|
"..." açıklaması
Yoksa... "Siyasi istikrarın son kullanma tarihi" doldu mu? Kaygı yüklü bu sorunun nedeni: Başaktörler ve yardımcı oyuncuların, "siyaseti ekşitmeye" başlamaları.
Hiç gerek yokken oluşturulan bir gerilim sürecinde tırmanış yaşanıyor.
Muhalefet neyse... Ama, iktidar tepelerinde bu sert rüzgârları anlamak mümkün değil.
Hele AKP Programı'nda yer alan "pozitif siyaset" ilkesiyle hiç örtüşmüyor.
...................
Hırçınlık, sertlik, kavga üslubu, siyasette başarısızlık psikolojisinin dışavurumudur.
Oysa...
AKP'nin 3 yıllık geçmişi, böyle bir dışavurumu gerektirmez.
Özetleyelim...
AB ile tam üyelik görüşmeleri başladı.
35 yıl sonra ilk kez enflasyon yüzde 10'un altına indi.
TL'de 6 sıfır atıldı ve dünyada tek olan o üzücü "yoksul milyonerliği(!!)" tarih oldu.
Döviz stoku 65 milyar dolarla TC tarihinin en yüksek düzeyinde.
İşsiz sayısı ilk kez bu yıl artmadı.
Özelleştirmeler yapıldı.
Demokratikleşme yolunda önemli açılımlar oldu. Kürtçe özel TV'lere bile yayın hakkı verildi.
Fert başına milli gelir, ilk kez 5 bin dolara, satın alma gücü 7 bin 500 dolara dayandı. Bunlar önemli göstergeler; çünkü demokrasinin eşiği fert başına 10 bin dolardır.
.....................
Bütün bunlar son 3 yılın sicilinde kayıtlı.
Gerçi... Proje mimarı ve statik hesapları Kemal Derviş'e aittir. Daha AKP sandıktan çıkmadan Derviş, "Türkiye, seçimlere gidebilir. Korkacak bir şey yok. Ekonomi, bu seçimleri taşıyacak güce ulaştı" demişti.
Yani... AKP, işte bu projeyi uygulamış, sağlamlık veren statik hesapları da değiştirmeye kalkmamıştır.
Ancak...
Objektif olmak gerekir.
Derviş'in söyleminin devamı da şöyleydi:
"Ancak... Bu hükümet, istikrar programını artık taşıyamaz. Seçimlere gidilmelidir."
Yani...
Proje ve statik hesapları, temelleri Kemal Derviş'indir ama binanın yükselmesi son 3 yılın gelişimidir.
Ayrıca...
3 yılın bilançosunda demokratikleşme, AB ile görüşme tarihi alınması, görüşmelerin başlatılması, -bazıları tatsız kokular verse de- özelleştirmeler de var.
Sonuçta, 3 yılın ardından başarısızlık psikozunu gerektirecek bir neden görünmüyor.
......................
Fakat...
AKP siciline kendi ölçütleriyle "artı," AKP penceresinden bakmayanlar için "eksi" görünen kayıtlar, ortamı geriyor.
AKP, bürokrasinin tüm kademelerine ve özellikle kilit noktalarına kendi yandaşlarını yerleştirdi. Kendisinden görmediklerini öğüttü, tüketti, attı.
Elbette tepkiler giderek tırmanıyor.
Hadise, devletin ele geçirilmesi olarak görülüyor.
Başbakan Erdoğan'a göre, bu, iktidarın hakkıdır.
Oysa... Anayasa'nın temel ilkesi olan Hukuk Devleti'nin gereği ise, "idarenin hükümetin memurlarından değil, devletin memurlarından oluşmasıdır."
Danıştay da işte bunun için vardır.
İçkiye kırmızı çizgilerden başlayarak, bu zihniyet çatışması her alanda gözleniyor.
AKP'nin "İktidarım... Her şeye kadirim. Memurlar, hükümetimin memurlarıdır" zihniyeti, yargıyı, üniversiteleri, iş hayatını rahatsız etmekte, hatta "tehdit" algılaması yaratmaktadır.
Elbette bu rüzgâr, fırtınalara davetiye çıkarmaktadır.
......................
Ne var ki... Böyle sertleşmeler daha önce de görüldü ve sağduyu grafiği çizildi.
Van 100. Yıl Üniversitesi Rektörü Aşkın'ın -nihayet- tahliyesi, böyle bir işarettir.
Sanıyorum... Bir diğer işaret, Adalet Bakanı Çiçek'ten gelecek ve Orhan Pamuk davasının düşmesiyle sonuçlanacaktır.
Diliyoruz ki... "Pozitif siyasete" dönüş örnekleri çoğalsın.
......................
Bu sütunu sürekli okuyanlar yıllardır yazılarımda bir bakıma "nota" gibi "..." kullandığımı bilirler.
"3 nokta" için özel bir göndermem olmadığını, son "3 nokta" polemiği nedeniyle vurguluyorum.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|