|
 |
|
|
Osman Ulagay yeni kitabında Avrupa Birliği'ni yeniden değerlendiriyor:
'AB halkını değil siyasetçilerini dinledik, bu yüzden yanıldık'
"İlhan Selçuk ve arkadaşları solu temsil etmeye devam ediyor, ben ise hain gibi görünüyorum. Ama sonuca bakın. Kimin tezi sola daha çok katkı yapmış?"
FİLİZ AYGÜNDÜZ
Milliyet yazarı Osman Ulagay, "Tepki Cephesi Piyasa İmparatorluğuna Karşı" adlı yeni kitabında Fransa ve Hollanda'da AB Anayasası'nın reddi ile sonuçlanan referandum krizini, sebep ve sonuçlarıyla birlikte değerlendiriyor. Öyle akademik üslupta yazılmış, sıkıcı bir AB kitabı değil bu. Ulagay konuyu o kadar renkli bir dille ve öyle çarpıcı örneklerle anlatıyor ki, abartmıyorum, kitabı elinizden düşüremiyorsunuz.
AB hakkında zahmetsizce edindiğiniz bilgi de cabası... Kitabın bir diğer ilginç yanı da Ulagay'ın bugüne dek AB ile ilgili yaptığı değerlendirmeler konusunda kendisini samimiyetle sorgulaması ve bazı noktalarda yanıldığını itiraf etmesi. Kitabı okuduktan sonra yepyeni sorulara da hazırlıklı olun.
AB gibi kapsamlı; aslında yüzü biraz da soğuk bir konuyu nasıl bu kadar keyifli bir üslupla anlatabildiniz?
Kolay anlaşılabilir olması için çok uğraştım. Kitabı yazarken her bölümün üstünden defalarca geçtim. Ayları, yılları alan bir düşünce sürecinin sonunda kitap yazma noktasına geliyorum. Önceden çok düşündüğüm için konuyu içselleştirmiş oluyorum ve onun verdiği bir sıcaklıkla anlatabiliyorum.
Kitaba hazırlık süreciniz nasıl oluyor?
Bir kere dipnotlardan da görüldüğü gibi benim kullandığım kaynaklar içinde yabancı gazeteler ve dergiler ağırlıklı. Gündemdeki gelişmeleri takip etmeye devam ettim. Önceki dönemlerden kendi notlarıma göz attım, okuduğum kaynaklardan aldığım notları da devamlı el altında bulundurdum.
Türkiye gibi az okuduğu söylenen bir ülkede kitabınıza satış şansı tanıyor musunuz?
Analiz yapmaya çalışan veya sansasyon yaratacak bilgiler içermeyen kitapların satma şansı çok yüksek değil. Benim öncelikli amacım dar bir çevrede de olsa tartışmaya değer bulduğum bir konuyu gündeme getirmek ve paylaşmaktı.
"Tepkileri sürekli izliyordum"
Kitabın baş karakterleri piyasa sistemi için kullandığınız "piyasa imparatorluğu" ve bu sisteme karşı oluşan tepki birikimini ifade eden "tepki cephesi"... AB-Türkiye ilişkilerinin son durumunu böyle bir kurgu üzerinden işleme kararını nasıl aldınız?
Fransa'da AB Anayasası'nın yüzde 55 çoğunlukla reddedilmesinin ardından Avrupa'da, Fransa'da ne oluyor, niçin insanlar bu kadar yaygın bir tepki gösteriyor sorusuna odaklandım. Türkiye, Avrupa Birliği sürecinde ilerlerken, Türkiye'de doğan tepkileri de sürekli olarak izliyordum. Avrupa'da Türkiye'ye olan tepkiyle Türkiye'de Avrupa'ya olan tepkinin bir arada ortaya çıkmasının, Türkiye'de AB ilişkilerini zora sokabileceğini düşündüm.
