Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 05 Ocak 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Yumurta/tavuk-siyaset/futbol


Biz, siyasetin futbolu mıncıklamasına neden karşıyız?.. Siyasetçilerimiz anlamazlar diye mi?
Kötü niyetli oldukları için mi?
Bizim oy attığımız parti olsa, fark eder miydi acaba?
Yoksa, herkesten sakınacak kadar aşık mıyız futbola?
Hayır... Binlerce kere hayır.
Siyaset futboldan elini çeksin istiyoruz; çünkü kendimize güvenemiyoruz!..
Biz kim miyiz?..
Sinekten yağ çıkarmak için olmadık katakullilere dalıp çıkan kulüp yöneticileriyiz biz. Politikanın presi altından sızacak futbolun zengin yağıyla semirip güçlenmek için ellerimizi oğuşturarak beklemekteyiz.
Federasyonlarda koltuk kapmak için bekleşip duran kerameti kendin menkul yönetici adaylarıyız mesela... Siyasetin rüzgârı değil, lafı bile yeter bizim fırıldak olmamıza.
Okumuş, adam olmuş, lakin şöhreti tadamamış akademisyenleriz. Hangi ata oynayacağımızı siyasi büyüklerimizden daha mı iyi bileceğiz?
Biz, federasyon genel kurulunun seçkin üyeleriyiz... Siyasete gelinceye kadar, görevlendirildiğimiz kulübün ali menfaatlerinden, bağlı olduğumuz gurubun kararlarına, oradan ahbap çavuş ilişkilerine kadar, hatır, gönül, bin tane unsurla ipoteklidir bizim reylerimiz.
Ve biz; işsiz - yeteneksiz antrenörüz, dalkavuk medya mensubuyuz, beş parasız ve tutunacak dal arayan amatörüz, hakkı yenmiş hakemiz, yağmaya alışmış köykentliyiz...
Peşinde olduğumuz şey çok başka....
O yüzden göz yumuyoruz futbolun mıncıklanmasına...
Ama acıyoruz... Altın yumurtlayan kazı kesmek istemiyoruz...Ve niyetimizden korkuyoruz, pısırıklığımızdan utanıyoruz, emir kulu olsak da emir kulu gibi görünmek hoşumuza gitmiyor.
O yüzden soran olursa, "Siyaset futbola karışmasın" diyebiliyoruz göğsümüzü gere gere.
Zaten bizler böyle olmasak futbolda siyasetin işi ne...
Sever, izler, gurur duyar... Fikrini soran olursa söyler ama kontrol edecek insan arar mı siyaset? Sorumluluğu bu kadar üstüne alır mı?
Şu seçim ortamına bakın...
Bir tek Ayhan Bermek şartsız şurtsuz adayım diyor.
Kimse aday olmazsa ben adayım diyen mi ararsınız, "O" aday olmazsa olurum diyen mi, "Üçümüz birimiz için, birimiz üçümüz için" gibi tuhaf denklemler mi?..
Neden bu kargaşa, nedir bu biçare durum? Siyaset yüzünden mi, yoksa bu garabet mi davet ediyor siyaseti?
Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan?

Terim'i, Denizli'yi karıştırmayın

Ve federasyon seçimlerinde yıpranan isimlere teknik adamlarımız da katılmaya başladı.
Mesela Fatih Terim kendisiyle çalışmayacağını ima eden Mehmet Ali Yılmaz'ı "Ben de seninle çalışmak istemem" diye yanıtladı. Sayın Yılmaz seçilirse, teknik direktör adayı Mustafa Denizli... Seçilemezse, bu sefer Denizli'nin şansı bitti.
Cepheyi genişleten bu tür açıklamalar hep zarar verdi futbolumuza. 20 Ocak'a kadar, kim bilir daha kaç profesyonel zarar görecek bu çekişmeden.
Hem de hiç suçları yokken.
Mesela, Bıçakcı Federasyonu Genel Kurula gitme kararı aldığı günün akşamı, Fatih Hoca Federasyon başkanını aramıştı:
"İstifamı ne zaman vereyim"?
Ve Terim'e, görevde kalması gerektiği anlatılmıştı. Elbette yeni bir başkan göreve gelirse istifasını verecekti Terim. Ya önünü açacaktı, ya onay alacaktı. Ama mutlaka gerekeni yapacaktı.
Ne lüzum vardı teknik direktörleri bu mücadelenin içine çekmeye.
O kadar azlar ki... Saymaya çalışsanız, başkan adayı sayısına ulaşamazsınız.

