Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 19 Aralık 2005 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Battaniye emzirmek


Ona bir dostumun evinde rastlamıştım. Sarıya çalan kirli beyaz uzunca tüyleri, hep havada duran ve kıpır kıpır oynayan bol tüylü kocaman bir kuyruğu vardı. Sakatlanmış gözünün akla mavi karışımındaki patlak körlüğü, sağlıklı gözünün zeki ve sevimli bakışındaki güzelliği ister istemez çalıyordu. Daha küçükken bir Bodrum gecesinin sokaklarında bulunup eve getirildiği için, kendisine "Gece" adı konmuştu.
"Gece" beni görünce hızla üstüme yürümüş ve sert sert havlamıştı.
***
Kapıdan girer girmez insanın üstüne yürüyen ve sert sert havlayan bir köpek yanında, bir konuğun; şen şatır ellerini uzatan ev sahipleriyle "hoş geldin", "hoş bulduk", "nasılsın", "iyiyim, ya siz nasılsınız" seremonisi, daima komik kırpıntılara uğrar.
***
Ev sahipleri "hoş geldin" derken; sen havlayan köpeğe karşı, ayağınla çaktırmadan kendini savunma önlemleri almaya çalışır, bir yandan gözlerin köpekte:
- Hoş bulduk, dersin.
Bir yandan da, cesur olmasına zorlandığın bir sesle; haşarı bir çocuğun, sözde ciddiye almadığın saldırısını, şakacı gülücüklerle yatıştırmak istiyor gibi:
- Sus ulan kerata, dersin...
***
Vücudun, sol ayağının üstüne abanır; sağ ayağın gerektiğinde tekmeyi yapıştırmak için, kibarlığını bozmadan, hafif geriye doğru kayar...
Gözlerin köpeğe dikili, ağzında yayvan bir gülücük, ev sahiplerinin elini öyle sıkarsın.
Onlar da, hem hal hatır sorarlar, hem parantez arası tavırlarla köpeği susturmaya çalışırlar:
- Haydi yerine... Yerine diyorum sana...
***
"Gece" de bana dolu dizgin havlayınca, kaç yıldır görmediğim dostum:
- Biliyor musun niye havlıyor sana, dedi. Yavrularını korumak için havlıyor. Şuradaki battaniyeyi yavruları sanıyor. Kafadan sakatlandı zavallı...
***
Meğer "Gece"ye, ikide bir doğurmaması için, özel doğum kontrol hapları vermişler. "Gece" ise doğum kontrol hapları aldığından habersiz, doğasal bir içgüdüyle, gebe kaldığını ve doğurduğunu sanıyormuş. Memelerine süt bile gelmiş. Küçük bir battaniyeyi yavrularının yerine koymuş. Hem battaniyeden ayrılmıyor, hem battaniyeyi emzirdiğine inanıyor, hem de kimseyi battaniyesinin çevresine sokmuyormuş.
***
Birden içimde başka türlü bir şefkatin kapıları açılıverdi "Gece"ye karşı.
Bodrum gecelerinin sokaklarından koparılmış, gözü sakatlı melez köpeği; gerçek bir anneliğin, deniz diplerinden yükselen gizli bir güneşi gibi okşadım.
"Gece" doğurduğunu ve büyüttüğünü sandığı yavruları yerine, bir battaniyeyi emzirmeye çalışıyordu.
***
Bir şeyler büyüttüğünü sanarak battaniye emzirmek, yaşam gerçeğinin en bitirici tokadı olmalı...
Salvador Dali hiçbir zaman battaniye emzirmedi...
Şimdi kimsenin anımsamadığı eski Tekel bakanlarından Tahsin Bey ise, sadece battaniye emzirdi...
Belki de insanlar, battaniye emzirenlerle, battaniye emzirmeyenler diye ayrılmaktadır ikiye.
***
Pierre-Louys, battaniye emzirmeyen bir yazardı. Ters bir yazardı. Bugün dahi 1895'te yazdığı "Zevk Kadınlarının Konuşmaları" adlı yapıtı, kimsenin aklının yatamayacağı kadar çarpıcı, büyük paralar bastırmadıkça kolay kolay bulunmayan bir yapıt...
***
Pierre Louys:
- Güneş altında en büyük zevk fiziksel aşktır, en büyük güzellik de insan vücududur, diyordu.
Onun "Afrodit"i 1942'de çevrildi Türkçeye ve hemen mahkemeye verildi. Kitabın savunmasını alan Esat Mahmut Karakurt, mahkemede şöyle demişti:
- Dünya klasiklerini gençlerimize okutmayacağız da, mahkeme duvarlarına mı asacağız?
***
"Afrodit"i mahkemeye vermiş olan savcı, sağ mıdır, ölmüş müdür, bilmiyorum. Yaşamdan geçerken, battaniye emzirmenin ne olup ne olmadığını hiç düşünmüş müdür, onu da bilmiyorum.
Ama 1942 yılında kitap aklanmıştı.
***
Ondan otuz yıl sonra, Karaköy alanına konmuş bir aşk anıtını içine sindiremeyen politikacılar çıktı. Onlarla Rodin'in arasındaki en büyük fark, Rodin'in battaniye emzirmeyen bir deha olmasıydı.
***
Battaniye emzirenler ve battaniye emzirmeyenler... Yaşamın insanlara vuran görüntüsü, belki de sadece bundan ibarettir...
——————-
Not: 21 yıl önce yazılmış bir yazı... "Yeryüzü Tanrıçaları"ndan...

c.altan@prizma.net.tr








Taha AKYOL
Milliyetçi olmak
ORHAN Pamuk protesto edilemez mi? Elbette edi...
Çetin ALTAN
Battaniye emzirmek
Ona bir dostumun evinde rastlamıştım. Sarıya ...
Yasemin CONGAR
Oyun ve Büyükanıt
Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yeniden siyasete ç...
Can Dündar
Altın çağın peşinde...
Dostoyevski, "Bugüne dek yazılmış en hüzünlü ...
Semih İDİZ
Bu görüntüler itibar getirmez
Demokratik bir imtiyaz olan protesto hakkını ...
Faik ÖZTRAK
Brezilya, IMF'den kurtuldu Türkiye'yi cari açık zincirledi
Geçtiğimiz hafta Brezilya IMF'ye olan borçlar...
Hasan PULUR
Aklı karışanlar...
BAŞBAKAN Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdul...
Yaman TÖRÜNER
Deha
Mack R. Douglas, "deha"yı anlatırken, Çanakka...
Osman ULAGAY
Latin Amerika'da ABD'ye karşı tepki cephesi
Dün Bolivya'da başkanlık seçimi yapıldı. Seçi...
Güngör URAS
IMF, Merkez Bankası'nın rezervinin artırılmasını istiyor
IMF Merkez Bankası'nın döviz rezervinin artır...

© 2005 Milliyet