Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 31 Aralık 2005 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Durumdan vazife çıkaranlara...

"Siyaset mi futbolun içinde?" , "Futbol mu siyaseti seviyor?" tartışmasının dozu artarken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ATV'deki Siyaset Meydanı programında, konuya taraf olmadığını açıklamak zorunda kaldı.
Üstelik federasyon seçimleriyle ilgili doğrudan bir soru yöneltilmemişken.
Söz dönüp dolaşıp futbola gelince, Başbakan belli ki son dönemlerde bu iki sözcüğün birlikte kullanılmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirmek istedi.
Kendisi gibi hükümetin üst düzey yöneticilerinden Mehmet Ali Şahin'in de seçim süreciyle ilgilenmediğini belirtip, "Bağımsız bir federasyon var. Adayımızın olması gibi bir şey haddimiz değil. Birbirimizin yüzüne bakıyoruz, şunun yanındayız demeyiz" ifadelerini kullandı.
Öncelikle...
Bu cümlelere bakıp Başbakanın futbol seçimlerine ilgisiz olduğunu düşünmeyin sakın.
Bugün pek çok futbol adamı ya da kulüp başkanı genel kurulda kaç delegenin oy kullanacağını bilmezken, sayın Erdoğan'ın söyleşi sırasında doğruya yakın bir rakam vermesi, gözden kaçacak bir detay değil!
Başbakanın gelişmelere çok uzak olduğunu sanmıyorum.
Kimse futbolu seven ve ilgi duyan bir liderden şikayet etmiyor.
Aksine bunun Türk futbolu için büyük bir avantaj olduğunu düşünüyor.
Kamuoyu, sadece durumdan vazife çıkarmaya çalışanların müdahalesini istemiyor!
Ayhan Bermek de, Cemal Aydın da, Mehmet Ali Yılmaz da futbolu yönetecek birikim ve deneyime sahip insanlar.
İcazet alacakları yer bellidir.
Üçünün de siyaseten akıl hocasına ihtiyacı yok!..
Ancak durum gün geçtikçe sayın Erdoğan'ın işaret ettiği gibi sıkıntı yaratacak bir platforma kayıyor.
Futbolun yönetimiyle ilgili karar mekanizması, genel kuruldur.
Delegeleri baskı altına almaya çalışmak veya yönlendirmek kimsenin haddi olmamalıdır.
Böyle bir güç taşıdığını düşünenler, futbol ailesi içinde ne kadar söz hakkına sahip olduklarını gözden geçirmelidir.
Ülkenin Başbakanı, özgür bir seçimin nasıl yapılması gerektiğinin altını çizdi.
Unutmamalıyız ki yüzmilyarlarca dolarlık paydanın yaratıldığı bu sektöre illa ki birileri müdahil olacaksa, bununla ilgili yetkiyi yalnızca kulüpler kullanmalıdır.

İyi de... Sizi kim aklayacak?

Her şey yolunda gitse, Futbol Federasyonu olağanüstü bir genel kurul kararı alır mıydı?
Elbette hayır.
Birbuçuk yılı aşkın bir sürede yapılan işler eleştiriliyor, Türk futbolu FİFA nezninde tarihinin en ağır cezalarından biri ile karşı karşıya kalıyor, Milli takım hedefinden şaşıyor, Tahkim Kurulu kararlarının hukuka uygunluğu tartışılıyor, futbola siyaset karıştığı iddiaları ayyuka çıkıyor, yönetim paramparça oluyor, insanlar birbirini suçlayacak duruma geliyorsa...
Elbette bir seçim, revizyon ve zihniyet değişikliği şart oluyor.
Yirmi gün sonra bu değişimi isteyenler ile mevcut düzeni sürdürmek sevdası taşıyanlar arasında demokratik platformda kalacağına inandığımız bir yarış yaşanacak.
Ancak unutulan, belki de gözardı edilen bir konu, federasyonun başına hukuki bir sorun açabilir.
Ömrünü tamamlayan mevcut yönetim ne ilginçtir ki genel kurulda aklanmayacak, ibra olmayacak, yaptıklarının ya da yapamadıklarının hesabını vemeden çekip gidecek.
Efendim, "Haziran ayında yapılacak mali genel kurulda bu konu gündeme gelir ve ibra gerçekleşirmiş."
Biz alacak verecekten söz etmiyoruz.
Federasyon tabii ki kasasına kaç kuruş girdi, ne kadarını harcadı, bunun hesabını çıkaracak.
Yönetim kurulu öncelikle kendisini seçenlere bir açıklama, bunca başarısızlık için bir özür borçludur!
Bunun yolu da delegelerin huzurunda aklanmaktan geçer.
Görüyoruz ki genel kurul gündemine "ibra" maddesi eklemeyenler o dönemi hiç yaşanmamış saymak istiyor.
Ne diyelim?
Bu kadar çok hukukçunun yer aldığı yönetim, böyle bir tasarrufta bulunuyorsa, sonuçlarını da göze almış demektir...

