|
 |
|
|
Gurur ve utanç yılı
Milliyet'in geleneksel "Yılın Sporcusu" anketi giderek yoğunlaşan oy sayımı ile yavaş yavaş finale yaklaşıyor.
Her biri birbirinden değerli şampiyonlar, takımlar ve spor adamları, yıl sonunda halkın oylarıyla taç giyecekler.
Onları şimdiden kutluyorum.
Bazıları gerçekten yıla damgasını vurdu. Yıllara damgasını vuranlar da var.
Şampiyonları, takımları ve spor adamlarını sporsever Milliyet okuyucularının titiz değerlendirmesine emanet ederek başka bir pencereden sporumuza bakmak isterim...
2005 nasıl bir yıldı acaba ?
Gururun mu, hayal kırıklıklarının mı, yoksa hüznün ve utancın yılı mıydı ?
Tıpkı hayat gibi... Hepsi bir arada...
* * *
Yüz milyon dolarlar yatırarak global spor endüstrisinde kendimize bir yer açmamız, elbette güzeldi... İstanbulpark'ta ilk Formula 1 yarışını gururla izledik.
UEFA Şampiyonlar Ligi finalinde, Olimpiyat Stadı, 42. yılına giren gazetecilik mesleğimde izlediğim onca final maçını unutturuverdi bana... Dünyanın dört köşesinde olimpiyat ve dünya şampiyonalarında birbirinden güzel ve heyecanlı finaller izlemiştim. Atletizmden basketbola, futboldan cimnastike, halterden güreşe kadar... Hepsi geride kaldı. Finallerimin şampiyonluğunu Olimpiyat Stadı'ndaki aldı. Kazanan da Avrupa futbolundaki ilk aşkım Liverpool olunca, değmeyin keyfime!
... Ve yılın en önemli spor olayı: Universiade İzmir 2005!
Kıyısından köşesinden, karşısından tepesinden bakıp beğenmeyenler, dudak bükenler olabilir. Ama ben İzmir'de en masum ve en anlamlı spor organizasyonuna tanık oldum. Yaşı 28'le sınırlandırılmış, sporu da salt olimpik duygularla yapan binlerce genç, dürüstçe, heyecanla, onurla yarışıyorlardı. Çoğu, üniversiteden sonra başka mesleklere yönelecek, sporu gençlik dönemlerinin en ateşli aşkı olarak anımsayacaklardı. Tesisler hem sporcuyla, hem de İzmir'in sporsever insanlarıyla doldu. Uzaktan alay edip ahkam kesen abilerimize inat, onlar tüm masumiyetleriyle oradaydılar.
Zaman zaman kendi gönül aynamıza bakıp abartsak da organizasyon becerimiz açısından gerçekten güzel ve gurur veren sonuçlar aldık.
* * *
Sporu skor tabelalaları, madalyalar, puanlar, kupalar ve şampiyonluklarla tanımlayıp tümüyle performansa endeksleyenler, istatistiklerden ve sayılardan istedikleri sonuçları çıkarabilirler. Onlara itiraz etmeyeceğim. 2005'e performans terazisiyle bakanlar, başarıyı da hayal kırıklığını da bir arada göreceklerdir. Skorlara bakıp 2005 için mutlu mutsuz ayrımı yapamayız. Ortaya karışık bir yıl oldu hakçası.
* * *
Ama Gökdeniz Karadeniz'in adıyla perçinlenen şu bahis skandalı... Şikeye tam teşebbüs sabıkası, verilen verilmeyen cezalarıyla müthiş utanç vericiydi. Daha da utanç verici olanı medyadaki bazı arkadaşların Gökdeniz'in pişmanlık ve itiraf samimiyetine giydirdikleri cahil slogan oldu : "Gençler, asla bahis oynamayın!"
Sanki bahis oynamak, iddaa organizasyonuna kurallara uygun dürüst ve mütevazı tahmin bütçeleriyle katılmak suçmuş gibi gösterildi. Ve o arkadaşlarım, "Bahis oynamak değil, bahis konusu maçları fikse etmek, şikeyle, önceden sonucu belirlenmiş ve parsası uçurulmuş hale getirmek ayıptır, suçtur, dolandırıcılıktır! Kimse böyle bir suça heves etmesin!" diyemediler.
