Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 30 Aralık 2005 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"İYİ BİR OKUR OLMAK HER TÜRLÜ ROMANA İLGİ DUYMAYI GEREKTİRMEZ..."
Roman, önce dildir

Romanın varlığı dilin varlığıyla karışır; aksak bir dille yazılmış bir roman benim için roman değildir... Bir romanın tanıtım yazısında "güneşin Tanrı'nın yarasından bir kan damlası gibi denize battığı..." türünden bir şeyler gördüm mü, o roman oracıkta bitiveriyor benim için.

Tahsin Yücel / Roman

İkibindört yılı içinde 260 yerli roman yayımlanmıştı ülkemizde. Böylece, dedikleri gibi, 'bir rekora imza atmıştık'. Bakarsınız, bu yıl da yenileriz bu rekoru; daha da güzeli, üretimi yılın her gününe bir yerli roman düşecek düzeye yükseltip dostu düşmanı hayran bırakırız. Bu konuda yazarlarımıza da, yayınevlerimize de güvenimiz sonsuz, çıtayı yükseltmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama sizler, kendilerini sıkı roman okuru sayanlar, sizler romancı ve romanlarımızın hakkını verdiniz mi bakalım? İsterseniz, şöyle beş on dakika düşündükten, hatta, neden olmasın, kitaplığınızı şöyle bir gözden geçirdikten sonra, şu soruyu yanıtlayın: 2004 ya da 2005 yılında yayımlanmış kaç yerli roman sayabiliyorsunuz? Yirmi mi? On beş mi? On mu? Beş mi? Ben kendim de denedim, nicedir bu işlerin içinde olmama karşın, on beşe ulaşamadım. Ulaşabilmiş olanları gönülden kutlarım. Ama bir terslik yok mu bu işte? Yayımlanmış, tanıtımları yapılmış, çokları dergi ve gazetelerimizde eleştirilere konu olmuş bunca yerli yapıtın en fazla on beş ya da yirmide birini anımsamak bir üstünlük sayılabilir mi? Siz bu denli ilgisiz okurlar mısınız?

Okyanusta bir damla
Elbette hayır, bu denli ilgisiz olsanız, şu sıradan yazarın önerdiği denemeye hiç girişmezdiniz. Ne var ki romanı sevmek, iyi bir roman okuru olmak her türlü romana ilgi duymayı gerektirmez. Bugüne dek yazılıp yayımlanmış tüm romanlar içinde bizim 260 ya da 365 romanımız okyanusta bir damladır yalnızca. Hiçbir okur da kendini ülkesinin romancılarının en yeni yapıtlarını okumakla yükümlü görmez; görüyorsa, iyi bir roman okuru değil demektir. Yeninin belli bir çekimi vardır kuşkusuz, ama zamanımız, özellikle de büyük ölçüde daha önceki okumalarımızın belirlediği beğenimiz sınırlar bizi, seçmeye zorlar. Beğenilerimiz birbirinden ne denli farklı olursa olsun, diyelim ki 300 yeni roman içinde sizin ya da benim okumak isteyeceğimiz romanların sayısı onu, on beşi zor bulur.

Tanıtım yazılarının önemi
Önyargının da bir payı yok mudur bunda? Olabilir, ama her birimiz kendi beğenilerimize, kendi yazınsal ve düşünsel eğilimlerimize, kendimize yakın bulduğumuz eleştirmenlerin yorumlarına göre yaparız seçimimizi. Kendimden örnek vermemde bir sakınca yoksa, bana göre yazın, dolayısıyla da roman her şeyden önce dildir, varlığı dilin varlığıyla karışır; bu anlayışın sonucu olarak, dünyanın en saygın ödülünü de almış olsa, aksak bir dille yazılmış bir roman benim için roman değildir.
Son yıllarda sık sık tanık olduğumuz gibi, ilk elden yüz bin, beş yüz bin basılıp marketlere yığılan kitaplar da yapıntı kişileri, yapıntı oluntuları ve yüzeysel çözümlemeleriyle hep düş kırıklığına uğratmışlardır beni. Bu nedenle, bu tür kitapların uzağından geçmeyi yeğ tutuyorum. Kimilerinin bana göre olmadığını da adından ya da tanıtımından sezer gibi oluyorum, örneğin bir romanın tanıtım yazısında "güneşin Tanrı'nın yarasından bir kan damlası gibi denize battığı..." türünden bir şeyler gördüm mü, o roman oracıkta bitiveriyor benim için. Bunlara ölçüt denilebilirse, sizin ölçütleriniz benimkilerin tam tersi olabilir, ama siz de benim gibi şu ya da bu yönde bir seçme yoluna gidersiniz ister istemez, seçtiklerinizin sayısının benim seçtiklerimin sayısına yakın olması da büyük olasılıktır. Bunu da doğal bulmak gerekir. Ülkemizde her yıl adına yaraşır on, hatta beş yerli roman yayımlansa, romanımın dünya romanları arasında çok saygın bir yerde olurdu.

2005'in romanları
Nasıl olsa, siz de, ben de yılın yerli ya da çeviri romanlarıyla yetinmiyoruz. Tüm dünya yazınlarının romanları var önümüzde, bu alanda da kendi birikimlerimiz doğrultusunda bir seçme yapıyoruz ister istemez, dahası, kapağını bile açmadığımız nice değerli, nice sürükleyici roman varken, bir okuduğumuzu bir daha, bir daha, bir daha okuduğumuz, dönüp dolaşıp Dostoyevski'ye, Balzac'a, Flaubert'e, Kafka'ya, Faulkner'a, Edgü'ye ya da Karasu'ya geldiğimiz çok oluyor.
"Ya 2004'ün ve şu son günlerini yaşadığımız 2005'in romanları?"
Demir Özlü'nün fazla şey anlatmaz gibi görünen, yalın, durgun, ama kendine özgü bir derinliği olan "Amerika 1954"'ünün tadı hep damağımda. Turgut Özakman'ın öyle tepeden inme bir biçimde değil, yavaş yavaş geniş kitlelere ulaşan "Şu Çılgın Türkler" i öğretici (didactique) anlatının çok özenli ve çok başarılı bir örneği gibi göründü bana. Hasan Ali Toptaş'ın "Uykuların Doğusu"na daha yeni başladım. Dili Türkçemizin bugün bulunduğu yerin yirmi, otuz yıl gerisinde, ama yazarın tün anlatıları gibi ilginç, sonunun başlangıç olmasıyla bile.



KITAP
 Yayın dünyası AB terazisinde
 Merhaba
 Roman, önce dildir
 Türk mü, "Türkiyeli" mi?
 Neden onlar?
 Che neden intihar etti?
 "Cep Meşkleri" etrafında
 Muhalif şövalye ile yakın temas
 Sarıkamış'tan 12 Eylül'e...
 Kitap okumamak!
 İyiye doğru değişim var
 Woolf ve Londra
 19. yüzyıldan imgeler
 Ayan'ı beyan edebilmek
 Hiç bitmeyecek bir efsane
 Şiirle yaşamak
 Üç kuşağı gülümsetenler
 "Uygarlık travmadır!"
 Melville'in "Typee"si Türkçede!
 Türk Musikisi'nin 'ev hali'
 Bir özgürlük âşığı
 Noel Baba'dan mektup var!
 Kitap ajandası
 Haberler
 Türkiye'de çok satanlar





© 2005 Milliyet