|
En iyi karne, hangi karne?
Bugünlerde eminim ki pek çoğunuz 23 günlük tatil nedeniyle öğrenci olmak istiyorsunuzdur. Ben de bir ara düşündüm. Ama sonra karne aklıma geldiğinde hemen vazgeçtim.
Tüm notlar pekiyi de olsa karne heyecanı bir başka. İyi olduğunda değişen fazla bir şey olmaz. Ama notlar biraz limoni ise karışanı, görüş bildireni o kadar çok olur ki...
Öğrenciyken de, mezun olduktan sonra da hep şu kıyaslamayı yapmışımdır: Sınıfta başarılı olan, hayatta ne kadar başarılı oluyor?
Farklı ülkelerde, farklı sonuçlar ortaya çıkabilir. Ama Türkiye'de okulda başarılı olmanın ağır bir faturası çıkıyor hayatta insanın karşısına.
Okul başarısı ile hayattaki başarı arasındaki korelasyon pek paralel gitmiyor. Okul birincilerinin, sınav şampiyonlarının sonraki yaşamları, çoğu zaman maalesef aynı şekilde görkemli olmuyor. Çünkü, öğrenciyi asosyalleştiren ezberci eğitim sistemi, okul başarısı ile birlikte, gençlerin özgüvenlerini, girişimciliklerini ve yaratıcılıklarını da alıp götürüyor...
Askerlikte bir kural vardır: Ne en önde olacaksın, ne de en arkada. Yoksa hep sorun yaşarsın. Sanki öğrencilikte de öyle. En başarılılar da, en tembeller de bir şekilde aynı sorunları paylaşıyorlar.
Bu yüzden karne değerlendirmeleri yapılırken, olaya farklı açılardan da bakmakta yarar var. Takdirli, Teşekkürlü öğrencilerimizi, canı gönülden kutluyor ve başarılarının devamını diliyorum.
Karnesinde kırığı olanlara da bol sabır diliyorum. Bugünlerde bol bol nasihat dinleyecekler. Ortalardakilere gelince: Yıl sonunda, düşme hattındaki takımların yaşadığı stresi yaşamaktansa yarıyıl tatilini en iyi şekilde değerlendirerek, üst sıralara tırmanmakta yarar var. Bunun faydasını ileriki günlerde fazlasıyla göreceklerdir. En azından, okul dışı saatlerini keyiflerince değerlendirmeye devam ederken, daha az dış müdahale göreceklerdir.
Dün dağıtılan karneler, sadece ve sadece, geçmiş dört aylık okul sürecinin bir değerlendirmesi. Daha önümüzde bir yarıyıl var. Yani her şey tersyüz olabilir. Bu nedenle, özellikle takviyeye ihtiyacı olan öğrencilere köstek değil destek olmalıyız.
Moralleri yerinde olabilsin ki, çok daha zor geçecek ikinci yarıyıla hazır hale gelsinler. Bu durumdaki öğrencilere, hatırlatmak istediğim konu ise yaptıkları tüm hataları, telafi edebilecekleri üçüncü bir yarıyılın olmadığıdır. Ne yapacaklarsa şimdi yapsınlar.
Okul dışı saatler
Öğrenim hayatının, gelişme çağının en önemli ayrıntılarından birisi de okul dışı saatlerin nasıl değerlendirildiğidir. Kişiliğin oluşmasında ve hayata hazır hale gelinmesinde, okul ve dersler kadar sosyal aktiviteler de çok önemli.
Yurtdışındaki çok iyi üniversitelere başvurulduğunda, akademik başarı kadar aradıkları bir başka değerlendirme ölçütü de, "Kendin için, toplum için neler yaptın?" sorusuna verdiğiniz cevaplardır.
Türkiye'de maalesef bu tür değerlendirmeler hiç yapılmıyor. Üstelik okul dışı saatler, okulda bulunulan gün ve saatlerden çok daha fazla olmasına karşın.
