Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 03 Ocak 2006 / Salı  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Şiddetin yeni sahnesi


12 Eylül öncesi... Tanıdığım iki kardeş, Anadolu'da orta büyüklükte bir kasabada aynı babocağında oturuyorlar. 18-20 yaşlarındalar. Birbirleriyle konuşmuyorlar. Sebep birisinin - bir İstanbul büyüğünün fanatiği olduğu kadar - aşırı sağcı, diğerinin - diğer büyüğün fanatiği olduğu kadar - aşırı solcu olması. Ölesiye bir husumetleri var. Birisi evdeyken diğeri durmuyor, dışarı çıkıyor. Bağlı oldukları örgütlerde üst düzeydeler. Yanlış hatırlamıyorsam ikisi de reis/lider. Biri dışarıdayken, diğerinin örgütü ablukaya alıyor baba ocağını. Öyle bir husumet!
Bir gece ev taranıyor. Kılpayı yırtıyor aile. Sonlara doğru bir gece, birisi kalbini 1 santimle sıyıran bir bıçak darbesiyle yığılıyor yere. Sonra 12 Eylül!!! Bitiyor.
Bugün ikisi de ticaretle uğraşıyorlar bildiğim kadarıyla. O günlerde hayatlarını neye adadıklarını bilmiyordum. Sadece onları gördüğüm yaz tatillerindeki öfke ve huzursuzluklarına şahittim. Sebebine hiç aklım ermiyordu. Küçüktüm zira ve ne yaşta olursam olayım onlar kardeşti, anlayamazdım. Öfke ve huzursuzluğu tanımak ve anlamak içinse yaşlı olmaya gerek yoktu. Meğer dünyayı değiştirmek isterlermiş. Ne pahasına olursa olsun!
Abartmıyorum. Bugün aynı öfke ve huzursuzluğu statların çevresinde, tribünlerde ve özellikle - 5 yıl sonra 3 haftadır açık olan - elektronik posta kutuma hergün düşen mektuplarda görüyorum. Fazlasıyla. Tahammülsüz, sadece kendisinin haklı olduğunu düşünen, en çok haksızlığa onların uğradığına emin ve istisnasız öfkeli, her yaştan insan. Ölüm tehditlerine kadar... Kızmıyorum. Çünkü bu işi yapmaya başlayıp hiç kimsenin, hiçbir kulübün biribirinden farkı olmadığını anlamadan önce ben de öyleydim. Kızmıyorum, çünkü anlıyorum. Bu öfkenin ne kadar yalan, ne kadar mesnetsiz ve ne kadar adres tanımaz olduğunu ama insana ne kadar kolay bulaştığını da biliyorum. O yüzden kızmıyorum. Ama inanın çok üzlüyorum. Çünkü bugünkülerin dünyayı değiştirmek gibi bir amaçları da yok. Öte yandan da biliyorum ki bu durumun bir sebebi var.

Zıtlaşma ihtiyacı
Tarihin en başarılı iktidarı da sizi yönetiyor olsa, güçlü muhalefete ihtiyacınız vardır. O iktidar sizi hatasız da yönetiyor olsa... Hz. Ömer adaletiyle, karınca çalışkanlığıyla yönetip, ateş böceği keyfi de veriyor olsa muhalefet lazımdır. Sadece anası değil, yavru muhalefetler de. En marjinaline kadar. Çokça fikir, çokça yol sunulmalıdır insanların önüne. İnsanlığın ortaya koyduğu en ulu yola bile muhalefet gerekir. Sadece o iktidarı denetleyip, doğru yolda kalması için değil. Sadece, en azından, insanın ruhundaki zıtlaşma ihtiyacını karşılamak için bile. Belki en çok bunun için. Hayatın her alanında çeşitlilik lazım. Tüm bu çeşitliliğin sadece temsili değil, kamuoyuna duyurulması da.
İşte bizde hiç olamayan buydu. Çeşitlilik ve doğal sonucu hoşgörü.
Bir dönem - istisnalar hariç - insanlar hiç okumadıkları ideolojilere taraf olup sıkıştırılmış kimlikleriyle meydanlarda şiddet kusuyorlar, buna mecbur ediliyorlardı. Tek yol buydu. Bugünse istisnalar hariç - gitmedikleri statları mekan edinmiş futbol kulüpleriyle silahlanıyorlar. Depolitize edilmiş ve/veya apolitik kitleler bugün forumlarda, futbol itişme programlarında ve belki en az da dolduramadıkları tribünlerde dövüşüyor.
Sahne artık futbol.
Günün iktidar mücadelesinin sahnesi artık yeşil saha. Çünkü böylesi tepedekiler için daha kolay. Yine öfke, şiddet. Olsun, ne olacak!
İşte bu yüzden bugün kulüp başkanları siyasi liderlerden de takımların santrforlarından da popüler. Ve ne acı ki ülkeyi yönetmeye çıkmadığı kadar futbolun başına talip çıkıyor.
Tabii yine ortada plan, program yok. Olan sahte ve manasız hedefler. Ülkede olmayan siyasi muhalefet futbolda var. Ve kim neyin peşinde belli değil.
Buna uyanmak lazım ey gençlik! Bazıları 3'üncü darbeyi istemeye başladı bile.

