Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 17 Aralık 2005 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ordan burdan şurdan... Biraz da seçimden


Altı ay önce Ankara'nın beş yıldızlı otellerinden birinde iki önemli şahsiyet bir araya gelir.
Biri çok önemli bir yöneticilik görevinden adeta zorla uzaklaştırılmış ünlü bir iş adamıdır.
Diğeri ise bu iş adamının o dönemdeki en ciddi muhalifidir. Ülkenin hatırı sayılır tekstilcilerindendir ve küçümsenmeyecek bir siyasi güce sahiptir. Futbol dünyasına girişi de bu güce bağlıdır.
Dostlukları geçmişe dayanır. Ancak zamanın koşulları, rakip olmalarını gerektirmiştir!
Aradan bir yıl geçmiş, köprünün altından çok sular akmış, dolayısıyla durum da değişmiştir.
Buluşma teklifini, halen futbolun üst düzey yöneticiliğini sürdüren şahıs yapmıştır.
Konu ise elbette futbol ve idare katında yaşanan sıkıntılardır.
O günlerde dışarıya "işler yolunda gidiyor" mesajı verilse de içerideki huzursuzluk giderek artmaktadır.
Lüks otelin gözlerden ırak bir köşesinde kahvelerini yudumlamaya başlarlar.
Eski günlerden söz eder, gülüp kahkaha atarlar.
Ortam giderek daha sıcak, daha samimi hale bürünür.
Ve söz dönüp dolaşıp futbolun liderliği konusuna gelir.
Üst düzey yönetici "işlerin mevcut sistemde yürümeyeceğini, yeni bir yapılanmanın zorunlu hale gelmeye başladığını" anlatır. Belki de yeni bir lidere ihtiyaç duyulacağını söyler.
Futbol dünyasındaki gücü hiçbir dönem azalmayan diğeri, dikkatle dinler. Zaman zaman fikirlerini dile getirir, deneyimlerini aktarır.
Uzunca sayılabilecek bir süre sonunda masadan kalkarlar. Tokalaşırken yakın bir gelecekte tekrar görüşmek üzere sözleşirler.
Birbirlerinden uzaklaşırken ikisinin de kafasında bazı konular berraklaşmış, olaylara bakış açıları ve yakın gelecekle ilgili stratejileri olgunlaşma safhasına girmiştir...
* * *
Tahkim Kurulu kriziyle başlayan olağanüstü genel kurul süreci bir hafta önce start almasına karşın eski bakan Mehmet Ali Yılmaz'ın dışında -ki o da seçim heyecanıyla olsa gerek- başkan adaylığını açıklayan kimse çıkmadı.
Kulislerde pek çok isim telaffuz edilirken, kendini o koltukta görmek isteyenler sessiz bir bekleyiş içinde.
Bir satranç oyunu gibi karşı tarafın hamlelerini görmek isteyenlerin sayısı da az değil.
Sessizliğin en önemli nedenlerinden biri Anayasa mahkemesinden çıkacak karara yönelik beklentiler.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin 3813 sayılı yasanın başkan adaylarında aranan koşullar ile ilgili maddesinin iptaline yönelik başvurusuna "yürürlüğün durdurulması" yanıtı verilirse, seçim senaryolarının gözden geçirilmesi olasılığı yüksek.
Haluk Ulusoy'a başkanlık yolu açıldığı takdirde tüm dengelerin değişeceği kesin. 1.5 yıl içinde ilişkilerini hiç geriletmeyen Ulusoy'un aksi bir gelişme karşısında bile seçimin belirleyici unsurlarından biri olacağı ortada.
Olağanüstü genel kurula "icazet veren" Hasan Doğan da Ulusoy'un bu gücünün farkında.
Doğan, seçimin rotasını belirleyecek en önemli faktör olarak görünse de Ulusoy'u gözardı etmemesi gerektiğinin bilincinde!
Tabii bu süreçte başkanvekilinin teorisyenleri de iş başında...
Futbol dünyasında ağırlığı olan, söz sahibi kilit isimlerle temaslarını sürdüren bu ekibin vereceği rapor, Hasan Doğan'ın genel kurul öncesi ne sertlikle bir politika izlemesi gerektiğine ışık tutacak.
* * *
Hepimiz biliyoruz ki Futbol Federasyonu'nun güvenoyu isteme gerekçeleri birden fazla.
Ancak başarılı olduğunu iddia eden bir yönetimin seçim gündemli olağanüstü genel kurula gitmesinin ardında yatan temel neden Levent Bıçakcı'nın misyonunu tamamladığı inancının oluşması.
Karşımızda 1.5 yılda yıpranmış, hırpalanmış bir federasyon var.
Vaatlerinin çoğunu yerine getirememiş, iç çekişmeleri kamuoyuna yansımış, sportif başarısızlığı sabırları taşırmış, buna karşın yaptığı olumlu işleri anlatamayı becerememiş bu federasyonda faturanın tek bir kişiye, Levent Bıçakcı'ya çıkarılması ise büyük insafsızlık olur.
Bugün şikayet edilen tablodan Bıçakcı kadar her iki başkan vekili ve o yönetimde bulunan tüm üyeler sorumludur.
Sayın Hasan Doğan sık sık medya aracılığı ile futbolu bugünkü noktadan geri taşıyacak bir oluşuma karşı duracağını, başkan adaylığının ise son seçenek olduğunu söylüyor.
Bizim önerimiz, Sayın Doğan lafı hiç dolaştırmasın ve zaman geçirmeden adaylığını açıklasın.
Çünkü kendisinin de içinde bulunacağı yeni yapıda başkan kim olursa olsun Bıçakcı'nın akıbetine uğrayacaktır.
O halde federasyonda uçan kuştan haberi olan Doğan, 1.5 yıllık birikimini daha da geliştirmek ve futbolu düşlediği yere taşımak adına elini taşın altına sokmalıdır.
Ancak unutmamalıdır ki, başkanlığı döneminde yaşanacak olası bir başarısızlık bu defa sadece Hasan Doğan adına değil, sırtını dayadığı siyasi güce de mal edilecektir!