"Tepki cephesi" denince "piyasa imparatorluğu" da onun karşısındaki karakter olarak kendiliğinden geldi herhalde.
Şimdi o karakterleri biraz açmaya çalışırsak; küreselleşmenin hız kazandığı son 20 yıllık süreçte, birçok kimse piyasa ekonomisinin mantığı içinde tutarlı görünen çözümlerin her ülkede başarıyla uygulanabileceğini düşündü. Yani bu model Amerika'da başarılı oluyorsa tüm dünyada da başarılı olur şeklinde bir önyargıyla yola çıkıldı ve reçeteler yazıldı. Oysa o ülkelerin toplumsal yapısı, kültürel birikimi o modelin her ülkede başarıyla uygulanmasına imkan vermiyor. Bugün bu sorun Latin Amerika'da da yaşanıyor ancak ben Avrupa'da, özellikle de AB'nin çekirdeğini oluşturan Almanya, Fransa, İtalya gibi ülkelerde bu modele karşı oluşan tepkiyi inceledim.
AB ile ilgili çok hoş kişisel hikayeler var kitapta. Yakın vadede anılarınızdan oluşan bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz?
Onu düşünmüyor değilim. Hasan Cemal'in "Cumhuriyet'i Çok Sevmiştim" kitabı çıktıktan sonra aklıma geldi. Ama benimki belli kişilere dönük bir kitap olmaz. Benim Hasan Cemal gibi günlük tutma alışkanlığım yok, belleğimdeki anıları kullanarak yazabilirim belki.
Hasan Cemal'in kitabıyla ilgili tartışmalarda adınız sık sık geçti...
Benim Cumhuriyet'teki kopmayla ilgili yazıyı neden yazdığım ve o yazıda ileri sürülen tezlerin ne olduğu, nelere yol açabileceği hiç tartışılmıyor. İlhan Selçuk ve ekibinin beni sermaye yanlısı olarak nitelemesi ve bu kavgayı başlatması veri olarak alınıyor. Nihayetinde İlhan Selçuk ve arkadaşlarının savunduğu politika gerçekleşti, benimki değil. Ben ANAP koalisyonda olsun ve sol, muhalefette kalıp kendi içinde toparlansın, güçlü bir alternatif oluştursun tezini savunuyordum. İlhan Selçuk ve arkadaşlarının dediği yapıldı; SHP-DHP koalisyonu oldu. Ve o kararın Türkiye'deki solu bugün neredeyse "solda sıfır" haline getirdiğini de hep birlikte gördük. Ama kimse bu fikri bu şekilde takip etmedi. İlhan Selçuk ve arkadaşları solu temsil eden şöhretlerini devam ettiriyorlar, ben ise o gün o fikri savunduğum için sola ihanet eden sermaye yanlısı olarak anılıyorum. Ama ortaya çıkan sonuca bakın. Acaba kimin tezi sola daha fazla katkı yapmış? Birisi açıp da benim yazdıklarımın içeriğine baksa, anlamaya çalışsa, oradan bir fikir yürütse çok farklı bir sonuç ortaya çıkacak.
Peki "şeker abiler"in AB'ye bakışıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Onların bugünkü yaklaşımları tepki cephesinin bir boyutu... AB'deki ve Türkiye'deki gelişmeleri yeterince dikkate almadan, biraz peşin hükümlü olarak AB ile Türkiye bütünleşmesine karşı çıkan bir tavır içindeler.
"Entelektüel tembelliğe kapılmayalım"
Kitabı okuyunca amacınızın biraz da okurun AB ezberini bozmak olduğu görülüyor...
Biraz öyle... Türkiye'nin AB'ye katılmayı savunan kesiminde, AB ile bütünleşme hedefini Türkiye'nin tek hedefi olarak görüp artık başka hiçbir şey düşünmemize gerek yok gibi bir düşünce hakim oldu. Entelektüel tembelliğe kapılıp bizim için nasıl olsa Avrupa Birliği düşünecek yanlışına düşmemek lazım...
