|
 |
|
|
Lekeler nereye gider?
Bir şey soracağım ama gülmeyin. İnsanlar kirlenince, nasıl temizlenir? Beyaz sabun, kokulu duş jelleri... Sabundan, duş jelinden çok daha öte bir şey...
Bir kapıyı çalıyorlar. İçeri dalıp "Aaa ütü gününüz mü?" diyorlar. Daha kadın cevap veremeden tertemiz tişörtü alıp boyuyorlar. Ne cüret! "Lekeyi zorlaştırmak için" bir de ütülüyorlar. Sonra az evvel temiz ve lekesiz olan, artık lekeli tişörtü yıkıyorlar. Leke çıkıyor.
Ne olmuş oldu? En az bir saat geçti ama ev sahibi kadın bir arpa boyu yol kat edemedi ütü işinde.
Çamaşırların makineden nemli çıktığı düşünülürse, ütü günü yarına sarkmış bile olabilir pekâlâ.
Reklam bu, reklam!
Yine de uzayan ütü günü ihtimali fikri benim içime karıyor, iyi mi? Oturup buna dertleniyorum.
Bunun alışveriş merkezinde geçeni de vardı. Orada da yeni satın alınmış giysileri pisletiyorlardı. Ellerindeki "çamaşır suyundan çok daha öte" şey tüm lekeleri temizliyor ya, o bakımdan.
İyi de güzel kardeşim, leke kıtlığı mı var memlekette? Senaryo gereği bile olsa leke yaratacağına hazır leke bulsana... Eskiden boya kalemleriyle oynayan bir çocuğun üstünü başını alır, hali hazırdaki lekeleri çıkarırlardı misal. Tamam, o çocuğun da üstünü reklamcılar pisletiyordu ama biz bunu görmüyorduk o zaman.
Sen de öyle yapsana. Ütü gününde değil de çamaşır gününde git mesela. Bir işe yara!
İşin bu; işin, bana bir işe yaradığını göstermek, değil mi?
Ben böyle oturmuş, reklama sarmışken çok fena, takınca da takarım hakikaten, beni dinledi dinledi bir arkadaşım, kahve içiyorduk benim evde bu esnada, "Sana bir şey soracağım ama..." dedi, "gülme, tamam mı?"
Tamam.
"Hani hiçbir şey yoktan var olmuyordu, varken yok olmuyordu. Sen kimyagersin, bilirsin. Bu lekeler nereye gidiyor peki?"
Buna ciddi bir cevap vermem beklenmiyor, değil mi?
"Temizlik kirin homojen dağılımıdır" dedim.
Siz yine de arada sırada elektrik süpürgesinin torbasını değiştirin, çöpleri atın, pis suları dökün tabii... Kir sadece evinize değil; dünyaya, evrene homojen yayılsın bari.
"Biz kir göstermeyiz"
Yılmaz Erdoğan'ın yeni filmi "Organize İşler"in bir yerinde çete reisi Asım (Yılmaz Erdoğan), Süpermen Samet'e (Tolga Çevik) "Sende neyi seviyorum, biliyor musun?" gibi bir şey söylüyor. "Biz artık kir göstermeyiz ama sen temizsin" diyor. Bu alemlerde kirlenirsin manasında...
Ki o dak'kaya kadar Asım "Aman kardeşim bu dünyada ya araklayacaksın ya araklanacaksın" dersleri veriyordu çocuğa, film icabı. Zaten bizzat Yılmaz Erdoğan'ın ağzından filmin hikayesi de budur: "Araklayanlarla araklananların hikayesi"...
Bir tabut mevzuu falan var. Seyir keyfinizi kaçırmayayım; "Ya tabutun içindeki deli ya tabutu taşımaya yardım eden saf ya da bu tabut işini organize edenlerden" olacakmışız. Süpermen Samet "Ben nerede bir tabut görsem, taşımaya yardım ederim" diyor falan filan.
Bir şey soracağım... Gülmeyin.
İnsanlar kirlenince, nasıl temizlenir?
Beyaz sabun, kokulu duş jelleri...
Onlardan çok daha öte bir şey?
Hamamlarda beyin yıkama bölümleri, yürek kuru temizleyicisi, anıları yıkama yağlama servisleri...
İnsanda da temizlik, kirin homojen dağılımı mıdır?
