|
 |
|
|
Nefes aldığım sürece...
Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol
Kolay okunan zor yazılar, artık bir yılbaşı geleneği oldu... "Ben bilinmezle uğraşırken keyif alıyorum, okuyucu dostlar da keyif alırken uğraşıyorlar" demiştim; Umuyorum hâlâ öyledir... "Lâtince söylenen söz kulağa derin gelir" yaklaşımı, öteden beri bana heyecan vermiştir ama "Söz" deyince "Eylem sözlerde değildir" ayrıntısını reddetmek de pek mümkün görünmüyor. "Reddetmek" deyince, hiç değilse yolların bir kısmı, "Çekinerek isteyen reddedilmeyi teşvik eder" kavşağına çıkıyor. "İstemek" deyince, Vegetius'un özgürlüğü dile getiren öğüdünü hatırlıyoruz: "Barış istiyorsanız, savaşa hazır olun..." "Dile getirmek" deyince ister istemez Çiçero'nun gülümseten özeleştirisiyle yüzleşiyoruz; "Daha önce bir filozof tarafından dile getirilmemiş hiçbir saçma lâf yoktur..."
* * *
"Filozof" deyince, "Sakalı ve hırkayı görüyorum ama filozofu göremiyorum" alaycılığının hem övgü hem de kınamayı içerdiğini hissediyoruz. "Kınamak" deyince, "Anlamadıkları şeyleri kınarlar" söylemi sadece basit bir itiraz olarak boy göstermiyor. "Sadece" deyince, "Sadece bir insan olduğunu unutma..." noktasında bir genellemeye düğüm atıyoruz. "Genelleme" deyince, "Genellemeler hataya gebedir" sözüne yöneliyor dikkatimiz. "Hata" deyince, Seneca'yı hatırlıyoruz; Bize, "Hayata gülmek hayat için ağlamaktan daha uygar bir davranıştır" diye telkinde bulunuyor. "Hayat" deyince, Nobel madalyasındaki satırlar akla geliyor hemen; "Buluşlar sanat yoluyla güzelleştirilen hayatı genişletir." "Sanat" deyince de doğal olarak, "Hayat kısa sanat uzundur" deyişinin sade vuruculuğu...
* * *
"Sade" deyince, Horatius'un "Seçkinliğin içinde sade" diye ifade ettiği görkeme yöneliyor dikkatimiz. "Görkem" deyince, "Böylece geçiverir dünyanın görkemi" yollu tespite, insanın şapka çıkartası geliyor. "İnsan" deyince, Terentius'un "İnsan cinsi böyledir" yakınmasıyla önsüzden sonsuza uzanıyoruz. "Sonsuz" deyince, daha mistik bir soru ile karşılaşıyoruz ve "Bundan sonsuzluğa ne kalacak?" diyen Romalının endişesiyle sanki sona biraz adım daha yaklaşıyoruz... "Adım" deyince, "Yavaş ama emin adımlarla" sözü yolumuza şüphenin ışığını düşürüyor. "Şüphe" deyince, "Nerede şüphe varsa orada özgürlük vardır" lafıyla felsefenin kapısını çalıyoruz. "Felsefe" deyince, "Dünyanın merkezini ziyaret et; Orada felsefe taşını bulacaksın" diyenler, hafızamızda berraklaşıyor.
* * *
"Hafıza" deyince, "Bir yalancının iyi bir hafızası olmalıdır" diyen Quintilian'ı da anımsıyoruz. "Bir" deyince, "Yazdığımız onlarca satırda, acaba hiç çevirmen hatası yok mudur?" gibi bir soru takılıyor aklımıza... Neyse ki, "Çevirmen" deyince, "Dürüst bir çevirmen kelimesi kelimesine çevirmemelidir" yaklaşımının çağrışımlarıyla, bizden önce kalem oynatanlara güveniyoruz. "Güven" deyince, yazının sonuna doğru tekrar Horatius'a dönmek gerekiyor: "Gününü yaşa, yarına olabildiğince az güven..." sözünü kaç yaşında etmiş olabileceğini düşünmeye başlıyoruz. "Yaş" deyince Çiçero imdada yetişiyor; "Hiç kimse bir yıl daha fazla yaşayacağını düşünmeyecek kadar yaşlı değildir" iddiası, bir yıl daha biterken, galiba biraz da işimize geliyor; Umutlanıyoruz. "Umut" deyince, sadece yılın değil, yazının da sonuna geldiğimizi fark ediyor ve değerli okuyucuyu, "Nefes aldığım sürece umuyorum" demiş olanlara katılmaya davet ediyoruz...
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|