|
 |
|
|
Kırdın bizi Pakizettin abi
Sarıkız'ın Anıları
Dayak yiyen salaklar ve yemeyen akıllılar şeklinde ikiye ayrılıyoruz artık kadın kısmı olarak. Dolayısıyla her kesim kendi zaviyesinden veya mazisinden yazıp çiziyor. Dostum Pakize de (Suda) şu dayaktan -nasibini almayanlardan mı desem kendini koruyabilmişlerden mi şimdi bilemedim- bahsedip kendi açısından bir yorum getirmiş duruma. Ve demiş ki, "TV'lerdeki gözü yaşlı kadınlar artık beni etkilemiyor. Bakıyorum 'Yurttan Ağlamalar Kadın Topluluğu' bugün hangi kanalda... Çekirdek çitleyerek seyredeceğim neredeyse." Ve eklemiş: "Tamam aile içi baskı, şiddet çok yaygın. Fakat karşımıza çıkartılan olaylara bakıyorum da... Çok bireysel. Yani kadınların ortak sorunu diyemeyiz hepsine."
Dedim ya, herkes kendi yaşadıklarından yola çıkıyor diye. Önce soruyorum, Pakize'nin bir erkekten dayak yiyeceğini düşünebiliyor musunuz? Düşünemezsiniz. Pek iriyarı değildir ama ona vurmak cesaret ister. Öyle heybetli bir görünüşü vardır. Zaten "tacizci adamlar" da Pakize gibilerinin yanından bile geçmezler. Onlar sadece bizim gibi salak, silik, uyuşuk ve pısırıkları bulurlar.
Akıl ve kader işi
Başka bir açıdan bakarsak da, sakin mizaçlı sevgili veya koca seçmek çoğunlukla akıl olduğu kadar bir parça da kader işidir. Pakize arkadaşım da aklını ve şansını kullananlardandır. Böylece hayatında koca tokadı nedir bilmediği için yazabilir, feryat eden kadınlara canı sıkılabilir, bir şey diyemeyiz. Bu arada kendisini artık garantide görmesi de doğaldır. Yani bu saatten sonra hayatına sevgili girmesi -bencileyin- zordur. Sevgili yoksa dayak da yoktur. Ve ne güzeldir, çizittirelim o zaman. (Şu darbe konusunu uzatıp onu daha fazla bunaltmak istemem. Sadece kız kardeşi, yeğeni gibi yakınlarından birinin başına Allah vermesin- gelirse ne kadar sıklıkta ekranlara çıkacağını merak ederim bir tek...)
Pakize aynı yazısında ayrıca diyor ki, "(...) bazı kadınların ne pahasına olursa olsun bir koca ve bir çocuk merakının bir neticesi yaşananların çoğu." Hah işte bu mevzuda çok haklıdır arkadaşım. Gerçekten çoğumuz uyanıklık edip sadece "Bir koca alalım -hele zengin ve ünlü olursa daha iyi olur- ve bir de çocuk doğuralım, adamı garanti edelim" diye evleniyoruz (!) Sonra bakıyoruz ki, elde etmek istediğimiz imkanlar bir yana, adam ayı çıkmış. Arada yaptığı küçük öküzlükleri de görmezden geliyoruz ve sonrası malum. Haydi atıyoruz kendimizi medyanın ortasına! Oh olsun lan bize! Biz ki, aslan gibi ve melek ve dahi bekar adamları elimizin tersi ile itiyor, ayıları mı tercih ediyoruz? Ediyoruz. Ağlaya ağlaya geberelim o zaman. Başımıza gelen her şey de bize müstahak. Buna çocuklarımızdan ayrılmak da dahil. (Yalnız şunu itiraf etmeme izin verin; keşke biz de Cem Boyner'in peşine düşseydik. Efendim? Adam evli mi? Olsun beklerdik.)
Sonuçta burada önemli olan; aklımızın veya kaderimizin bize hazırladığı farklı "sonları" tevekkülle kabullenip susmak veya beceremediğimiz hayat şekli üzerine insafsız yorumlar yapmamak.
Başımıza gelecekler
Şimdi durup dururken biraz gerilere gidelim ve Etiler'de Seyran Apartmanı'nın çatı katına çıkalım (Akmerkez'in karşısındaki bina. O zamanlar Akmerkez'in yerinde top sahası var). Burası kayınpederim Adnan Benk ve kayınvalidem Simin'in evi. Onların seyahatlerini fırsat bilip eve kamp kurmuşuz. Terasta, küçük ateşin etrafında toplanıyoruz her gece. Henüz Arda ile flört halindeyiz. Can dostlarımız Tülay (Özer) Engin (Evin), Pakize, ben, Orçun (Sonat) ve birkaç arkadaş daha. Dediğim gibi o zamanlar biz kızlar henüz bilmiyoruz kimlerle evleneceğiz, başımıza neler gelecek... Hele dayak hiç gündemimizde değil. Hepimizin tek derdi var, aşık olacak ve öyle yuva kuracağız. Ya da en azından ben öyle sanıyorum. Bunu uzun uzun konuşuyoruz o yaz gecelerinde. Sonra... Sonra hayat akıp gidiyor. Ve kader başka başka şekillerde çıkıyor karşımıza. Bazımıza akılsızlığımız, bazımıza aklımız yol gösteriyor. Tülay, Orçun, Arda, Engin... İçimizden bir tek Pakize parmağına o yüzüğü takmıyor. Oysa bunun tam tersi de olabilirdi. Çok şükür o "bizim piyasanın çıkar evliliği yapan ve dolayısıyla dayak yemeyi hak eden ve TV'lere çıkıp ağlaşan kadınlarından" olmuyor. Biz ise hâlâ ettiğimizi çekiyoruz gördüğünüz gibi.
Kapıda bile yatırır
Kaçınılmaz not: Evlenme nedenimiz onun söylediği gibi olsa bile dayak fena bir şeydir. Hele bebeğinin kokusunu duyamamak (anne olmayan birinin pek anlayacağı bir şey değildir) veya çocuğunu üç gün görememek kanal kanal dolaşıp ağlamak şöyle dursun, o binaların kapısında bile yatırır insanı. Arkadaşımın atladığı şey ise, bu vahşetin söylediği gibi asla "bireysel" olmadığı. "Serap Ezgü"ler bu kadınlarla dolup taşmaktadır çünkü.
Yazara e-mail
|
|
|

|