|
Dikensiz gül bahçesi!
Solun siyaset yapma tarzı... Solda slogan şehveti... Solun soyut lafa düşkünlüğü... Solun "muhalefet için muhalefet" illeti...
Bizde solun hasta yanıdır bunlar.
Derya Sazak'ın Sohbet Odası'nda dün (Milliyet, s.19) bu konuları da ele alan ilginç bir konuşma vardı.
Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Ayşe Buğra, CHP'yi, solu değerlendirirken şöyle diyor:
"Sol, halkın somut sorunlarıyla ilgilenmiyor. Slogan üretiyor. Neo-liberal kesimlerin Özal'dan beri sürdürdükleri alternatifsizlik söylemi karşısında solun yapacağı o kadar çok şey var ki... Türkiye'de solun iktidar potansiyeli her zaman var. Eksik olan ne mi?
Siyaset yapma biçimi...
Soyut laflar edip, sadece iktidarın yaptıklarına karşı çıkarak alan kazanmaya çalıştıkça olmuyor. Siyaset bu şekliyle insanlara çekici gelmiyor. Üniversiteler ve sivil toplum örgütleri somut çözümler üzerinde çalışanlarla dolu. Sol bu insanlara, özellikle gençlere ve kadınlara ulaşamıyor."
Katılıyorum Prof. Buğra'ya.
Sol, ya da Baykal'ın CHP'si daha çok sloganlar üzerinde yol alacağını sanıyor. Somut çözümler yerine soyut laf üretmek daha kolayına geliyor.
Bir başka kolaycılığı var:
İktidarın ak dediğine ille de kara diyerek muhalefet yapmak...
Bu da hiç değişmiyor.
Yapıcı olamıyor Baykal muhalefeti. Sürekli negatif olanı pompalayan bir muhalefet anlayışıdır bu...
Bizde solun bir başka hastalıklı yanı da örgüt ile ilgilidir. Örgüt daha çok, Ecevit ve Baykal örneklerinde olduğu gibi, parti içi iktidarı sürdürmenin bir aracı olarak görülür.
Parti böylece dikensiz gül bahçesi haline getirilir. Hiçbir farklı görüşe, renge yer verilmez.
Parti gitgide kısırlaşır.
Canlılılığını ya da yaratıcılığını yitirirken, her geçen gün daha çok lider sultası altına girer. Böylece yenilenme şansını da kaybeder.
Buna karşılık Avrupa'da öteden beri yaşanan tam tersidir. Sosyal demokrat partiler kendi içlerinde farklı kanat ve görüşlere her zaman yer vermişlerdir. 'Parti içi demokrasi'dir bu çok sesliliği bir arada tutan çerçeve.
Ama bu sayededir ki, muhalefette yenilenerek kendilerine iktidar yolunu açabilmişlerdir.
İngiltere'de Blair'in yeni sol hareketi, Almanya'da Schröder'in yeni orta hareketi, parti içi demokrasiden yararlanarak önce partilerinde, sonra ülkelerinde iktidarı yakalamışlardır.
İspanya'da Felipe Gonzales, İspanyol Sosyalistlerini önce devrini tamamlamış Marksizm'den kurtarmış, sonra iktidara taşımış, arkasından da ülkesini AB'ye sokmuştur.
Yunanistan'da Kostas Simitis, Yunan sosyalistlerini Andreas Papandreu'nun 'üçüncü dünya solculuğu'ndan arındırarak iktidar yapmıştır.
Bir başka deyişle:
Avrupa'daki bu sosyal demokrat partiler, dikensiz gül bahçesi olmadıkları içindir ki, canlılıklarını korumuşlar, kendi ülkelerindeki entelektüel enerjiyi seferber ederek ve muhalefette kendilerini yenileyerek iktidara tırmanmışlardır.
Ecevit örneği ise bunun tersidir.
Önce CHP'yi, sonra DSP'yi dikensiz gül bahçesine çevirdi.
Sonu malum...
Şimdi de Baykal'ın CHP'si dikensiz gül bahçesi...
Bakalım sonu ne olacak?
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|