Buyrun bakalım

Anayasa Mahkemesi'nin Futbol Federasyonu başkan adaylarında aranan yüksekokul şartına CHP tarafından yapılan itirazı gündemine alması, seçim sürecine giren futbolda tüm dengeleri alt-üst edecek.
Mahkeme kararının ne olacağı konusundaki tahminlerini bir yana bırakın, haberin duyulması bile futbol dünyasında büyük etki yarattı.
5 Ocak'taki toplantıda mahkeme yürürlüğün durdurulması yolunda bir karar verirse ki duyumlarımız bu yolda, Haluk Ulusoy'un futbol federasyonu başkan adaylığı önündeki engel kalkmış olacak.
Kulüpler ve taban birlikleri üzerinde büyük ağırlığı olduğu bilenen Ulusoy, elbetteki Hasan Doğan güdümündeki yeni oluşumu ve Mehmet Ali Yılmaz'ı olumsuz etkileyecek.
Dikkatle izleyin...
Bugüne kadar verilen sözler ve edilen yeminlerin hükmü kalmadığına tanık olacaksınız.
Şimdi daha demokratik bir süreç başlayacak.
Ancak düne kadar birbirini yok etmeye çalışanları, yarın seçim arenasında kolkola görürseniz hiç şaşmayın...
Türk futbolu ilke ve değerlerine ne kadar sadık olduğunu ilk kez ciddi olarak bu sınavda tartacak.

Hizmette sınır yoktur!

Futbol federasyonunun iletişim danışmanlığını bir süredir Ber-Say isimli şirket yapıyor.
Başkan Levent Bıçakcı'nın konuşmalarından tutun da, medyada federasyon ile ilgili çıkan haber ve yorumların değerlendirmesine değin uzanan bir yelpazede hizmet veriyor bu şirket.
Şu günlerde ise federasyon başkan adaylarından Ayhan Bermek'in kampanyasını yürütüyor.
Bir başka değişle patronunu federasyon başkanlığına hazırlıyor.
Biliyorsunuz Bermek, Ber-Say'ın Ali Saydan ile birlikte ortağı...
Büyük bir olasılıkla Bıçakcı'nın 19 Ocak'ta yapılacak genel kuruldaki veda konuşmasının metnini de bu şirketin iletişim danışmanları kaleme alacak.
Hemen aklınıza olumsuz şeyler gelmesin sakın.
Önemli olan hizmet!
Eeee.. Hizmette de sınır yoktur tabii!

İyi şeyler de yapılıyor

Bir senede altı bin öğretmen belgeli antrenör oldu.
Lisanslı sporcu sayısı yüzbine yaklaştı.
Milli Eğitim Bakanlığı ile imzalanan protokol sonrası 16 milyon öğrenci için satranç seçmeli ders haline geldi.
İlk özerk federasyonlar arasında yer alan Satranç, bu süreçte devletin verdiği 335 milyarın yanında bir milyon Euro'luk bütçe üretti.
İş Bankası'nın sporsonluğunda yüzbin satranç kitabının basılması ve dağıtılması kararlaştırıldı.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da lisans ücretleri 3 YTL'ye indirildi.
Milli takımdaki 14 sporcuya 460 ile bin 650 YTL arasında değişen maaşlar bağlandı. İki öğrenciye 400 YTL burs verilmeye başlandı.
Diyarbakır, Denizli ve Yalova'da federasyon imkanlarıyla eğitim merkezleri açıldı.
Hedefi "düşünme disiplinini sağlamak" ve "zekayı geliştirmek" olan Özerk Satranç Federasyonu, Türk sporunda iyi işler de yapılabileceğini gösterdi.
Ali Nihat Yazıcı ve ekibine tebrikler...

cersen@milliyet.com.tr




SPOR
Şimdi Koç oldu!
Her şey vatan için!
İstanbul tarihe geçti
Transfer reçetesi
Yarın geç olmadan
Hatırlı aracı!
Başarısızlar ikincisi Alpay
Ulusoy'a yeşil ışık
Memo'ya talih kuşu
İkinci Lig B'de fikstür çekildi
Zirve netleşiyor
Haber turu...
Durumdan vazife çıkaranlara...
Spor medyasına
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Cemal ERSEN
Durumdan vazife çıkaranlara...
"Siyaset mi futbolun içinde?" , "Futbol mu si...
Yavuz KOCAÖMER
Spor medyasına
Engelli sporculara nasıl davranılması konusun...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98
© 2005 Milliyet