Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 10 Ocak 2006 / Salı  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Galatasaray'ı kurtarmak


Real Madrid, yaklaşık 300 milyon dolarlık çevrilemeyen borcuna bir çözüm bulmuştu. Özetle şehrin göbeğindeki tesisler belediyeye satılacak. Belediye bu tesisleri Real'e geri kiralayacaktı. Yaratılan kaynakla borç temizlenecek ve yeniden yola koyulacaktı Real. Madrid Belediyesi, FIFA tarafından yüzyılın futbol kulübü seçilen bir büyük markayı kurtardı. Şehrini dünya çapında kılan kurumu.
Bugün Galatasaray'ın içinde bulunduğu durum da Türkiye'yi, İstanbul'u ilgilendirir. Eğer İstanbul Büyükşehir Belediyesi böyle bir aksiyona geçmek isterse kimse "hayır" diyemez. Hemen taraftarlığınıza sarılmayın. Ekonomik dengeler içinde olacaksa, hemşehriler zarar görmeyecekse ve rekabet kuralları gereğinden fazla zorlanmayacaksa bu iş yapılır. Şehir geçici olarak zarar etse bile. Tabii bunun şartları var.
1- Öncelikle Galatasaray'ı yönetenler, bu kurtarma operasyonu sonrası kulübü kendi ayakları üzerinde tutabilecek bir programları olduğuna şehri ikna etmeliler. Bir batık daha yaratırlarsa bunun vebali altından kalkamazlar.
2- Galatasaray'ın elinde satabileceği arazi mal, mülk varken, 'Onlar sizde kalsın, biz size yenisini verelim' demek olmaz. Bu yüzden önce Riva, Hasnun Galip, Ada, Moda ne varsa onlar üzerinde tartışılmalı. Onları tutun alın size Seyrantepe demek hoş değil. Eğer eldekiler yetmiyorsa o zaman Seyrantepe devreye girebilir.
3- Seyrantepe projesi zaten allak bullak olmuş Maslak ve çevresini bir şehircilik katliamına daha uğratacaksa, bu Sarıgül'ün politikadaki sonu olur. Belediye bu proje kapsamında o bölgeyi de kurtaracak planı ortaya koyuyorsa, sadece bunu için bile arazi Galatasaray'a verilebilir.
4- İstanbul bir kayıp şehir olmaya doğru gidiyor. Galatasaray da yitik bir kulüp. Ortaya konacak projenin her ikisini de kurtarması gerekir. Bunu yapmadan ve insanlara anlatmadan bu işe girilemez. Çünkü Madrid'den farklı olarak İstanbul'da 1.5 büyük kulüp yok. Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın, hatta 2 milyonu aşkın Karadenizli yaşadığı için Trabzon'un da ikna edilmesi lazım. Onların da makul olması.
5- Ve asıl önemlisi bu işte hükümet ya da devletin dışarıda kalması şart. Bu, marka üzerinde direkt hak ve sorumluluk sahibi olan belediyenin işi olmalı.
Bu hassas bir konu ve tartışılmalı. Ve lütfen fanatizmi bir kenara bırakarak.

"Bizimkiler uyuyor"

Nike'ın davetlisi olarak Münih'teyim. Ronaldo'nun da bugün (dün) aramıza katılmasını beklerken yemeğe oturduk pazar akşamı. Fıkra misali: Bir Laz (Ben), 2 Polonyalı (onlar da Avrupa'nın Lazları), 3 Hollandalı ve 1 Alman'la bir masadaydık akşam yemeğinde. Herkes Dünya Kupası'nda takımlarının ne yapabileceğini tartışıyordu, bense mahzun! Polonya'nın kalesini kimin koruyacağından, Brezilya'nın nasıl iyi bir takım olduğuna her şey konuşuluyordu...
Masanın Almanı iyi bir Dortmund taraftarı. Nuri Şahin adını duyunca yüzü gülüyor. Gururla anlatıyor. Bizimkine benzer bir gurur. Ama hayır, sanki onunki daha içten. Çünkü onun takımının bir meyvesi Nuri. Gelecek vaat eden, büyük yıldız olmaya aday bir yetenek. Kararlarını doğru vermek için iyice düşünüp taşınan aklı yaşından büyük cevher. Nuri'yle gurur duyuyor masanın Almanı. Bundesliga'da forma giyip gol atan en genç oyuncu olma rekorunu ele geçirdi Nuri. Milli de oldu, orada da golünü attı. Almanya'ya. İşte burada masanın Almanı'nın yüzü buruşuyor. Bizimkiler uyuyor diyor. (bizim de ne kadar çok kullandığımız bir cümle bu) "Çok iyi -bu terime dikkat- Türk asıllı Alman oyuncular yetiştiriyoruz. Ama bizimkiler uyurken Türkler kurdukları harika izleme sistemiyle bu oyuncuları bulup milli yapıyorlar. Baştürk, Altıntop kardeşler ve Nuri olsaydı, bugün Dünya Kupası'ndaki şansımız çok daha yüksek olurdu. Bizi tercih etmiyor bu oyuncular. Bugüne kadar tek istisna Mustafa Doğan'dı.
Susuyorum. Bu tip masalarda hep yaptığım gibi. Dinliyorum. İyi yaptığımız işler de var görüyorum. Başkalarının yaptığı iyi işlerin üzerine oturmak. Bu hikayeden 2 ulusa, 2 devlete de derin dersler var biliyorum. Birisi kendi kocaman nüfusundan oyuncu yetiştiremezken diğeri 2.5 milyondan onun adına cevherler işliyor. Diğeri eğitim, şans veriyor ama hazmedemiyor. Derin meseleler... Neyse bunları konuşuruz. Şimdi biraz top oynamam lazım.
Hayat bana iyi davrandı. Şu ana kadar Türkiye'nin 3'üncü olduğu bir Dünya Kupası'nı ve bir Avrupa Şampiyonası'nı açılışından finaline kadar takip ettim. Çocukken hayal edemeyeceğim şans bu. Ve eğer her şey yolunda giderse bu satırları yazdıktan birkaç saat sonra Allianz Arena'da Ronaldo'yla top oynayacağım. Nazar etmeyin ne olur...

