|
Kırmızı çizgiler!
Yazıma dün bıraktığım yerden devam ediyorum. Demirel, Yavuz Donat'a diyor ki:
"Silahlı Kuvvetler'e ihtilal yapma hakkı veren İç Hizmet Kanunu maddesi dünyada yok. 35'inci madde kalkmalı."
Nedir 35. madde?
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesi şöyle der:
"Silahlı Kuvvetler'in vazifesi, Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'ni kollamak ve korumaktır."
Bu madde, askerin geçmişteki darbelerine her seferinde yasal dayanak oluşturmuştur. Demirel'i iki kez başbakanlıktan deviren darbe bildirilerinin baş köşesinde bu 35. madde yer almıştır.
Şimdi Demirel diyor ki:
"35'inci madde kalksın!"
Pek iyi, pek güzel.
Ama ister istemez insanın aklına takılıyor. Onca yıl neredeydiniz Sayın Demirel? Başbakan oldunuz. Koalisyonlar kurdunuz. Cumhurbaşkanı olup Çankaya Köşkü'ne çıktınız. Neden bunca yıl bu konuda herhangi bir girişimde bulunmadınız?
Örneğin 1992'de, dünkü yazımda hikâyesini anlattığım koalisyon hükümeti döneminde neden kaldırmadınız 35. maddeyi?..
Elbette biliyorum, sadece bir yasa maddesini, 35. maddeyi kaldırmakla darbelerin önü kesilmez. Nitekim, 12 Eylül'ün lideri Kenan Evren, "35'inci madde olmasa da darbeyi yapacaktık" diyerek Demirel'i yanıtladı bu yakınlarda, (Zaman, 23.11.05, s. 5)
Ayrıca darbe yapmak zaten suç.
Anayasal suçtur bizde de...
Ama 35. madde keşke kaldırılsaydı. Kaldırılmasının hiç kuşkusuz demokratik bir mesajı olurdu. Demokrasilerde askerin anayasal açıdan 'sivil otorite'ye bağlı olması gerektiğini vurgulayan bir mesaj...
Ama Demirel yapamadı bunu.
35. maddeyi kaldıramadı.
Ne demek istiyorsun, yani Demirel demokrasi kavgası vermedi mi?
Böyle demek istemiyorum.
Demirel'in kendi siyasal hakları için askeri yönetime karşı vermiş olduğu mücadele elbette demokrasi mücadelesidir. Kaç kere gidip kaç kere milletin oyuyla tekrar başbakanlık koltuğuna oturabilmiş olması da öyledir.
Ama burada sormak lazım:
Demirel, kendi siyasal yasaklarını kaldırmak için verdiği mücadelede kendi hakkını elde ettikten sonra demokrasi alanını genişletmek için ne kadar çaba sarf etti? Darbelerin, 12 Eylül'ün kolunu kanadını kırdığı demokrasiyi düzeltmek için ne kadar çalıştı?
Sayın Demirel, her zamanki gibi çok şey söyleyebilir bu konuda...
Ben şöyle düşünüyorum:
Asker, darbelerle birtakım kırmızı çizgiler çekti her seferinde. Ve demokrasi oyunu genellikle bu çizgilerin çerçevesini çizdiği dar alanda oynandı. Siyasetçilerimiz bu kırmızı çizgileri, tek tük istisnaları dışında çiğnememeye özen gösterdiler.
Demirel de böyle yaptı.
12 Mart sonrasında da, 12 Eylül sonrasında da pek farklı davranmadı.
Askerle çatışmak istemedi.
Belki risk almak istemedi.
Belki zamanı değil diye düşündü.
Belki demokrasi kültürü o kadardı; niyeti zaten yoktu kırmızı çizgileri çiğnemeye, değiştirmeye...
Olabilir.
Dünkü yazımda, Demirel'in 1992'deki başbakanlığından örnek vererek anlatmaya çalıştım, 'askerin darbelerle çizilen kırmızı çizgileri'ni. Demokrasilerde asker-sivil hiyerarşisiyle, Milli Güvenlik Kurulu'nun, Yüksek Askeri Şûra'nın, MİT'in yapısıyla, geçici 15. maddeyle ilgiliydi dünkü yazımda yer alan hikâye...
Ama bu kırmızı çizgiler yalnız bu konularla ilgili değildi. Kıbrıs, Güneydoğu ve Kürt sorunu gibi bazı bakımlardan Türkiye'nin önünü tıkayan alanlarda da 'askerin kırmızı çizgileri' vardı, darbelerle her seferinde biraz daha belirgin kıldığı...
Sayın Demirel her zaman farkında oldu bu gerçeğin. Kapalı kapılar ardında bunlardan hoşlanmadığını belli ederdi. Fakat o çizgilerin belirlediği dar alanın dışına pek çıkmadı.
Yeni süreç, yani kırmızı çizgilerin aşılmaya başlaması, Ecevit'in üçlü hükümetinin son yılında oldu. Ama asıl Erdoğan-Gül ikilisinin başını çektiği AKP hükümetiyle 2003 yılından itibaren radikal adımlarla hızlandı bu süreç...
Bunun adı malum:
AB'ye uyum süreci...
Özellikle 1990'lı yıllarda yapılamayanlar, son üç yılda yapılmaya başladı.
Evet, bu yeni bir dönem.
Kendi tepkisini de birlikte getiren yeni bir dönem üstelik...
Kıbrıs'ta, Güneydoğu'da, asker-sivil ilişkilerinde, ifade özgürlüğü alanında kırmızı çizgiler orasından burasından aşılmaya başlarken, aynı zamanda ezberi bozulanların sinsi bir oyunu sahnelemeye çalıştıkları bir dönem...
Nedir bu sinsi oyun?
Hükümet bu oyuna gelecek mi?
Siviliyle askeriyle bu ülkede demokrasiden yana güçler, Türkiye'yi istikrarsızlaştırmaya dönük bu sinsi tuzağa düşecekler mi?
Yarına...
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|