|
 |
|
|
Pazartesi yazıları
HanIm tarhana çorbasını çok güzel yapar. Bir huyu vardır "Yahu şu yemeği güzel yapardın bir pişirsene" dediğimde yüzünü buruşturur. "Ne varsa onu ye" der gibi. Kendi halinde bir şımarmadır aslında. Belli bir yaşa gelince iltifat rafa kalkıyor. Suratsız olacaksın. Ama ne yapayım tarhanayı çok güzel yapıyor, kıvamını çok güzel tutturuyor. Zaten "ne güzel yaparsın" dediğim için değil "ne varsa onu ye" listesine eklendiğinden yaptı tarhanayı da. İki tabak içtim, keyfim yerine geldi. Böyle küçük şeylerden mutlu oluyoruz artık. Bir çorba, bir hoş dizi, kahvede tavla, Emirgan'da çay içmek... (Gerçi eski havası kalmamış. Turistik olduğu söylenen garip bir yere dönmüş. Arkalara doğru gidildikçe eski Emirgan çay bahçesi havasını yakalıyorsunuz. Zaten müdavimler de önden arkaya doğru gitmişler). Lafı uzattım çorba sonrası ne yaparız, oturduk yine televizyonun karşısına. "Memet Ali'ni programı başlıyor" diyerekten hanım o akşamın gündemini belirlemiş oldu.
Yukarıda bahsettiğim konu bu programa katılan vatandaşlarımız ile ilgili. İzlerken "muhafazakâr ülkenin vatandaşları" bunlar mı diye kendi kendime sordum. Adam elinde mikrofon, sokakta görsen muhasebe bürosunda memur dersin. Evli çoluklu çocuklu, zamparalık üzerine konuşuyor. 24 saate kalmaz, kadını tavlarmış! Gevrek gevrek de gülüyor. Önde üç tane dişi kalmış. Ne magazin programlarından fırlamış, ne eğlence mekanlarından çıkmış, bildiğimiz "sade vatandaş" işte. Bir başka çift, görseniz... Bayan bankada, bey de Defderdarlık'ta çalışıyor, ay sonunu zor denkleştiriyor dersiniz. İkisi de mutlu ve mesut ne konuşuyorlar biliyor musunuz? Kadın adamı öpüşürken yakalamış, ama affetmiş! Pes dedim vatandaşa kötü örnek olan oyuncular, diziler, filmler filan değil, bizzat vatandaşın kendisi. Görmeyeli Türk halkı epey yol katetmiş!
Sahne başka bir alem. Üç tane, giyip giymedikleri belli belirsiz etekleri ile oturan sulak yerde büyümüş, boyalı badanalı genç kız. Konuklar Banu Alkan ve eski sevgilisi olduğu söylenen ve bir yarışma programı nedeni ile Banu Hanım ile aynı evde kalan beyefendi. O sırada Mehmet Ali Erbil'e içli köfte, çukulata, dolma getirenler sıraya girmişler. O da sürekli gelen yemeklerden atıştırıyor.
Yabancı gazetecilere bu programları izlettirmek lazım. Ülkenin tanıtımı filan deniliyor. Getir gazeteceyi, aklı şaşsın, gitsin yazsın.
s.kologlu@milliyet.com.tr
|
|
|

|