Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 05 Ocak 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Asker ile AB (2)


Amerikan Foreign Affairs dergisinin son sayısında çıkan -dünkü yazımda da değindiğim- Türk Askerinin Avrupa Yürüyüşü başlıklı ilginç makalenin girişinde şöyle bir bölüm var:
"AB'ye uyum sürecinde Türk generallerinin katlandıkları adaptasyon fedakârlığının altında iki neden yatıyor.
Birincisi:
Türkiye'nin AB üyeliğini, neredeyse bir yüzyıldır destekledikleri modernleşme sürecinin son halkası olarak görmeleri...
İkinci neden:
AB üyeliğine giden sürecin, çok uzun zamandır mücadele ettikleri İslamcılık ve Kürt ayrılıkçılığı gibi iç sorunlara karşı en iyi çare olduğuna inanmaları..."
Makale, bu nokta vurgulandıktan sonra bazı kaygılara da yer veriyor.
Bu çerçevede Kıbrıs ve Kürt ayrılıkçılığı var. Üyelik sürecinin bu iki alanda Türkiye'yi güç durumda bırakabileceği belirtiliyor. Ayrıca, reform sürecinde Türk askeri liderliğinin kendi geleneksel konumundan nereye kadar gerileyeceği, bir başka deyişle ödün vereceği sorusu ortaya atılıyor.
Bu arada Türkiye'nin etnik, dinsel ve mezhepsel farklılıkları da Türk Silahlı Kuvvetleri açısından bir başka kaygı alanı olarak tarif ediliyor.
Türkiye'nin toplumsal yapısının henüz tam oturmadığına değinilen makalede, İslamcılar-Laikler, Türkler-Kürtler, Sünniler-Aleviler diye bölünmelerin AB sürecinde daha belirgin hale gelmesinden tedirginlik duyuluyor. İslamcıların AB sürecinden yararlanarak devlet içinde daha çok kadrolaşmaları bir başka soru işareti olarak gündeme getiriliyor.
Peki ya çare?..
Demokrasiye fren mi?..
Ya da AB'ye Türkiye'nin özel koşulları için bastırmak mı?
Bu nokta makalede pek o kadar açık değil. Ama genel havası öyle. "AB, Türkiye'ye özel durumundan dolayı bazı bakımlardan çok fazla bastırmasa iyi olur" demeye getiriyor.
AB'nin Türkiye'yle ilişkisinde dikkat etmesi gereken konular elbette var.
Bunlardan biri Kıbrıs...
Diğeri, PKK ve şiddet...
Kürt sorunu...
Ya da örneğin Ermeni sorunu...
AB'nin bu konulardaki dikkatsizliği, yanlış tutumu, çifte standartlı yaklaşımları özellikle Türkiye kamuoyunu AB üyeliği konusunda olumsuz etkiliyor. Türkiye siyasetinde istikrarsızlaştırıcı, kutuplaştırıcı etki yapıyor.
Askerin makalede dile getirilen duyarlığını AB'nin göz önünde tutması lazım.
İşin öbür boyutuna gelince...
Çare, demokrasiye fren değil.
Türkiye'de bugüne kadar demokrasi ve hukuk devletinin ikinci sınıflığı ve sopa politikaları çare olmadı. Türkiye'de laiklik ve toprak bütünlüğünün en iyi demokrasi içinde korunacağını bunca deneyimden sonra artık öğrenmiş olmamız gerekir.
Bu nedenle çare, demokrasi ve hukuk devleti yolunda devam ederken Türkiye'de ekonomik büyümeyle birlikte refah pastasını büyütmeye çalışmaktır.
Makalenin birçok yerinde belirtildiği gibi, AB üyeliğine giden süreç bu açılardan doğru tercihtir.
Biliniyor:
Ya yolun sonunda AB su koyarsa kuşkusu kafalarda var. Özellikle bardağın boş tarafına bakanların, baştan beri armudun sapı üzümün çöpü diyerek topu taça atmak istedikleri malum.
