|
 |
|
|
Koro, "hüzün" dedi
Yapay bir tempo ile başladı karşılaşma... Görünüşe bakılırsa, ıslak soğuk sahada canını dişine takmış 22 adam kıran kırana bir mücadele veriyordu ama boşuna. Çünkü bu mücadele asla "organize" olamıyordu.
Kestirme tarif gerekirse; "Sergen ve Yattara" diyebilirdik. Ve ekleyebilirdik:
"Gerisi palavra"...
Çünkü birbirinin kopyası, eşit moral bozukluğunda ve benzer oyun kurgusunda iki takım arasındaydı Noel tatili arefesindeki maç.
Birinde "gideceklerin" hesabı yapılıyordu, diğerinde "gelecekler"in oyları sayılıyordu. İkisinin de hocaları mutsuzdu.
Üstelik "ödülsüz" bir oyun oynanıyordu. Kazananın "neye aday" olduğu pek belli olmayan bir oyun.
Bu kadar olumsuzlukta tempo da yapay oluyordu. İki inatçı koç gibi gerilip orta sahada toslaşıyorlar ve kimse kazanamıyordu.
İlk yarının kısır döngüsü kurulmuştu:
Top sihirbazı Sergen'in milimetrik pasları da işe yaramıyordu, top cambazı Yattara'nın çalımla ceza sahalarına inmeleri de... Birinde topa son vuranların becerisi yetmiyordu, diğerinde topa dokunacak adam bile olmuyordu Beşiktaş ceza alanında.
İkinci yarı başladığında Trabzonspor öne geçmeseydi, sanal temponun doksan dakika sürmesi işten bile değildi.
Şans olsa...
Değişiklik Beşiktaş'tan, gol Trabzonspor'dan geliyordu ligin son 45'inde... Düşük kondisyonu soğuk hava yüzünden bir devrede tükenen Sergen'in yerine giren Tümer daha ısınmadan, Yattara'nın Adem Dursun'a attırdığı gol, İnönü'deki havayı daha da soğutuyordu. Artık işin ciddiyetini anlıyordu Beşiktaşlılar. Lakin Fatih ve Yattara ile kontratak arayıp ceza alanını tıka basa dolduran Trabzonspor'un kale direklerine yaklaşmak eskisi kadar kolay olmuyordu.
Kleberson ve İbrahim Akın uzun menzilli şutlarla Jefferson'u ısıtırken, hafiften panik başlıyordu son çeyrekte. Artık uzun toplarla şans aranıyordu, ama Beşiktaş'ta şans olsa Youla'nın ayağı düz vurur, Trabzon kalesinin direkleri biraz eğilirdi. Ya kalecinin eldiveninde ya kale direklerinde eriyordu Beşiktaş'ın umutları. Üstelik Tümer, Sergen'i aratıyordu ve Yattara hala oynuyordu.
İki yaralı takım arasındaki mücadelenin belirgin duygusu "zafer" değil, "hüzün" olabilirdi ancak. Serdar Tatlı son düdüğü çaldığında Beşiktaş'ın hüznü elle tutulacak kadar yoğunlaşıyordu. Ve antik tragedyalardaki "koro" gibi dile getiriliyordu tribünlerden. Şu sıralar Beşiktaşlı olmak çok zordu.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|