Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 31 Aralık 2005 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Geçen yılın ayak oyunları...
Bırakın bu ayakları

Yeni bir yıla adım atarken Türkiye'nin ve dünyanın ayaklarında hangi ayakkabılar vardı? 2005'te ayakkabıyla başlayan aşklar, ayakkabıyla önlem alınan salgınlar, ayakkabısız baskınlar, ayakkabı yüzünden ihmal edilen felaketzedeler vardı...


Masa başında oturmuş, tabiatta dişilerin erkekleri tavlamak için neler neler yaptıklarını, kokular yaydıklarını, parlak renklere büründüklerini konuşuyorlar. Bir yanım televizyon izlerken; diğer yanım, feminist tarafım onlara laf yetiştirmek istiyor.
"Biz kadınlar erkeği tavlamakla o kadar da ilgilenmiyoruz" demek istiyorum, "Ayakkabılarımızla gelip ayakkabılarımızla gidiyoruz."
Zira romantik tarafım "End of the Affair / Zor Tercih" filminde Ralph Fiennes'in Jullianne Moore'a söylediği şahane cümleyi hatırlıyor: "Ayakkabılarını kıskanıyorum, onlar seni benden uzaklara götürecek."
Bu sırada TV'de Beyazıt Öztürk, Emel Sayın'ın programında, Candan Erçetin'in tek tek ayakkabılarının fotoğraflarını çekip bu fotoğrafları da ayakkabı kutularının üzerine yapıştırdığını anlatıyor. Aradığı ayakkabıyı bulmak için bir sürü yanlış kutu açmasın diye...
20 dakika falan gülüyorum buna. Masadaki sohbet de aniden girişimci bir ruha bürünüyor. Tabiattan kente dönüp; şeffaf ayakkabı kutusu tasarımına, üretimine sapıyor. Yazı yazan tarafım işaretlere çok inanır, ayakkabı mevzuuna takılıp kalıyor.

"Tahta bacak..."
Candan Erçetin'in bir ayakkabı şeysi daha vardı; neydi neydi?
2005'te Ajda Pekkan'ın şovuna katılmış, fakat program esnasında Süperstar'ı yeterince övmediği için Ajda fan'larının hışmına uğramıştı. Bir Ajda hayranı da Erçetin'in ayakkabısına takmıştı:
"Ben hayatımda bu kadar tuhaf, sevimsiz bir ayakkabı görmedim. Ajda'dan uzun olma tutkusu, özel ayakkabı üretme noktasına getirmiş onu. Boyu uzamış, doğru ama bu sefer de tahta bacak gibi olmuş."


Prens saadete yürürken...
Özel yapım ayakkabı giymek öyle çok özel bir şey değil. Bir sürü ünlü ayakkabılarını özel yaptırıyor. Tabii Prens Charles da... Hem de bir Türk firması olan Jag Club'a.
Bu yıl 8 Nisan'da Prens, 34 yıllık aşkı Camilla Parker Bowles ile muradına ermek, ayıplanmadan aynı yatakta uyuyabilmek için nikahları kutsansın diye kilisede yürürken, ayağında 43 numara, tamemen el yapımı, oğlak derisi, ayakta durmaktan yorulmasın diye lateks takviyeli, astarında adı yazan, 450 YTL'lik düğün ayakkabıları vardı.





Onlar da erdi muradına...
Seda Sayan ise bu yıl aradığı aşkı Nihat Doğan'ın ayakkabıları sayesinde buldu. İşte aşk ânı:
"Yayına çıkarken, ayakkabısına bakıp 'Bu ne biçim ayakkabı, ne biçim giyiniyorsun!' dedim. Şimşek gibi bir gözle karşılaştım. Çok kızdı bana. O gözler hoşuma gitti."
İmajını düzeltme bahanesiyle Nihat'ı arayan Seda Sayan -şimdilik nikahsız da olsa- muradına erdi.

Papa bu bara giremez
Buna muradına ermek denir mi bilinmez ama bu yıl 2 Nisan'da ölen Papa II. Jean Paul'un yerine Papa 16. Benediktus geçti. Hem de ayağında 400 dolarlık kırmızı Prada ayakkabılarla...
Ki bu ayakkabıların şöhreti bir Papa'ya yaraşacak gibi değil. Özellikle İngiltere'de, Manchester bölgesinde, Prada marka ayakkabı giyenlerin "çirkin ve ahlaksız tavırlar sergilediği" düşünüldüğü için bu kişiler kulüplere alınmıyor mesela. Gerçi Papa'nın ne işi olur barla, pub'la, kulüple ama yine de...

Kaşığın sapıyla AB...
Türkiye'nin muradına gelince... Bu yıl da Türkiye 42 yıllık AB muradına eremedi, nikah kıyamadı. Fakat tuhaftır, bunca yıl sonra AB ile "söz" kesmeyi başaran dinci parti AKP oldu. Yılların Avrupa'cısı CHP ise muhalefet etti. Bunun sebebini en güzel Bekir Coşkun izah etti:
"Bizim zihnimiz bazen karışır. Kimi konularda ise zihnimiz ilelebet karışıktır. Misal, zenginler bizde solcudur, fakirler sağcı! Tümünün özünde bizim köylü oluşumuz yatar. Köylülüğün en belirgin özelliğidir kaşığın sapını çekecek yapıp, ayakkabı giymekte kullanmak. İslamcılara bizi Batı'ya götürme görevi verilmesi böyle bir şey."

