Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 29 Aralık 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bu da seçim mi?


Şayet biri çıkıp da, "Federasyon başkanlığını şu kazanır" diyorsa, sakın inanmayın. Ya sizin ağzınızı arıyor, ya da kamuoyu yaratmaya çalışıyor.
Kimbilir, belki meczup bile olabilir.
O kadar akıl dışıdır muhtemel başkanı tahmin etmek.
Kimin şansı yok, kimin seçilme ihtimali fazla; adayların kendisi bile bilmiyor şu anda.
Bilinemez ki...
Hatta tahmin bile edilemez.
Mesela şu Swiss Otel'deki toplantıya bakın:
* * *
Ayhan Bermek'i desteklemeye niyetli Yıldırım Demirören, ev sahipliği yaptığı toplantıya Haluk Ulusoy ve Hasan Doğan'ı da davet ediyor. Özhan Canaydın, nabız tutan Kulüpler Birliği Başkanı olarak bulunuyor.
Aynı Demirören, geçen seçimde son anda Beşiktaş delegesi yaptığı Doğan'ı yine son anda delege listesinden çıkararak ortada bırakıyor bir yandan... "Bastıran"ın, Murat Aksu olduğu söyleniyor. Aksu'nun babası İçişleri Bakanı. Yani kabinenin üyesi. Başbakan'ın Futbol Federasyonu'ndaki "dostu", küçük Aksu'nun itirazıyla ortada...
Bir başka varsayım ise "Hasan Doğan'ın Beşiktaş'a faydalı olmadığı için listeden çıkarıldığı" yolunda! Neresinden tutsanız elinizde kalıyor.
Haluk bey, geçen seçimde kendisini "aforoz" eden siyasetin federasyondaki gölgesi Hasan Doğan'a "Aday ol seni destekleyeyim" diyor. Çünkü bir zamanlar Ayhan Bermek karşısına rakip olarak çıkmış; onu affetmiyor.
Aslında Haluk Ulusoy'un "aday ol" dediği Hasan Doğan, aynı akşam Ayhan Bermek'in listesinde yer almaya karar veriyor. Oysa 20 gün önce "Seçime ancak Bıçakcı ile girerim" demişti.
* * *
Nedir bu; seçim mi bulvar komedisi mi?
Bu seçimin millet, memleket menfaatine olduğunu iddia edebilir miyiz?
Bu seçim için tasarlanan yönetimlere, "başkanın dava arkadaşları" diyebilir miyiz?
Geçiniz...
Demokrasi, seçim, mücadele, hepsi güzel laflar ama "prensip sahibi" insanların yaşadığı ortamlarda.
O bakımdan, biri çıkıp da müstakbel federasyon başkanının adını fıslarsa sakın inanmayın.
Adını ve adayını söyleyin; size niyetini anlatayım.

Büyük takım olmak!

Kuzey Irak Kürtleri, yaşadıkları ülkeyi işgal eden güçlerle "işbirliği" yapmalarının bir ödülünü de futbolda aldılar:
Real Madrid, Kuzey Irak'ta futbol okulu kuracakmış...
Aslında Real Madrid'in sınır ötesi futbol okullarının çoğu, dilini bildiği, futbol yetenekleri belli Güney Amerika'da yoğunlaşmış. Peki Kürt çocuklarında böyle bir futbol yeteneği olduğu sonucuna nereden varmışlar acaba?
Irak'ın işgalinde görev alan İspanyol askerleri gözlemlemiş olabilir mi?
Değil tabi... Bu bir "küresel" strateji. İçinde misyonerlik unsurları da var. Bir papazın girişimleri sonucu gerçekleşmiş bu "kutsal" olay.
Başkan Perez'in Irak'ın imarından ihale bekleyen inşaat şirketi de cabası.
Ne diyelim; kutlu olsun...
Ve bizim "büyük" kulüplerimize yazıklar olsun.
Bugüne kadar doğuya, güneydoğuya sadece forma satmaya çalışan büyük takımlarımız, kendi ülkelerindeki gençlere yetenek taraması yapamazken, nasıl oluyor da "büyüklük" yarışına giriyorlar acaba?
Bir futbol okulu kurdular Şırnak'da, kuran yönetici Şırnak'a giremez hale geldi. O kadar kopuklar yani... Gürpınar'a, Cizre'ye bir TIR, iki ünlü futbolcu gidemez mi?
Tüm ülkenin takımı olmak, "büyük"lere sorumluluk getirmez mi?
Hafta sonları pişpirik oynamaktan başka pek sportif faaliyeti olmayan, sadece uzaklardaki taraftarlarını televizyon başında tutmayı amaçlayan dernek açılışları ile olmuyor bu işler.
Eloğlu aldı başını gidiyor.

