|
 |
|
|
Bayramda Şengül ve Handan...
HEMŞİRELER Şengül Uzuner ve Handan Kurtuluş hac kafilesinde sağlık görevlisi olarak Mekke'ye gittiler, çöken otelde can verdiler, orada bir kabristanda belirsiz bir mezara gömüldüler!
Bugün aileleri için ne kadar acılı bir bayram! Gidip ziyaret edebilecekleri mezarları bile yok!
Vahabiler mezar ziyaretini "şirk", yani çok büyük bir günah saydıkları için, kabristanlarda mezarların kime ait olduğunu belirtecek mezar taşlarına, hatta işaretlere bile izin vermiyor. Öyle ki, İslam imparatorlukları zamanında büyük halifeler ve sahabeler için yapılmış türbeleri bile Vahabiler yıkmıştı. Hz. Peygamber'in türbesi "Ravzi-i Nebi"yi yıkmak isteyenler oldu! Ama tepkiden çekindikleri için teşebbüs edemediler.
Vahabilik, Bedeviliğin, yani çöl göçebeliğinin dini yorumudur. Göçebe hayat tarzında sabit mezarlıklar, mezar ziyaretleri, türbeler düşünülebilir mi?! Bütün mesele bu!
Bedevi kültürü
Türk tarihinde bozkır göçebeliği, Arap tarihinde Bedevilik büyük rol oynadı. İslamdan sonra iki kavim de yerleşik medeniyete yöneldi; şehir, cami, medrese, mahkeme ve devlet gibi yerleşik kurumların yanında mezarlık mimarisi ve türbe gibi yerleşik kurumlar da gelişti.
Bizde göçebeliğin tasfiyesine Selçuklular başladı, Osmanlılar tamamladı. Bu süreçte bütün yerleşik kurumlarla beraber, "serin selviler altında" mezarlık ve türbe mimarimiz de gelişti.
Coğrafyanın vatanlaşmasında bunun büyük rolünü Yahya Kemal çok güzel anlatır.
Elbette bir Arap medeniyeti, bir Arap mimarisi de vardır; ama bir "bedevi mimarisi" yoktur!
Ömrü göçebelikle ve kabile çarpışmalarıyla geçen Bedevilikte mezar ve türbe mimarisi gelişebilir miydi?
Büyük İbn Haldun'un tarih felsefesi, "bedevi ümran" dediği göçebe kültürüyle, "hadari ümran" dediği yerleşik kültür arasındaki çelişkiyi anlatır.
Bu çelişkinin son örneği, Türk hemşirelerin mezarsız bırakılması karşısında bizim ve Vahabilerin hissettiklerinin çok farklı olmasıdır.
1842'de Osmanlı'nın köleliği yasaklamasına karşı Arabistan'da patlak veren Vahabi isyanı da aynı çelişkinin dışa vurumuydu.
Bayram deyince...
Bayram günlerinde kabir ziyareti yaparız, Fatiha okuruz, çiçek koyarız, bitkileri sularız. Nesiller arası duygu ve kültür devamlılığının bir ifadesidir bu; medeni bir duyuş ve davranıştır.
Milletlerin hayatında büyük mimari eserler, meçhul asker abideleri, anıtmezarlar aynı kültürel devamlılığı temsil eder.
Vahabilikte yok bunlar. Petrol gelirinden gökdelenleri var; tek türbeleri, tek tarihi anıtları yok! Geçenlerde ölen Kral Fahd'ın da mezarını yok ettiler!
Bayramlar da farklı... Vahabiler sadece bayramlaşma ziyareti yapıyor, o kadar... Sosyal hayat çok zayıf, kültür kasvetlidir.
Bizde bir bayram şenlikleri, bayram eğlenceleri etrafından oluşmuş zengin bir kültür vardır. Kapitalizmin dört nala temposu yüzünden maalesef artık bayramlarımız "tatil kaçamağı"na sıkışıyor!
Ama çok şükür bayramlaşmayı, çocuklarımıza bayram hediyesi almayı, ebediyete gitmiş sevdiklerimizin mezarlarını ziyaret etmeyi, bir çiçek bırakıp bir Fatiha göndermeyi hâlâ unutmadık.
Nice bayramlara...
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|
|

|