|
Nar bereketi, geri kafaların aydınlanması
Yeni yılın yeni modası nar! Rengi, tadı filan değil, bizzat kendisi, meyvesi! Buruk lezzeti vardır, çekirdeğini ve tanesini emer, nefis değişik bir tat alırsınız.
2006 yılına gireceğimiz gece, pek çok kişi nar patlattı. Sonra da şampanya pat pat!.. Foşş... Çok şükür, silah olmasın, bomba olmasın da patlayan nar olsun!
Önce evin içinde, yerlerde masa üzerinde narı yumrukluyor, o pırıl pırıl tanelerini etrafa saçıyorlardı keyifli vatandaşlar! Havayı iyice bulunca da evlerin pencerelerinden, balkonlardan patır patır aşağıya sokağa atılıyordu narlar!
Nar tanesi nur tanesi iki gözümün bir tanesi.
Ne güzel sözdür. Ertesi günü öğreniyoruz ki, manavlarda nar kalmamış! Eğer kabzımallar bilselerdi bunun böyle olacağını, bahçelerde ağaçları kökünden söker, yine de narsız bırakmazlardı İstanbul'u.
Nar tanesi, bereket!
Nar patlatmanın hikmeti neymiş biliyor musunuz? O taneler bereket demekmiş, ortalara dökülüp saçıldıkça evlere, ailelere bereket getirirmiş!
Şimdi bazı AKP'liler, hani sık sık rüya görüp bin bir ahkâm çıkaranlar var ya! Onlar, şu nar üzerinde düşünmeye başlasalar sanırım sokaklar silme narla dolar. Ve arkadan işte bereketi getirdik, demezler mi?
Ne iyi... Ekonomiyi düzeltmek, refahı, mutluluğu getirmek için narı kutsal meyve diye ilan eder, narla yatar, narla kalkarız!
Asayiş ve huzur
Yeni yıla gireceğimiz gece NTV'de dostum Mehmet Barlas ile Prof. Emre Kongar arasında haftalardır devam eden, zevkle izlediğimiz düello sırasında işittim. Bilmediğimiz bir şey değildi ama hatırlamış oldum.
Beykoz'da gece bir adam evinin önünde otomobilinden inmiş, tam içeriye girecek, ensesine bir silah dayanmış, gaspçılar soymuşlar adamcağızı. Yine Beykoz'da buna benzer olaylar varmış.
Benim bildiğim, duyduğum, İstanbul'un her semti aynı şekilde tehdit altında. Polis müdürü, kadro eksik, çok eksik, diyor. Acaba bunu sağlamak için hiçbir çalışma var mı ki? Sanmıyorum. Polis otomobillerinin yakın zamana kadar günde 3-4 litre benzin alma hakkı vardı. Belki şimdi 5 litre yapmışlardır! Zaten bakımsız ve eski otomobillerle, bir de benzini olmayınca polisin katili, gaspçıyı, hırsızı, uğursuzu izleyebilmesi mümkün mü?
Belediye Başkanımız Kadir Topbaş ise Neşe Düzel'e "Şehri aydınlatırsak suç yarıya iner" demiş. 100 trilyon lira harcayacaklarmış; ana arterleri, meydanları, caddeleri ışıl ışıl yanan bir şehir yapacaklarmış İstanbul'u. Böylece gasp ve soygun olayları da azalacakmış! Hem de yarı yarıya!
Peki Sayın Başkan... Asıl, suç işlenmesine en uygun yerler, karanlık, kapkaranlık mahalle ve semt yolları ne olacak? Meydanlar, caddeler ışıl ışıl yansın, mutlu oluruz ama bu biraz da kaşın gözün boyanması değil mi?
Aslına bakarsanız, ışıl ışıl bir şehir, ışıl ışıl bir yaşam insanlara mutluluk verir, moral verir. Hele bir de bazı geri kafaları aydınlatabilseler!
Gazetecinin başarısı
Yeni yıla girerken çoğu insanımızın içi kararmıştı, morali bozuktu. Bir ihbarla kelepçelenip, kollarından tutularak, gözünün yaşına, hakka hukuka bakmadan demir parmaklıkların arkasına atılmak işten değildi! Hukuk neden tıkanmıştı, hak nerelere kaybolmuştu? Bazı mahkemelerde imzasız ihbar mektuplarının bile geçerli olduğu okunduğu görülmemiş olay değildi!
Şunu gururla söylüyorum, bizim Milliyet en önde tüm kadro karşı çıktı bu olaylara. Hele Meral Tamer arkadaşımız öyle hırsla, öyle gönülden mücadele verdi ki işte gazetecilik, gazeteciliğin fonksiyonu budur. Kendisini tebrik ediyorum. 58 yıllık gazeteci meslektaşı olarak!
|
|