Biz mi soktuk siyaseti?

Biz, spor yazarlarını Büyük Millet Meclisi muhabiri haline getiren "futbol siyaseti" o kadar genleşti ve insanları daralttı ki, sayın bakanımız Mehmet Ali Şahin "Siyaset spordan elini çekmeli" dedi.
Peki... Başüstüne!..
Yarından tezi yok, yaparız.
Sanki biz, siyaseti sporun içine sokan insanlarız!
Gerçi var bu işe meraklı meslektaşlarımız... Her bunalımda siyaseti göreve çağıra çağıra, müdahalenin alt yapısını hazırladılar, ama söylemlerine bakılırsa onlar bile fikir değiştirmişler son zamanlarda.
Sayın bakanımız gibi "siyaset spordan elini çeksin" fetvaları veriyorlar balık hafızalılarımıza güvenip.
Evet çeksin.
Dikkat edin; bunu söyleyen Türk büyükleri başında, Başbakan yardımcısı geliyor.
Aynı zamanda Spordan sorumlu bakan.
Artık her kim ise şu siyaseti sporun içine sokan; vaz geçer her halde planlarından!
* * *
Yahu ne komik insanlarız biz.
Siyasetin spordan el çekmesinin bayraktarları bile, ya siyasetçilerimiz ya da bir zamanlar onları göreve davet eden gazetecilerimiz.
Futbol gibi global organizasyonun milli ölçeğinde, siyasetin olaya tamamen Fransız kalması düşünülemez elbette.
Lakin durum o kadar karmaşık olmaya başladı ki, hükümet futbolun içine soktuğu sempatizanlarının kontrolünü kaybetti belki de...
"Görevliler" kendilerine çalışmaya başlamış olabilirler mi?
Muhatapları, "eylemlerini" hâlâ siyasetin verdiği görev sanıyorlar ve Hükümet bundan mı endişeleniyor acaba?
Belki de "Bizimle bir ilişkisi yoktur" manasında medya yoluyla uyarıyor o insanları siyasetçilerimiz... Hani bazı şirketler gazete ilan verir ya:
"(.....) isimli şahsın şirketimizle hiçbir ilişkisi kalmamıştır. Konuyla ilgili üçüncü şahısların bay (....) ile temas kurması rica olunur. "
Ben öyle anladım. Sayın bakanımızın demecinden, başka mana çıkaran varsa anlatsın.

Hakan (çok) Şükür

Hakan Şükür, Serhat Ulueren kardeşimizle Star TV'de yaptığı uzun röportaj sırasında hayli tedirgindi ve "Şimdi bu söylediklerimden de kim bilir ne manalar çıkartacaklar" dedi.
Doğru... Ben çıkardım:
Sevgili Hakan Şükür, olgunlaşmış, aklını başına toplamış, toplumun büyük kısmını rahatsız edecek mesajlarını bir yana bırakmış... Aile, ülke, Mustafa Kemal sevgisinden bahsederek milyonlarca gence örnek olacak düzgün ve doğru ipuçları verdi Pazartesi gecesi.
Hiçbir golünde bu kadar duygulanmadım ben.
"Kaybettik" sandığım aile yadigârını bulmuş kadar sevindim.
Stüdyoda olsam tebrik ederdim.
Bir zamanlar Hakan'a en ağır eleştirileri yazmış biri olarak şunu da söyleyeyim:
Kimsenin seninle kan davası yok sevgili Şükür. Sözlerin ve mesajların, futbolun kadar yapıcı, birleştirici, ülke ve insan sevgisiyle dolu olduğunda sana niye saralım.
Tam tersine alkışlarız. Böyle bir Hakan Şükür'le gurur duyarız.
Kutlarım.

eguven@milliyet.com.tr




SPOR
Çek bir skandal!
Cordoba kaçıyor!
Büyük rezalet
Devrimin ayak sesleri
İyilik yaramadı!
Bermek'in gözü kara!
10'un adı Kartal: 73-68
Heyecan dorukta
Beşiktaş'ın affı yok
Vietnam kaynıyor!
Memo boş geçmiyor
Bu da seçim mi?
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Ercan GÜVEN
Bu da seçim mi?
Şayet biri çıkıp da, "Federasyon başkanlığını...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98
© 2005 Milliyet