|
 |
|
|
Hırs, iktidar sevdası, idealizm
Futbolda dengelerin her gün, her saat değişeceği bir sürece girdik.
Ayhan Bermek'i vitrine çıkarıp sahip olduğu siyasi gücü seçim yatırımı olarak kullanmayı planlayan Hasan Doğan ve ekibinin Haluk Ulusoy'un varlığından hoşnut kalmadığı kesin.
Haluk Ulusoy'un da aradan ne kadar süre geçerse geçsin, bu arenaya çıktığı vakit peşinden epey insan sürükleyeceği de öyle...
Düne kadar seçimi çantada keklik görenlerin, güce tapanların, ilkeli bir duruşları ve savundukları bir dünya görüşü olmayanların her an U dönüşü yapabilecekleri günlere geldik.
Bakmayın siz araya tatil filan girdiğine.
Asıl dolaplar bu mübarek günlerde dönecek!
Verilen sözler, edilen yeminler ne kadar değerliymiş görülecek.
Bayram ziyaretleri bir hayli ilginç geçecek...
* * *
Böyle bir dönemde Futbol Federasyonu'nu yönetmeye talip olmak için ya çok idealist, ya çok hırslı ya da iktidar sevdalısı olmak lazım diye düşünüyorum.
Tamam...
Türk futbolu her anlamda dibe vurdu.
Bundan sonra kim gelirse gelsin daha kötüsünün yaşanması zor.
Ama bu görevi isteyenlerin de göz ardı etmemeleri gereken gerçekler var.
FIFA'nın bir ay içinde açıklayacağı cezalar, Türk futbolunun yakın geleceğinin rotasını çizecek.
Hedefi milli takımlar düzeyinde performans olan federasyon yönetimi için "sürgüne gönderilmek", büyük bir dezavantaj yaratacak.
Liglerin ikinci yarısı beklenenin ötesinde bir gerilime sahne olacak.
Yönetim içi kavganın yol açtığı otorite boşluğu kısa sürede giderilemeyecek.
Bu fırsattan yararlanmayı düşünenlerin yaratacağı kaos, önemli sıkıntıları da beraberinde getirecek.
Hakemler daha Ufuk Özerten felsefesinin ne olduğunu anlamaya çalışırken, seçim sonrası bambaşka bir anlayışla karşı karşıya kalacak.
Sorunların farkında, çözüm üretecek, uzlaştırıcı ve barışcıl bir federasyon yönetimi, kendisini bekleyen bu tehlikeleri göze almak zorunda.
Geçiş dönemlerinde yeni bir başlangıç her zaman risktir.
Ayhan Bermek, Haluk Ulusoy, Hasan Doğan veya bir başkası...
Bugün iktidara soyunanlar, yarın orada kalmanın hesaplarını da yapmak durumunda.
* * *
Olağanüstü genel kurul kararı alındığından bu yana fikir beyan etmeyen, hangi adayı desteklediğini açıklamayan ve sessizliğini koruyan Fenerbahçe'nin tavrı, bugün gelinen noktadan sonra çok daha fazla önem kazandı.
Seversiniz sevmezsiniz.
Başkan Aziz Yıldırım son dönemlerin en akıllı ve istikrarlı duruşunu sergiliyor.
Olup biteni uzaktan izliyor. Yorumlarını kamuoyu ile paylaşmıyor.
Kimseyle açık bir şekilde seçim pazarlığına girmiyor.
Yıldırım'ın alışılmışın ötesindeki tarzı, federasyon yönetimine talip olanları da huzursuz ediyor.
Seçim sözcüğü ve kulislerine özel bir zaafı olduğu bilenen Yıldırım'ın ne zaman hangi hamleyi yapacağını kestirmek gerçekten güç...
Bakmayın siz Aziz Yıldırım'ın "Bizim sadece yedi oyumuz var" dediğine...
Görünen o ki Fenerbahçe kulübü bu genel kurulda da futbolun kaderini belirleyen unsurların başını çekecek...
Hedefte kim var?
Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in Antalya'daki TSYD seminerinde yaptığı açıklamaya takıldım. Dopinge karışan sporculara milli takım yolunun kapatılacağını söyleyen Şahin'in bu ifadeleri pek havada kaldı sanki.
Ya da ben anlayamadım.
Şimdi...
Halil Mutlu ve Süreyya Ayhan gibi sporcular bundan sonra uluslararası müsabakalara katılamayacak mı?
Cezaları bittikten sonra biri olimpiyata, diğeri dünya şampiyonasına gidemeyecek mi?
Yoksa sayın bakanın koymayı düşündüğü yasak bundan sonra doping illetine bulaşacak sporcular için mi geçerli olacak?
Doğrusu sayın Şahin'in vermek istediği mesaj çok açık değil.
Eğer gerçekten bu yaptırım geçmişe dönük uygulanacak, Mutlu ve Ayhan bir daha ay-yıldızı temsil edemeyecekse, aklımıza şu soru geliyor:
"Doping yaptığı için ömür boyu hak mahrumiyeti cezası alan Nurcan Taylan'ı "özel izinle" olimpiyata gönderenler, bu teşkilatın genel müdür vekili ve bakanı değil miydi?"
Yoksa bazı sporcuların ayrıcalığı, bazılarının da "çevreye verdiği rahatsızlıktan dolayı" dezavantajı mı var..?
Güçler ayrılığı
Cumhuriyet Halk Partisi'ni kutluyorum.
Siyasilerin son dönemlerde futbol adına yaptığı en olumlu icraati gerçekleştirdiği için de alkışlıyorum.
Türk futbolunun yıllar boyu sırtında taşımak zorunda kalacağı bir kambur, CHP'nin girişimiyle ortadan kalktı.
Anayasa Mahkemesi'nin Futbol Federasyonu başkan adaylarında aranan yüksekokul şartını iptal etmesi, küçümsenecek bir gelişme değil.
Kimi eşitlik ilkesi geri geldiği, kimi Haluk Ulusoy'a futbol federasyonu başkanlığı yolunu açtığı, kimi de siyaseten skor üstünlüğü sağladığı için kararı beğenmiş olabilir.
Ben ise futbola müdahale eden, onu kontrol altında tutmaya çalışan ve kişiye özel uygulamalarla oyunun doğal sürecine etkide bulunan zihniyetin yenilgisine seviniyorum.
Son yıllarda spor-siyaset birlikteliğinin düşünüldüğü gibi bir başarı getirmediği ortada.
Sadece futbol değil, sporun hemen tüm branşlarında yaşanan hayal kırıklığı bunun kanıtı...
Yazık ki özerklik sözcüğü tek başına bir anlam ifade etmiyor.
İşinin ehli olmayan insanlar camialara zarar vermeye devam ediyor.
Sporu yönetenler özerkliğin ne demek olduğunu kavrayamadığı sürece, yarının dünden kötü olacağını tahmin etmek zor değil.
Saydam'ın hassasiyeti
Geçen hafta Futbol Federasyonu'nun iletişim danışmanlığını yapan Ber-Say şirketinin hem Levent Bıçakcı hem de Ayhan Bermek'e hizmet verdiğini yazmıştık.
Hassas bir iletişimci olan Ali Saydam, hemen bir yazı ile bizi uyardı.
Bir dönem ortağı olduğu Ayhan Bermek ile hiçbir bağlantıları kalmadığını ve seçim kampanyasına destek vermediklerini ifade eden Saydam, yaklaşık sekiz ay önce de şirket hisselerini devraldığını açıkladı.
Ancak merak ediyorum.
Futbolun patronluğuna aday olan Ayhan Bermek, seçildiği takdirde nasıl bir tercih yapacak?
Öyle ya...
Ber-Say Bermek'in değil, Futbol Federasyonu'nun danışmanlığını yapıyor.
Sayın Saydam "Bermek'e ne adaylığını açıklamadan önceki süreçte ne de sonrasında iletişim hizmeti vermemiz söz konusu değildir" dediğine göre...
20 Ocak sonrası portföyler gözden geçirilecek demektir!
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|