|
Kuş gribi bulaşmış bir bayram yazısı
Gerçi bayram yarın başlıyor, ama "Laik Türkiye"nin bayramı cumartesi günü başladı. Bu da o çerçevede yazılmış olan bir "bayram yazısı"dır.
Türkiye, yaşadığı hemen hemen her krizin "paradigmatik" anlamlar taşıdığı bir ülke haline geldi. Bize ayna tutan bu krizler sayesinde ülke olarak ne olup ne olmadığımızı daha iyi anlıyoruz. Buna ihtiyacımız olduğu ise aşikâr. Zira, Batı felsefesinde "meziyetler" sınıfında olan "nesnel sorgulama" ve "samimi özeleştiri"ye karşı duyduğumuz antipati, doğal koşullarda yetersizliklerimizi görmezlikten gelmemize neden oluyor.
Bizde devlet ve toplum
Örneğin, Türklerin çok "cana yakın" ve "misafirperver" oldukları söylenir. Öyledir de. Batı'da uzun yıllar yaşamış biri olarak bunu kesinlikle teyit edebilirim. Bire bir ilişkilerde Türklerin üstüne gerçekten yoktur.
Ancak, "kolektif" kimliğimize gelince, bu "cana yakınlığımız" ve "misafirperverliğimiz"i "hümanist," yani "insan merkezli " bir kültüre dönüştürüp bunu "içselleştirebilmiş" değiliz. Bizde bireyin somut doğal ihtiyaçları, soyut kavramlar olan "devlet" ve "toplum" uğruna sorgusuz sualsiz feda edilebilen şeylerdir.
Batı'da durum
Oysa, Batı'da "toplum", Aydınlanma Çağı'nın en önemli keşiflerinden biri olarak -ve büyük acılarla dolu tarihsel badirelerden sonra- "bireyin yansıması" şekline dönüşmüştür. Devam eden sayısız kusur ve açıklarına rağmen "Post-Hıristiyan Avrupa"nın yeni "dini" de zaten budur.
Burada söz konusu olan, John Stuart Mills'in, "din, dil ve ırk ayrımı gözetmeksizin, en çok kişiye, nesnel olarak mümkün olan, en çok mutluluğu vermek" felsefesine dayalı pragmatik bir anlayıştır.
Konuyu buradan kuş gribi paniğine getirmek istiyorum. çünkü burada ülke olarak, gerçekten "paradigmatik" olan bir hadise yaşıyoruz. Akla ise eğitimden hijyene, ekonomik geri bırakılmışlıktan siyasi umursamazlığa kadar dizi dizi sorular geliyor.
'İnsan severlik açığı'
Bu soruların ortak özelliği ise Türkiye'de insana verilen gerçek değerle yakından ilgili olmalarıdır. Hafta boyunca yaşadık. Geri kalmışlığı gördük; cehaleti gördük; ilgili, yetkili ve sorumluların nasıl hazırlıksız yakalandıklarını gördük. Bunların hepsi "insan severlik açığı"nın bir ürünü değil de ne olabilir ki?
Ülkenin bir yerinde Monako standardı geçerliyken, diğer yerinde Burkina Faso koşulları yaşanıyorsa ve bu çelişkinin üstesinden gelmek için "insan eksenli" bir kalkınma master planı seksen yıldır devreye sokulamamışsa; ayrıca, toplumun uzun vadeli selametinin bundan geçtiği de anlaşılamamışsa, bu kuş gribi paniği "paradigmatik" olmayıp de ne olacak ki?
Ortaçağ'dan manzaralar
Zaten, normalde hijyen kurallarına uyan, bu gibi anlarda doğal bazı duyarlılıkları canlı tutup basit kimi tedbirleri alan, biraz da okuyup neyin ne olduğunu öğrenenler -veya bunları zaten bilenler- açısından aşırı endişeye boğulmamızı gerektiren bir durum da yok ortada.
Asıl endişeyle düşünmemiz gereken şeye gelince, bu, "AB üyeliğine oynayan" bir ülkede son günlerde tanık olduğumuz "Ortaçağ'dan insan manzaraları"nın yaşanabiliyor olmasıdır.
semihi@cnnturk.com.tr
|
|