N'apıym! Alan Parker'ı severim

Masanın Almanı, Polonyalı'ya ülkedeki holiganları, aşırı sağcıları soruyor. Poznan ve Varşova takımlarının maçlarında, derbilerde büyük olaylar oluyor Polonya'da. Almanlar endişeli. Avrupa'nın göbeğindeler sınırlar açık ve kontrol edilmesi zor. İngilizler, Polonyalılar, Hollandalılar... Dünya Kupası ufak çaplı bir Dünya savaşına dönebilir. Güvenlik konusu endişe verici. Bunlar konuşulurken yan gözle bana bakıyorlar. Ben yine susuyorum. İsviçre maçı herkesin aklında. Yaşananlar. İnsanların kafasında oluşanlar. Bunlar gibi, bunlardan daha ağırı her milletin başına bir kere gelmiştir belki. Bizim sorunumuz, bizim "Midnight Express"lerimizin oluşması ve bunlara alternatif koyamayışımız.
Ben Alan Parker'a taparım, Geceyarısı Ekspresi'ne rağmen. Mesele insanların "Ben Türkiye'ye bayılırım Geceyarısı Ekspresi'ne rağmen" diyemeyişi. Parker'ın bu acımasız, ağır, insafsız filmi çekmiş olması çok yaralayıcı. Ama Missisipi Burning'i, Angel Heart'ı hele hele Birdy'i yok sayamam ki. Ve bilirim eğer bu Geceyarısı Ekspresi, Türkiye'de değil de Vietnam'da geçse hepimiz bayılacaktık. İşte mesele budur. Sahne sinemaysa, bu ağır filmin bir alternatifinin olmayışı. Halbuki güney sahilinde bir kasabada geçen, misal Meg Ryan'ın Debra Winger'ın oynadığı bir romantik komedi olsaydı insanların DVD arşivinde Geceyarısı Ekspresi'nin etkisi farklı olurdu. Ya da Friends'e, Seinfeld'e bir Türk karakteri sokmuş olsak! 'Paris'te aşk başka' olduğu için ya da 'Paris'i unut'mak için Fransa'ya akın ediyor insanlar. Ve bir bardak şaraba dünyanın parasını veriyor. Ya da 'Elveda Roma' diyebilmek için gidiyorlar bu müze şehre.
Ama bizimkiler hâlâ, bunları bilmezmiş gibi, bir Atatürk filmi yapmak peşinde. Onları nasıl denize döktük, onu anlatacaklar. Halbuki işin matematiği farklı.
Sahne futbolsa, evet İsviçre maçı bir geceyarısı ekspresidir, ama biz daha önce Kore'de çok güzel bir duygusal film sahnelemiştik neyse ki. Yani bunun tamiri daha kolay.

mdemirkol@milliyet.com.tr




SPOR
OSCAR GECESİ: 5-3
Daum'dan taviz yok
'Ulusoy önce aklansın'
Ailton'a bilet
Bir şok, bir kriz
'Sıfırdan başladık'
Gönlü Ada'da!
Böbrekleri çalışmamış!
Geleneğe yolculuk
Yine stat krizi
İstikrar da bir semt miydi?
Eski köye Yeni Zelanda!
Çölün amazonu!
Dakar'da yas var
Kupa ası, sinek valesi
Carter abarttı!
Haber turu...
Galatasaray'ı kurtarmak
Tecrübe
Tigana'nın ilk kupası!
Yüksek gerilimli adaleler
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Mehmet DEMİRKOL
Galatasaray'ı kurtarmak
Real Madrid, yaklaşık 300 milyon dolarlık çev...
Rıdvan DİLMEN
Tecrübe
Finalin adının Beşiktaş - Galatasaray olması ...
Bilal MEŞE
Tigana'nın ilk kupası!
Futbolumuzdaki düşüş bu sezon kim ne derse de...
Nilay YILMAZ
Yüksek gerilimli adaleler
Alı al, moru mor asimetrik lig tatilimiz deva...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98
© 2006 Milliyet