Elin oğlu ne yapıyor?

Belli ki, Saracoğlu stadının tünel girişinde uçuşan tekmeleri, FIFA Başkanı Blatter'in canımızı sıkan açıklamalarını, Dünya Kupası hayallerimizi elimizden alan o baraj maçlarını silip atamadık kafamızdan.
Düşününce tüylerimiz diken diken oluyor!
Futbolun fair-play yüzünü unutanlara kızıyor, sinirleniyoruz!
Sporun dostluk, mücadelenin de saha içinde kalması gerektiğini bilmeyenlere öfkeleniyoruz!
Futbol dışı organize girişimleri hiddetle kınıyoruz!
Peki ya elin oğlu ne yapıyor?
Anımsarsınız, FIFA kokartlı hakemimiz Selçuk Dereli önceki hafta UEFA Kupası'nda Rennes ile Shakhtar Donetsk maçını yönetti.
Fransız temsilcisi kendi sahasında üstelik Dereli'nin aleyhlerine verdiği bir penaltı golüyle maçı kaybetti. Tabii bir üst tura çıkma umutlarını da.
Bitiş düdüğü ile birlikte Selçuk Dereli'nin elini sıkan, tebrik eden Rennes'li tek bir oyuncu vardı sahada;
Alexander Frei...
Hani dünyamızı karartan İsviçre milli takımının en deneyimli oyuncusu...
Hani Levent Bıçakcı'nın, UEFA Tahkim Kurulu asbaşkanı sıfatıyla 5 maç ceza verdirdiği, hani Bern'deki ilk maçta rakibin en etkili silahı olan Frei var ya.
İşte o Frei, takımının kaybettiği maçtan sonra centilmence Dereli'nin elini sıkıp futbolun o sıcak, sevimli yüzünü gösterdi hepimize...
Elin oğlu bu oyunu böyle yaşıyor.
Ya biz?..

Ne taş, ne taş?..

Beşiktaşlı bir yönetici UEFA Kupası'ndaki Bolton beraberliğinden sonra "Bu maçın rövanşı da var. Orada kazanacağız" dediği vakit bu kadar şaşırmamıştık.
Öyle ya... Bu, bireysel bir açıklamaydı ve o maçın rövanşının olmadığını bilmemesi(!) kulübü bağlamazdı.
Ancak hafta başında Beşiktaş Kulübü adına Futbol Federasyonu'na yapılan başvuru tam bir skandaldı.
Galatasaray maçında dördüncü hakemin oyuncu değişikliğine izin vermemesini "kural hatası" olarak değerlendirip maçın tekrarının istenmesi, kabul edilebilir bir gaf değildi.
Ertesi gün başvurunun geri çekilmesi ve yönetimin bu gelişmelerden haberdar olmadığının açıklanması ise ayrı bir skandaldı.
Türk futbolunun lokomotifi olan bir kulübün düştüğü trajik duruma bakın...
Şimdi oturup bu işin sorumlularını bulup cezalandırsanız ne olur, kulüpten kovsanız ne değişir?

cersen@milliyet.com.tr




SPOR
Noel Baba: 3-1
Tigana baharı
Nobre'den kötü haber
41 kere maşallah!
Aktuğ veda etti
Kartal'dan İTÜ'ye ders: 95-62
Böyle kura görülmedi!
Erdoğan'dan dev kabul
Bakan savundu
San Antonio son nefeste
Haber turu...
Gökhan ve Ümit
Övelim mi, eleştirelim mi?
Ordan burdan şurdan... Biraz da seçimden
Derwall 'den ders
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Mehmet DEMİRKOL
Gökhan ve Ümit
Süper Lig'in ikincisi, üçüncüye konuk oluyor....
Rıdvan DİLMEN
Övelim mi, eleştirelim mi?
Bir futbol adamı olarak Galatasaray'ın her ma...
Cemal ERSEN
Ordan burdan şurdan... Biraz da seçimden
Altı ay önce Ankara'nın beş yıldızlı otelleri...
Yavuz KOCAÖMER
Derwall 'den ders
Geçen haftaki yazımıza sizlerden gelen tepkil...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2005 Milliyet