|
 |
|
|
Tuzaklara kanmayın
Yeni bağbozumunun ürünlerinden taze şarap yapma geleneğini Türkiye'de de Kavaklıdere sürdürüyor. Hoş kokulu Primeur'ler, şu günlerde kaçırılmamalı... Ama etikette 2006 yazmasına dikkat edin. Bazı süpermarketlerin tuzağına düşüp bayat şarapları almayın
myalcin@turk.net
Fransa'nın şaraplarıyla ünlü Burgonya bölgesinin alt ucundaki Beaujolais'nin şarapçıları çok talihsiz insanlar. Zira birkaç kilometre yakınlarında dünyanın en güzel şarapları yapıldığından, kendi yörelerinin alçakgönüllü ürünlerini kimseye doğru dürüst beğendiremiyor, şaraplarını üç kuruşa satıp sıkıntı içinde bir ömür sürüyorlar. Zira doğa, onlara olağanüstü mineral zenginliğine sahip topraklar ve orada şaheserler yaratan Chardonnay ve Pinot Noir gibi üzümler bahşetmemiş. Bağcılık açısından sıradan arazilerde, oralarda yetişmeye en uygun vasat Gamay üzümüyle kalakalmışlar. Ama kaderlerine de küsmemiş, "Bundan en iyi ne çıkarırız?" diye araştırmışlar.
Bu çabaların sonucu onlara yeni bir bağbozumunun daha bitmiş olmasının keyfini yaşatıyor. "Beaujolais Nouveau", yani "Yeni Bojole" bu şarabın adı. Kırmızı bir şarap ama koyu mor renkte, burunda da adeta bir aromalar bombası. Ne var ki, derinliksiz bir şarap bu. Tokluktan, zenginlikten yoksun, kısa ömürlü...
Beaujolais Nouveau'nunki bir üzümün verebildiğinden fazlasının, ondan zorla alınmasının öyküsü. Normalde kırmızı şaraplar üzümlerin taneleri çatlatılıp şıraları sızmaya başladıktan sonra tanelerin ve akan şıranın bir tankta toplanıp mayalandırılmasıyla elde ediliyor. Şıra, üzümlerin kabuklarıyla mayalanıyor ve kabuklardan ağır ağır lezzet veren maddeleri bünyesine geçiriyor. Üzüm kabuklarında bulunan tanen de, oluşmakta bulunan şaraba gövde, burukluk ve yıllanabilme gücü katıyor. Baharlı lezzetler de cabası...
Beaujolais'nin üzümü Gamay ise kabuğundaki lezzet maddeleri ve tanenler açısından fakir bir üzüm. Bu tarzda işlendiğinde çok fazla bir şey veremiyor, günlük içime uygun orta kırat bir şarap çıkıyor.
Farklı bir teknik
O yüzden bölge bağcıları, "karbonik maserasyon" denilen farklı bir teknik uyguluyorlar. Salkımları saplarından ayırmadan dev bir tankın içine dolduruyor, "altta kalanın canı çıksın" misali salkımların birbirini ezip şıra akıtmasını sağlıyorlar. Mayayı da kattıktan sonra tankların basınca dayanıklı özel kapaklarını kapatıp çekiliveriyorlar. Mayalanma sırasında çıkan karbondioksit gazı, tanktan çıkamayınca içeride müthiş bir basınç yaratıyor ve üstte kalan salkımlar da parçalanarak şıra veriyor. Ardından üzüm kabuklarının hücre zarları basıncın etkisiyle çatlıyor, kabuğu madde açısından fakir olan Gamay, kabuğundaki bütün aromatik maddeleri şaraba geçirmeye başlıyor...
Türkiye'nin Beaujolais'si
Beaujolais bağcıları yaklaşık yarım asırdır her kasımın üçüncü perşembesinde bu şarapları eşzamanlı olarak piyasaya sunuyor, Fransa'nın dört yanında bu şaraplar bir bayram kutlar gibi, serin serin yudumlanıyor ve hasat coşkusu herkesçe paylaşılıyor.
Türkiye'de de bu hoş geleneği Kavaklıdere Şarapları yaşatıyor. Beyazda genellikle Emir, kırmızıda da Öküzgözü kullanılarak çok hoş aromalı taze şaraplar yapılıp kasım ayında piyasaya veriliyor. Öküzgözü Gamay'den daha kişilikli bir üzüm olduğundan, bizim kırmızı Primeur'ümüz çoğu Beaujolais Nouveau'dan daha zengin oluyor.
Bu yılki beyaz Primeur, Sultaniye üzümlerinden yapılmış. Çok hoş kokulu, diri asiditeli ve ince yapılı bir şarap. Bence kusuru, aromatik özellikleri öne çıkaran özel mayalar sayesinde oluşturulan egzotik meyve kokularının fazla baskın olması. Balıkla içilmekten çok, iyi soğutularak aperitif olmaya uygun bir örnek bu.
Öküzgözü'nden yapılan kırmızı Primeur ise, üzümün karakterini güzel yansıtıyor. Böğürtlen ve siyah kirazı çağrıştıran taze bir aromatik yapı, damağı çok burmayan ama inceden inceye baharlı tonları da hissettiren tanenlerle derinleşiyor. Orta gövdeli, çok rahat içimli ama kişilikli bir şarap bu.
Primeur şaraplar şu günlerde birkaç ay içinde elden kaçacak bir güzellik olarak ıskalanmamalı. Ama etiketlerinde 2005 yazmasına dikkat edilmeli, Fransız sermayesiyle kurulup Fransız müdürlerce yönetildikleri halde Türk tüketicisinin artan şarap merakına hiç de saygı göstermeyen bazı süpermarketlerin kurnaz tuzaklarına kanmamalı, rafların arasına serpiştirdikleri bayatlamış 2004'leri asla almamalı.
|
|
|

|