Utanç bordromuz bahisle de sınırlı kalmadı.
En başta halter, doping illetiyle dünyaya rezil olduk. Doping yapan sporcu ve antrenörlerimizi cezalandırmak yerine kurtarma telaşına düştük. Damgalı, dışlanmış bir ülke olmanın acısını yaşadık.
Hele şu 2006 Dünya Kupası play off macerası...
İki İsviçre maçından hem kocaman bir hayal kırıklığı çıktı, hem de kocaman bir utanç! Hayal kırıklıklarını taşıyabilirdik. Ama utanç verici tablolar gücümüzü tüketti. O tükenmişlik içinde federasyonun kongreye gitmesi bile kendi adıma acımı hiç hafifletemedi.
* * *
2005, kişisel ve toplumsal tarihimize masum bir çocuk gibi girdi. Sabıkalı, suçlu ve kirli bir yıl olarak geride kalıyor.
Keşke hiç yaşamamış olsaydık.
Organizasyonlarımızla gurur duymazdık ama...
Utanmazdık aynı zamanda!
Gordon, go home!
Beşiktaş'ın futbol tarihinde çok ayrıcalıklı ve başarılı bir teknik direktör olarak özel bir yere sahip olan Gordon Milne, yıllar sonra kulübe dönüşüyle çok şaşırttı beni... Kıvanç Oktay'a kendi iradesiyle futbol şubesi sorumluluğundan çekilmesini, endüstriyel futbola uygun daha profesyonelce bir yapılanmaya dönmesini önerdiğim günlerde Gordon Milne çıkageldi.
Newcastle United'da Bobby Robson'a bağlı olarak yaptığı gençlere ve alt yapıya dönük çalışmaları Beşiktaş'ta gerçekleştirecekti. Olumlu bir gelişmeydi. Ne zamandır alt yapı gerçeğini unutan ve başarıyı transferde arayıp sürekli yanılan Beşiktaş, yeniden kendi öz kaynaklarına dönecekti. Teknik Direktör Rıza Çalımbay'ın emrine her yıl 1-2 oyuncu verilecekti...
Ne var ki hesap tutmadı. Çalımbay görevden ayrıldı. Jean Tigana geldi. Sadece A takımının teknik direktörü olarak değil. Futbol takımlarının tümünü kapayan yetkilerle işe başladı...
... Ve duydum ki, Gordon Milne yatağında mışıl mışıl uyurken, Jean Tigana sabahın köründe yıldız B gençler maçına gitmiş, A genç takımın antrenmanlarını izlemiş. Hocalarla konuşup bazı futbolcular hakkında bilgiler almış.
Anladım ki, Gordon havada kalmış...
Aldığı ücret yılda 400 bin Euro'dan az değil. Yaptığı iş belli değil.
Yöneticilerin söyleyemediğini ben söyleyeyim bari... Evine dön Gordon...
Ne O'nunla ne O'nsuz
Galatasaray Başkanı Özhan Canaydın (benim Özhan abim), hayatının en mutsuz, en çelişkili dönemini yaşıyor. Bir yandan yıllarını verdiği, hayatını adadığı Galatasaray başkanlığının zorluklarını taşırken, bir yandan da yalnızlığın, çaresizliğin acısını çekiyor.
Galatasaray genel kurulu, Riva projesini rafa kaldırdı, vuslatı kongre sonrasına bir başka bahara bıraktı.
Ama bırakın borçları tasfiye etmeyi, futbolcusuna gündelik ödemeleri yapmak için küçücük bir çare bile üretemedi o genel kurul...
Ne Özhan abi ile yapabiliyorlar, ne de Özhan abisiz bir çözüm üretiyorlar.
Özhan abi, başarısız ya da becerisiz olabilir.
Ama gelmiş geçmiş tüm başkanlar içinde en özverilisi de O'dur!
Kendi cebinden 7.5 milyon dolarla kulübünün yaralarını sarmaya çalışan, 65 milyon dolarlık borç senetlerine kişisel kefaletiyle imza atan Özhan abi mazoşist mi acaba ? Onu bilemem. Çektiği işkenceyi bilirim ve O'nun adına çok üzülürüm!
agokce@milliyet.com.tr
|
|
|

|