Duble haram gıda: Rakı
Bu yıl zaten karışık kafamızı TSE bir dolu yeni standartla iyice karıştırdı. Kasım boyunca "helal gıda standardı" tartışıldı. Helal gıda standardı da neydi; üstünde "helal" yazmayanlar haram mı olacaktı?
Siyah ayakkabı boyasıyla boyanan zeytinler helal miydi, yoksa haram mı? Ya rakı? "Duble haram" mıydı? Peki ekimde Türkiye'ye gelen kuş gribine karşı bakanlığın önerdiği önlemler alınmadan yetiştirilen tavuklar...
Helal miydi, haram mı?
Bakanlığa göre bakıcılar kümeste giydikleri ayakkabıyla dışarı çıkmamalı, dışarıda giydikleri ayakkabıyla kümese girmemeliydi.

Ayakkabını çıkar da bas
Müslüman evlere de, dışarıda giyilen ayakkabı ile girilmez biliyorsunuz. Bu durum, İngilizlerin de aklını karıştırdı bu yıl. Londra'da patlayan bombaların ardından Müslüman evlere de baskınlar düzenleyen İngiliz polisi, Müslüman evlere ayakkabı ile girmenin haram değilse de "mekruh", yani günaha yakın kötülükte olduğunu öğrendi.
Kapının önünde ayakkabı çıkarılarak baskın yapılır mı?
Yapıldı.

Ofsayt düğümü çözüldü
Neyse ki bu yıl sadece kafalar karıştırılmadı, bazı kafa karışıklıkları da giderildi. Bin yıldır kadınların çözemediği futbolda ofsayt düğümü 2005'te bir kitapta "indirimde ayakkabı alışverişi" şemasıyla anlatıldı, kadınlar aydınlatıldı.
Kadınların alışveriş yapmayı sevdiği, ayakkabılara taptığı ve içinde ayakkabı ve alışveriş geçen cümlelerle her şeyi, ofsaytı bile anlayacakları gerçeği 2005'in keşfi değil, yıllardır biliniyor zaten. Evet, kadınlar, çoğu kadın yani, çok sever alışverişi. Hele de ayakkabıları...

Sekiz çift Ferragamo
Bu yıl 26 Ocak'ta yemin ederek ABD Dışişleri Bakanı olan Condoleezza Rice da istisna değil. Alışverişi sevdiğini, ayakkabı delisi olduğunu, bir defa da sekiz çift Ferragamo aldığını gizlemiyor.
Eylül ayında Katrina kasırgası Amerika'nın güney sahillerini vurduğunda, felaket bölgesinde binlerce kişi mahsur kalmışken, çeteler her yanı sarmışken, her taraf yağmalanır ve kadınlar tecavüze uğrarken ve bölge halkı yardımın bir türlü gelmemesini buralarda siyahların yaşamasına bağlarken... Kendisi de siyah olan Condoleezza Rice ne yapıyordu dersiniz?
Manhattan'da, 7 bin dolarlık ayakkabı satın alıyordu.

Nasır belası en fenası
Yine de günahına girmemek lazım, belki kasırganın yarattığı sıkıntıları unutmak için böyle bir yol seçmişti. Ayağına küçük gelen bir ayakkabı giyerek tüm dertlerini unutmayı deniyordu.
Zira böyle bir halk deyişi var Amerika'da. "Dertlerini unutmak için ayağına dar gelen ayakkabılar giy" gibi bir şey... Üstelik bu yolda yalnız değil Rice. En büyük düşmanı, Amerika'nın savaştığı Irak'ın devrik lideri Saddam Hüseyin de dar ayakkabıdan medet umanlardan. Meğer Saddam iki numara küçük ayakkabı giymekte ısrarlıymış. 20 yıllık doktoru Ali Başir'e göre Saddam hiçbir şeyden -Amerika'dan bile- çekmemiş, sağ ayağındaki nasırdan çektiği kadar.
Saddam ayakkabısı yüzünden hapiste değil ama bu yüzden hapiste olanlar da var. İstanbul'da üç ayda dört kadını öldüren, yerli malı seri katili "ayakkabı izi"nden buldu polis mesela.
* * *
Dost başa, düşman ayağa... Ayakkabıya kim bakar?




tubakyol@yahoo.com



CUMARTESİ
"Şarkı söylemesem dünyanın sonu olmazdı"
"İmkansız bir şey değil; kendimi MTV'de ödül alırken görmek istiyorum"
Yıl sonu indirimi
Son dakika hediyeleri
Eğlenmeye nereye gitsek?
2005'te en çok bu haberlere tıklandı
İlk yedi seansta 400 kişi
Ev partisi için geç kalmadınız
Oğlak burcu ve ünlüleri





Cengiz Eren
İlke Gürsoy
Donatella Piatti
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç Ural

© 2005 Milliyet