|
Temel gösterge
YENİ bir yıla girerken Türkiye'nin belli başlı sorunlarını özetleyebilecek temel bir gösterge var.
MGK toplantılarında "iç göç sorunu" diye gündeme geliyor.
Ekonomi istatistiklerinde bunun adı "istihdam sorunu"dur. Şehirlerde "imar ve gecekondu sorunu" adıyla karşımıza çıkıyor. Kültür hayatımızda "kimlikler çatışması" şeklinde kendini gösteriyor. Siyasette ise ekonomi, işsizlik, kalkınma, sosyal adalet, aşırı akımlar, modernleşme diye dile getirdiğimiz her problemin bununla ilgisi var.
2006 ve sonraki yıllarda da bu "temel gösterge" Türkiye'nin gidişatını etkileyecek.
Bu "temel gösterge", TBMM'deki bütçe görüşmelerinde ifade edildi:
"2002 yılında nüfusumuzun yüzde 38'i tarımda çalışıyordu. 2005 yılında bu oran yüzde 30.6'ya indi!"
Başka bir deyişle 2000 yılında nüfusumuzun yüzde 62'si şehirlerde, sanayi ve hizmet sektöründe çalışıyormuş, bu oran üç yılda yüzde 70'e yaklaşmış.
Hem çok iyi, hem çok sorunlu...
Şehirleşmede geciktik
Türkiye 20. yüzyılın yarısını köylü olarak yaşadı; 1950 yılında nüfusumuzun yüzde 80'i köylü idi, tarımda çalışıyordu.
İngiltere 19. yüzyılda tamamen şehirleşmişti, çünkü sanayileşmişti. "Güneş Batmayan İngiliz İmparatorluğu"nun temelinde bu ekonomik ve sosyal gerçek vardı. "Alman dinamizmi" de şehirleşme ve sanayileşmeden kaynaklanmıştı.
İki dünya savaşında Fransız yenilgisinin temelinde "hâlâ köylü kalmak" vardır. Fransız coğrafya profesörü Andre Siegfried, 1930'da yazdığı "A Study in Nationality" adlı kitabında "Hâlâ köylülüğü aşamadık" diye yakınır, "küçük üretici, küçük dükkâncı" tutkusunun Fransa'yı frenlediğini, büyük işletmelerin yeterince gelişemediğini söyler.
Bizde köyün yol ve pazar ilişkileriyle milli ekonomiye bağlanması ve şehirleşme süreci ancak 1950'lerde başladı. 1980'lerde piyasa ekonomisi bunu hızlandırdı. Adeta bir anda şehirlere yığıldık.
Çoğumuz şehir hayatıyla bütünleşti; işadamı oldu, okudu, serbest meslek sahibi, profesyonel oldu. Bu Türkiye'nin büyük başarısıdır. Bu şekilde dini ve etnik kimliği ne olursa olsun "millet"in sosyolojik entegrasyonu gerçekleşiyor.
Ama öbür yanda birçoğumuz da şehirlerde 'köken' gettolarına yığıldık, entegrasyon gerçekleşmedi! Bu tablo hem sosyal bakımdan ağır problem, hem de yol açtığı militanlaşma ile güvenlik sorunları yaratıyor.
İki Türkiye
Yeni bir dinamik devreye giriyor. Büyük marketlerin yayılması şehirlerde mahalle bakkallarını çökertiyor. Hazır giyim sanayiinin terziliği öldürmesi gibi...
Ekonomik gelişme daha çok sermaye birikimi ve daha çok "büyük firma" gerektiriyor. "Küçük üretici ve dükkâncı" bundan zarar görüyor. İflas edip de işçi, garson, servis elemanı gibi çalışması kolay mı?
Ama gelişmiş toplumlardan en az üçte ikisi "ücretli"dir. Bizde de geleneksel "küçük üretici ve dükkâncı" ya ücretli kesime ya da yeni hizmet sektörüne yönelmeye mecbur. Köylü nüfusunun da yüzde 10'un altına düşmesi lazım; demek ki, senede ortalama bir, bir buçuk milyon köylü küçük tarlasını bırakıp şehirlere gelecek. Hangi işlerde çalışacak???
Sosyal farkların derinleşeceği, kimliklerin sertleşebileceği bir süreç... Ama aynı zamanda büyüyen, ihracatta yüz milyar dolara göz diken, dünya ile rekabet eden bir Türkiye...
Geleceğimiz, bu "gelişmiş Türkiye"nin "gettolaşan Türkiye"yi taşıyabilmesine bağlı...
Refah da, demokrasi de, güvenlik de buna bağlı...
Önümüzdeki yıllar kader yılları...
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|