AKP'nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
AKP'nin AB konusundaki performansını genelde kötü bulmuyorum. Hatta Türkiye'nin 40 küsur yıllık AB sürecinde tam üyeliğe bu kadar yaklaşma başarısını AKP'nin göstermiş olmasının da bir tesadüf olmadığını düşünüyorum.
Neden?
AKP bence kendi meşruiyetini, kendi varlığını AB tam üyeliğine dayandırdığı için, yani ben ancak AB yolunda ilerlersem Türkiye'de gerçek anlamda iktidar olabilirim diye düşündüğü için bu yolda tutarlı adımlar attı, gerekli reformları yaptı. Daha önceki hükümetler İslamcı kökenden gelen partiler olmadıkları için AB'yi kullanarak bu meşruiyeti arama ihtiyacını duymuyorlardı.
Yine seçim olup meşruiyetini kanıtlamış bir parti gelirse AB ilişkilerinde gerileme olur mu?
Artık uluslararası piyasalar Türkiye'yi AB'ye aday bir ülke olarak kabul ettiler, Türkiye'nin kredi notu ona göre belirlendi. Ben o yoldan çıkıyorum dediğiniz anda tüm bunları reddetmiş olursunuz ve bunun faturası da çok ağır olur. Kimse bunu kolay kolay göze alamaz. Ama şunu da hesaba katmak gerek: AKP'nin İslami kökenden gelen bir parti olduğu ve o kesimi temsil ettiği varsayıldığı için bugünkü durumda İslami kesimden gelebilecek tepkiler önlenmiş oluyor. AKP muhalefete düştüğü anda onların da tepki cephesine katılma potansiyeli ortaya çıkabilir.
"AB basit bir iş zannedildi"
AB serüvenimizin 50 yıla dayanan bir geçmişi var. Bu kadar uzun bir süreçte bu konunun tam anlaşılamamış olmasını neye bağlıyorsunuz?
AB'nin nasıl bir oluşum olduğu Türkiye'de pek kavranmadı. Mesela biz öteden beri NATO'nun, OECD'nin üyesiyiz, Batı'nın belli başlı kurumlarının, IMF'nin de kurucu üyelerinden biriyiz. AB de biraz bunlar gibi algılandı. Basit bir şey olduğu zannedildi. Kitapta bir bölüm var; 1963 yılında AET ile Ankara Anlaşması'nı imzaladığımızda ertesi günkü Hürriyet gazetesi "Avrupa'ya girdik" diye manşet atmış ve şöyle yazmış: "Gelecek yıl Avrupa'dan gümrüksüz araba ithalatı başlıyor".
"AB üyeliği yolunda ilerlemeye devam etme fikrini koruyorum!"
Kitapta AB konusunda yaptığınız değerlendirmelerdeki yanılgıdan da söz ediyorsunuz. Bu noktaya nasıl geldiniz?
Gerek ben gerek AB'yi takip ettiği düşünülen kişiler, diplomatlar, gazeteciler, hepimiz Avrupa tabanındaki kitleyi değil de seçkinleri, siyasetçileri, diplomatları izledik büyük ölçüde ve onların söylemlerini takip ettik. Türkiye'ye karşı tavırlar konusunda da işte Chirac ne dedi, Blair ne dedi, Berlusconi ne yaptı, bunlarla ilgilendik. Bu yüzden de yanıldık.
"Osman Ulagay AB konusunda fikir değiştirdi" demek size haksızlık mı olur?
AB üyeliği yolunda ilerlemeye devam edelim fikrini koruyorum ancak daha önce, bu üyeliğin nelere yol açabileceği konusunda fazla düşünmeden, peşin hükümlülükle konuşurken, şimdi kitapta bahsettiğim noktaları da göz ardı etmeyelim diyorum.
|
|
|

|