Üniversitedeki öğrencilerimden biliyorum. Okul bitmeden staj, iş, sosyal aktiviteler derken hayatın içine balıklama dalanlar, mezuniyetten sonra hem çok daha kolay iş buluyorlar hem de daha başarılı oluyorlar.
Okulun en müdavimi ve en çalışkanları ise bazen yıllarca işsiz kalabiliyorlar.
Bu yazı elbette tembelliği teşvik yazısı değil. Aynı şekilde okul başarısını küçümseme ya da görmemezlikten gelme yazısı da değil. Söylemek istediğim, okulla yaşamın bir bütün olmasıdır. Aslında okul yaşamın bir provası olmalı ama sınıflar öylesine kalabalık ki, oradan rol kapmak hiç de kolay olmuyor.
Özetin özeti: Karneler elbette bir şeylerin göstergesi. Ama her şeyin değil!..
Sınav kazanmak hem çok zor hem de çok kolay!
Sınav maratonunda son turlara girilmek üzere. Yıllarca süren hazırlıklar nihayet meyvelerini verecek. Haziran ayı içinde yapılacak OKS ve ÖSS'de mutlu sona ulaşmak isteyenler için en kritik döneme giriliyor. Son 6 ayı iyi değerlendirenler, tahminlerinin de ötesinde çok seçkin öğretim kurumlarına girerken, bugüne kadar geceli gündüzlü yoğun bir tempoda çalışıp da sınava beş kala yorgunluktan havlu atma durumuna gelenler, büyük hayal kırıklıkları yaşayabiliyorlar.
İşte bu yüzden, önümüzdeki dönemi en iyi şekilde değerlendirmek için, sizlerden yeni bir yol haritası çizmenizi istiyoruz. Çünkü, başarınızı şansa bırakmak istemiyoruz.
Milliyet'le sınava hazırlananlar, bugüne kadar hep çok iyi yerlere girdiler. Eminim ki sizler de gireceksiniz. Bu yüzden, biraz daha dişinizi sıkıp ailenizin, öğretmenlerinizin ve bizlerin söylediklerine kulak vermeniz gerekiyor.
Aslında hepimizin ortak bir arzusu var, o da temmuz ayında sonuçlar açıklandığında sizleri havalara uçarken görmek. Bazen haydi biraz daha çalışın diye sizlerin sabır sınırlarını zorlasak da, hiç susmayacağız. Bizleri hoşgörün. Çünkü sonuçlar ortada. Birkaç gündür yayımladığımız tablolar incelendiğinde, sınavı kazanmanın hele hele iyi bir yerlere girmenin çok da kolay olmadığını çok net görebiliyorsunuz.
Meslekler bazında baktığımızda, biraz popüler mesleklere ve gözde fakültelere yöneldiğinizde iki milyon aday içinde ilk 10 bine, hatta ilk 5 bine girmeniz gerekiyor. Anadolu liseleri, kolejler ya da fen liseleri için de durum farklı değil. Üniversiteyi kazanma oranları yüksek ve yabancı dil öğretme konusunda sorunu olmayan liseler için de bir milyon aday içinde yine ilk 10 bin aday arasında olmak zorundasınız.
Ama biraz daha mütevazı olup en iyiler olmazsa da olur diyorsanız, o zaman da mutlaka ilk 50 bin içinde, kendinize olabildiğince ön sıralarda yer bulmalısınız.
Aslında önümüzdeki tablo çok karamsar gözükse de, ilk 50 bine girerek, sınavları kazanmak çok zor değil. Geçen yılın ÖSS sonuçlarına bir göz atalım. Sözel ve Sayısal'dan 80'er soru vardı. Türkiye ortalamaları ise Sözel'de 31.6, Sayısal'da ise 11.5.
Yani Sayısal'da 12 soru yaptığınızda adayların yarısını geride bırakıyorsunuz. Fen'de bu çok daha kolay... 4 netle, 1 milyon adayı geçebiliyorsunuz. OKS'de durum farklı değil. Yeter ki kendinize güvenin. Bu konuda, ilerleyen süreçte hep yanınızda olacağız...
aguclu@milliyet.com.tr
|
|