Kim, ne kadar kir kaldırır?
* * *
Bu kadar soru sorduracak bir film değil "Organize İşler". Bakmayın, ben serbest akıyorum. Araya film aldım ama aklım hâlâ reklamda.
O kadın ütüleri bitirebildi mi acaba?
Organize her zaman işler mi? İyi işler...
Benim en beğendiğim Türk filmlerinden biri Cem Yılmaz'lı, Mazhar Alanson'lu "Her Şey Çok Güzel Olacak"tır. Mesaj mesaj, nereye kadar? Amerikalı değilsek de insanız neticede, sinemaya gidip iyi vakit geçirmek, gülmek falan bizim de hakkımız.
"Organize İşler" de işte, skeç skeç, komik film. İzlemeyen bir şey kaçırmaz, izleyen de sıkılmaz. Her filmden de daha fazlası beklenmez zaten.
Gerçi Yılmaz Erdoğan 2 milyon seyirci bekliyormuş.
Nil Karaibrahimgil'in film sonunda söylediği şarkıdaki gibi "Organize işler bunlar".
Yoksa "Bizim şarkımızda ayışığı yok" desin diye Ebru Akel, seksi seksi at binsin diye Berrak Tüzünataç, salatayı değiştirsin diye İclal Aydın rol alır mıydı, Gülben Ergen'in tabiriyle "Ailemizin filmi"nde?
Tüm bunların üstüne bir de İstanbul var. Yılmaz Erdoğan'ın "Bu filmin başrolünde İstanbul var" dediği kadar var.
Hakikaten de dakikaya vurulsa, tüm oyunculardan daha fazla görünüyor olabilir İstanbul. Bu görüntüler İstanbul tanıtım filmi olarak gösterilse yurtdışında, turist sayısı zıplar. Hatta keşke bu görüntüler kullanılarak bir İstanbul belgeseli hazırlansa... Ah güzel İstanbul. O kadar güzel. Sırf İstanbul için bile bu filmi izlemeye değer.
Organize her zaman işler mi?
Film vizyona girdi, bunun kararını da seyirci verecek artık ama bana sorarsanız işler, genellikle işler; iyi işler...
Emanet kıyafet gibi; herkes giyiyor, kim giyse yeterince şık olmuyor
Biz Hollywood'da yaşamıyor olsak da şöyle hoş, eğlenceli, mesaj kaygısıyla kasmayan filmler de izlemek istiyoruz ya arada sırada, seyirci olarak. E film yapanlar da Hollywood'da değilseler de böyle tuvaletli, smokinli, kırmızı halılı galalar yapmak istiyorlar tabii, en doğal hakları.
Kadın oyuncular çok şıktı efendim galada. Ebru Akel'in kıyafeti tabii tartışılabilir biraz ya neyse. Bir de gelin vardı. Sevgilim gösterdi kalabalığın arasında: "Bak, gelin." Neyse canım, galaymış, düğünmüş; ne fark eder? Hem Berrak Tüzünataç değil mi o? Filmde pek az görünüyor, galada görünsün bari. Özgü Namal'ı ayırayım fakat, o ayrı bir güzeldi.
Ne çare ki hâlâ biraz emanet duruyor bunlar üzerimizde.
Yılmaz Erdoğan'ın hoşgeldiniz konuşması için sahneye çıktığında "Bunlar emanet. Üç saat sonra geri vereceğim" diye kılığına dikkat çekmesi boşuna değil yani.
Emanet giysi gibi; tüm bu tantananın kolları kısa, etek boyu fazla uzun, omuzlar düşük, bel oturmamış sanki...
Bu tantananın bir parçası olarak biz de az acayip değiliz. Bir Türk filmi vizyona girmeyegörsün, hepimiz film eleştirmeni kesiliyoruz anında.
Kıyafet emanet olunca, herkes giyiyor ama kim giyse yeterince şık durmuyor galiba.
Film, en hakiki öz film eleştirmenlerinden Alin Taşçıyan'ın dün Milliyet Cumartesi'de yazdığı gibi "senaryosu üzerinde yeterince çalışılmamış bir Hollywood yapımı" olabiliyor ancak; gala derseniz, çıkışı görmeliydiniz, şık şıkıdım insanlar, arabaları gelmiyor bir türlü, taksi yok, tam sefillik.
|
|
|

|