja bu geleneği de kırmış. Fransa'dan küçük meşe fıçılar ithal edip yıllandırma süresini azaltarak şarapları bunlarda olgunlaştırmış. Kendisini sıkıştıran gelenekçilere de, "Eski yöntemle şaraplar olgunlaşmadan yaşlanıyor, ölüyordu. Yeni ve küçük meşe fıçıda kısa yıllanmada şarap olgunlaşırken onun canlılığını da koruyor" cevabını vermiş.
Gaja ailesi Barbaresco'da tam 21 ayrı bağın sahibiymiş ve kendilerini bildiler bileli, tümünün şarabını harmanlayıp, "Gaja Barbaresco" diye satarlarmış. Angelo bu bağların içinde en iyi şarap veren üçünün mahsulünü ayırmış, ayrı ayrı şaraba işlemiş ve bağların isimleriyle ayrı ayrı şişeleyerek aralarındaki nüansları ortaya çıkarmış. Bu şarapları da alelade meşe fıçılara koymamış. Şaraba meşe tadı geçmemesi için, Burgonya bölgesine gidip Fransa'nın en iyi fıçı ustalarıyla birlikte meşe mezatına girerek, mobilyacılarla çekişip en pahalı meşeleri almışlar, fıçıları bunlardan yapmışlar.
Bu tür mükemmeliyetçi yenilikler sonucunda da, üç bağının şarapları, 300 küsur dolara çıkan fiyatlarla İtalyan şarapçılığında bir rekor kırmış. Sori San Lorenzo, Sori Tildin ve Costa Russi adını taşıyan ve her biri 10'ar bin şişe civarında üretilen şaraplarla ilgili son yeniliği ise, Barbaresco şarap yönetmeliğine kafa tutarak,
yüzde 100 Nebbiolo üzümünden yapılması zorunlu tutulan şaraplara, yüzde 5 civarında daha az prestijli Barbera üzümünden katması... Bu yüzden şarapların üzerinde artık Barbaresco yazmıyor, fiyatları 10 dolar civarında gezinen Langhe bölgesinin etiketini taşıyor bu en prestijli Gaja'lar... Angelo Gaja "Sırf Nebbiolo'dan şarap çok tanenli ve 'kuru' oluyor. Mükemmel bir şarap olabilmesi için, küçük bir Barbera çeşnisiyle tazelik ve meyvemsilik kazanmasında fayda vardı" diye anlatıyor son yeniliğini.
İşçilerin otomobilleri
Avrupa'da bir şişesi 200 dolara satılan, bizde de restoran kârı da devreye girince fiyatı 800 YTL'yi bulan -ve bu yüzden de ancak Papermoon müşterilerinin yanına yanaşabildiği- Gaja Sperss'in arkasında, işte böyle bir şarap sanatçısı, böyle hikayeler var. Şarap da müthiş doğrusu, siyah kiraz, tütün, trüf mantarı, katran, demli çay, is, gül kurusu... Tüm bu koku ve tatlar, burnunuzda ve damağınızda dakikalarca adeta dans ediyor ve izleri yine dakikalarca silinmiyor... Parayı cilâlanmış bir "imaj" ya da soyut bir "marka" değil, mücevher değerindeki bir ürün alıyor, kısacası.
Ha, unutmadan, Angelo'nun şaraphanesinin ve evinin bulunduğu Barbaresco
köyünün aşı boyalı, pencereleri sardunyalı evlerinin önlerini ise, Ferrari'ler, Maserati'ler, Alfa Romeo'lar süslüyor. Şarap üreticilerinin ve bağ işçilerinin otomobilleri...
Şarabı "İçeni sapıttıran bir şeytani sıvı", şarap yudumlayanları "Günahkâr alkolikler", şarap üretimini de olsa da olur, olmasa da kabilinden sıradan bir iş kolu zanneden AKP hükümetine ithaf olunur...
|
|
|

|