Kazım'ın 'kanat'landığı yazı

Yılın son günü sevgili Kazım (Kanat) telefonun ucunda: "Beni doldurdun, doldurdun; yazdım sonunda... Okudun mu?"
Evet... 30 Aralık 2005 tarihli Sabah'ta... Kazım Kanat'ın Santra'sında... "Herkes işini yapsın" başlıklı yazı. Bayıldım...
Spor sayfasında fikir beyan etmekte bir sakınca görmeyen köşe sahibi meslektaşları, kendi gazetesindekilerden başlayarak hem uyarıyor, hem eleştiriyordu sevgili Kazım.
Okudum ve her satırına katıldım.
Kendilerini ifade edebilecek imkanlara ve köşelere sahip yazarların, her fırsatta ve uygun durumda spor sayfalarına girip çıkmalarını, zaten oldum olası anlayamamıştım.
Gerçekten Kazım'ın tespiti gibi, kendi köşelerinin okunmadığı anlamına mı gelirdi bu?
Gerçekten futbolun popülaritesinden nemalanmaya mı çalışırlardı?
Yoksa okuyucu mu öyle istiyordu?
Okuyucu istiyorsa, fatura niye yazarın adına değil de spor sayfasına, hatta spor medyasına kesiliyordu?
Evet... Futbol da, siyaset, ekonomi, dış ilişkiler gibi bir şeydi ve herkes bilirdi, herkes istediği gibi konuşabilirdi. Ama yazmak... Hele uzmanlık sayfasında yazmak, bazı sorumluluklar getirmez miydi? Bir insan gazeteci olduğunda her işin üstesinden kolayca gelebilir miydi?
Sınırsız yetkisi ve sıfır sorumluluğu olan, başkaca bir gazetecilik uygulaması var mıydı?
Yoksa bu ünlü yazarlarımız, "spor" gibi alt düzeyde gazetecilik yapmaya çalışan biz yeteneksiz insanlara Allah'ın bir lutfu muydu?
Kazım diyordu ki, kendim için bir şey istiyorsam namerdim. Haklıydı. Kimseyi kıskanması da gerekmiyordu onun. Ama yazıyordu işte... Aklına takılan her konuyu olanca açık sözlülüğü ile yazdığı gibi yazıyor ve "kanatlanıyordu" gözümde.
Doldurma meselesine gelince; bana takılıyordu sadece... Onu doldurmak kimin haddine?
Yalnız, sevgili Kazım kadar kısmetsiz insana az rastladım... Cuma günü isim isim eleştirdiği yazarlardan biri, Fatih Altaylı, cumartesi günü Kazım'ın Genel Yayın Müdürü oldu. İster misiniz Altaylı Kazım'ı haftada iki gün aşk yazıları yazmaya mahkum etsin!..
Olur olur... Şayet olursa, ilk yazının ilk cümlesini şimdiden söyleyeyim:
" 1- Aşık olmadığını iddia eden herkes vatan hainidir"...
Biz takılırız birbirimize... Çok yaşa sen Kazım... Eline sağlık.

İşte Cimbom!

Kim demiş Galatasaray'ın bittiğini...
Kim demiş sayın Özhan Canaydın'ın tükendiğini.
Kulüp taş gibi ayakta, başkan tüm heybetiyle iktidarda.
Baksanıza bir telefonla antrenmana çıkarmış takımı sayın Canaydın.
Helal olsun valla...

eguven@milliyet.com.tr


SPOR
BÜYÜK FİRAR
Yüksek tansiyon!
Ülker şansını tepti: 76-83
MİSİLLEME
En popüler Fener
Tomas: Çok yıprandık
Aslan'ın neması!
Özerten'e yaylım ateş
'Türk olmak dezavantaj'
Güneş'in ışığı yetmedi: 2-3
İşte Ata'nın kızları
Var mı yan bakan!
Eczacıbaşı Las Palmas'a boyun eğdi
Fener farkı: 3-1
Haber turu...
Yumurta/tavuk-siyaset/futbol
50 yaşında bir adam
Tren kaçıyor
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Ercan GÜVEN
Yumurta/tavuk-siyaset/futbol
Biz, siyasetin futbolu mıncıklamasına neden k...
Halil ÖZER
50 yaşında bir adam
Benim için Galatasaray yolculuklarının en güz...
Gökhan TÜRE
Tren kaçıyor
Ülkerspor, Euroleague seviyesinde maç kazanma...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98
© 2006 Milliyet