Evet, çantada keklik değil üyelik. Bunun güvencesi de bugünden alınamaz. Fakat AB'nin taahhüdü açıktır. Tam üyelik için müzakereler 3 Ekim 2005'te resmen başlamış bulunuyor.
Bu uzun bir süreç.
İniş çıkışlı bir süreç.
Ancak, çıkılan bu yolculuk, Türkiye'nin ekonomik, siyasal ve toplumsal modernleşmesinde, kendini tepeden tırnağa yenilemesinde olumlu bir role sahiptir.
Bu nedenle bu sürece devam etmektir doğru tercih... Güçlük ve sorunların üstesinden bu sürecin içinde, süreçten kopmaksızın gelmeye çalışmaktır isabetli tercih...
Kısacası, ip kopmasın!
İpin kopması iki taraf için de iyi olmaz.
Son not:
"Asıl sorun süreçte yatıyor!" diyen sivil-asker 'Kızılelmacılar'a kulak vermeyin. Onların asıl derdi süreç ya da süreçteki bazı güçlükler değil, bunları öne sürüp Türkiye'nin Avrupa yolculuğunu torpillemektir.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Irak'ta kritik dönemeç
IRAK'ta üç temel etnik grubun arası gittikçe ...
Çetin ALTAN
Farkına varmadan yaşadığımız tuzaklı bahçeler...
Taze bir yılbaşından geçmişliğin, olup bitenl...
Melih AŞIK
Olacak o kadar...
Ünlü sanatçımız, cesur mizahçımız Levent Kırc...
Fikret BİLA
Dr. Özcan: Makalemiz tamamen akademik amaçlı
Foreign Affairs dergisinde yer alan "Türk Ord...
Hasan CEMAL
Asker ile AB (2)
Amerikan Foreign Affairs dergisinin son sayıs...
Yılmaz ÇETİNER
Nar bereketi, geri kafaların aydınlanması
Yeni yılın yeni modası nar! Rengi, tadı filan...
Güneri CIVAOĞLU
"Sivil itaatsizlik" mi?
ROJ TV'nin yayınını sürdürmesine destek veren...
Can Dündar
Kontrgerilla kontratakta...
Özel Harp Dairesi'ni (ÖHD) 1971-74 arası yön...
Abbas GÜÇLÜ
3 milyon aday yarışacak
Anadolu liseleri ve kolejlerde olduğu gibi ün...
Hurşit GÜNEŞ
2006'ya girerken: Siyasette kritik yıl
İki gündür dünyada olası siyasal ve ekonomik ...
Doğan HEPER
Muasır medeniyet ve biz
2006'da Türkiye'nin yönü değişecek mi? Gidiş...
Semih İDİZ
"Çuval hadisesi" enfeksiyona dönüştü
Türk-ABD ilişkilerine damgasını vuran "çuval ...
Sami KOHEN
Hem ticaret, hem siyaset
GEÇEN nisan ayında Türkiye Odalar ve Borsalar...
Hasan PULUR
Topbaş'a davet, "Fener"e tepki, Mehmetçik Vakfı...
BELEDİYE Başkanımız Kadir Topbaş'la içli dışl...
Derya SAZAK
Çankaya ve seçim
2006'nın siyasi gündemini 'erken seçim' ve Ça...
Meral TAMER
Yaşar Kemal: "Yine ayıp etmişler!"
14 aralık: Rektör Yücel Aşkın'ın ilk duruşmas...
Güngör URAS
Özel sektörde büyük tesis parası yok
Özelleştirme kapsamında satışa çıkarılan Erde...
Serpil YILMAZ
Filistin'e gidecektim Ankara'ya varamadım!
Sis oldu, 07.15 Ankara uçağı kalkmadı, 09.00'...
M. Ali BİRAND
Kürt sorunu, kabuk değiştiriyor...
2006 yılında en fazla tartışacağımız konuları...

© 2006 Milliyet