Collina'ya gidelim

Adaletsizlik ne kadar masum olsalar da önce hakimlere güvensizlik getiriyor. Futbolda ise hakemlere. Bugün üst klasman hakemlerin tamamına yakını yılmış durumda. Özetle bugün hakemlik Türkiye'de yapılacak iş değil. Ve aslında bugün Avrupa'da üst klasmanlarda hakemlerimiz yoksa bu bizim onlara duyduğumuz güvensizlikten, bu kurumu bu hale getirişimizden. Bu ülke insanının Slovaklar, Lüksemburglular kadar yetenekli olmadığını iddia etmiyoruz herhalde. Güven bunalımını yenmek onlara rahat çalışma olanağı tanımak gerekir. Bu yüzden bunu aşmanın yollarını bulmalı. Naçizane bir öneri: Tıpkı Piontek, Derwall gibi bir yabancı usta bulalım. Misal Collina. Gelsin. MHK'nın başına geçsin. Hakemleri seçsin. Eğitimler versin. 3 yıl yeter. Yeni bir düzen kuralım. Adalete güvenelim önce. Sonrası kolay.

Lig büyük olsa

Bu lig 47 yılda sadece 4 şampiyon çıkarmamış olsa. Misal son 10 yılda Antep ve Gençler de müzelerine - kanımca hak etmiş - oldukları lig şampiyonluğu kupasını götürmüş olsalar durum farklı olurdu. Böylece 4 büyüklere gönül vermiş olanlar bu ligin zirvesine 18 kulübün talip olduğunu bilirlerdi. Bu, zirveye kilitlenmiş ve sıkıştırılmış ruhları açardı. Ben olmuyorsam diğer büyük olacak kıstırılmışlığı ve eziyeti ortadan kalkardı. Şampiyonluk bir büyük mutluluk olduğu kadar bir yüktür aynı zamanda. Ve bu yükü adaletli dağıtmak iyi bir çözümdür.

Teşbihte hata olmaz (2)

Geçen hafta İlhan Cavcav'ın bölücü örgüt benzetmesiyle ilgili bir yazı yazmıştım. "Teşbihte hata olmaz ama insaf olur" anafikriyle. Bolca tepki geldi. Uyarılar. Bu cümlenin manasının kullanıldığının tam tersi olduğunu söyleyen mesajlar. 'Teşbih hata kaldırmaz'ı anlattığını vurgulayan... 'Teşbihte hata olmaz' lafı bana ait değil. İlhan Cavcav'ın Star TV'de Telegol'e verdiği canlı yayın röportajda kendisini savunmak için sıkça söylediği bir cümleydi. Bu bir. İkincisi dil yaşar. Put değildir. Bir kelime, cümle, deyim, atasözü ilk söylendiğinde bir anlam ifade eder. Sonra içi boşalır, yeniden dolar, bir daha boşalır, yeniden dolar. Ve 'Teşbihte hata olmaz' deyişinin ilk anlamı ne olursa olsun genel kullanımı bugün bu şekildedir. Tabii adam gibi bir dil kurumumuz olsa bu tartışmalar da olmaz o ayrı.

mdemirkol@milliyet.com.tr




SPOR
Aslan'a açık çek!
Tigana'dan taviz yok
Aurelio su serpti
Koç gibi dert
'Trabzon son durak'
'Şansal kötü çizer'
Bıçakcı'dan gönderme
Karanlığa kanat çırpan Kartal!
Amorti bile hayal!
Lucescu 1 numara
İstanball!
Dakar'a Fransız damgası
Kraliçeler geliyor
Ferrarisine lpg taktıran bilge!
256 yeteneğe takip
Anne yüreği
Doğan topu Canaydın'a attı
Denizli 'Pas' dedi
Haber turu...
Şiddetin yeni sahnesi
Tatildeyiz!
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Mehmet DEMİRKOL
Şiddetin yeni sahnesi
12 Eylül öncesi... Tanıdığım iki kardeş, Anad...
Nilay YILMAZ
Tatildeyiz!
Tasarım harikası, polemik güzeli ligimizde ta...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98
© 2006 Milliyet