|
 |
|
|
Kucak dolusu zarf diliyorum
Yaşam Güzeldir / Banu Şen
Bazen yorgunluktan elimi kolumu kaldıracak halim kalmadan gelirdim okuldan... Ama yine de göz atmadan geçemezdim. Kapağının sert ama sevimli sesi apartmanın giriş koridorunda yankılanırdı. Parmaklarımın ucuna basar, içine meraklıca bakardım. Eğer bir zarf varsa, heyecanla parmaklarımın ucunda bir kez daha zıplar, zarfı alır, posta kutumuzun kapağını kapatır eve çıkardım. Bazen bana bile gelen zarf olurdu. Yazın tanıştığım tu-ristlerden, uzaktaki kuzenlerimden... Ne heyecanlı olurdu; zarfı yırtmadan dikkatlice açmak, özenle yazılmış ve 'Sevgili Banu' diye başlayan satırları okumak. Özlediklerinin el yazılarıyla sanki onları yanındaymış gibi hissetmek! Bazen aile büyüklerinden gelen tebrik kartları, mektuplar da olurdu. Kardeşimle yere oturur merakla mektubu okuyan babamızı ya da annemizi dinlerdik. O mektuplar ahşap bir kutuda saklanırdı. Kimi zaman kutudan çıkarılır, tekrar okunurdu. Zarflar saklanırdı da benim pul merakım olduğundan zarfların pullarını buharla çıkarır onları da ayrı bir yerde biriktirirdim.
Mektup kağıtları vardı bir de. Kimi renkli, kimi kokulu kimi de zarfıyla birlikte takımdı. Kırtasiyede saatlerim geçerdi. Renk renk, desen desen mektup zarfı seçerdim. Hele yılbaşı ya da bayram önceleri... Kırtasiyelerin önündeki telli raflarda kartpostal ya da kağıt beğenirdik. Her okul dönüşü kırtasiyeye uğramak tören gibi bir zamandı. Kardeşimle adeta yarışırdık, kim daha çok zarf gönderecek diye.
Posta kutularımızın içi
Şimdi de posta kutularımız var. Hem de daha modern. Kapaklarının sert sesi olmasa da hala sevimli sayılırlar. Hatta bir de kilitleri var. Belki de zarflar bile kaybolur oldu ya, önlem olsun diye! Ama ya posta kutularının içi? Aynı mı?
Ben bazen günlerce içine bakmadan önünden geçiyorum. Unutuyorum bir posta kutum olduğunu. Benim için posta kutusu faturalar demek. Telefon, su faturaları, kredi kartı ekstreleri ile dolu içi. Hepsi bilgisayarla yazılmış. Ya sizinkiler? Sizin posta kutularınız da biliyorum ki benim gibi. İçleri ağzına kadar faturayla dolu. Halinizi hatırınızı soran, bayramınızı, yeni yılınızı kutlayan bir zarfa en son ne zaman rastladınız? Ben elle yazılmış bir notu, bir el yazısını özler oldum. Neden ben eski alışkanlıklarımdan vazgeçtim? Neden bu kadar sevdiğim halde yeni yıl kartı, bayram tebriği seçmiyorum, yazmıyorum artık? Nedenini biliyorum. Ben hızlı ama kolay yaşamayı sevmek zorundayım. Belki değişirim? Belki bir dahaki bayram, yılbaşı için bir akşamımı kart seçmeye, yazmaya ayırırım? Postaneye gitmeye de üşenmem. Cep telefonuyla 10 saniyemi alacak kutlama için birkaç saatimi ayırırım...
Milliyet EGE'deki haber
Mektup, tebrik yazma alışkanlıklarımızı unutmamızla ilgili birçok yazı, haber okudum bugüne kadar. Ancak 10 Ocak'ta, bayramın 1. gününde Milliyet EGE'de okuduğum İsmail Gezgin'in 'En güzel teşekkür' başlıklı haberi beni öyle etkiledi ki! Eski alışkanlıklarıma dönmem gerektiğini anımsattı bana. Haber şöyle: 'İzmirli hayırsever Ayşe Mayda, hayatının en güzel bayram hediyelerinden birini aldı. 80 yaşındaki Mayda'ya 8 yıl önce yaptırdığı ve kardeşinin ismini verdiği Semiha Mayda İlköğretim Okulu öğrencileri bir çuval dolusu tebrik gönderdi.'
Elbette ki Mayda, mutluluğunu kelimelerle ifade edemediğini söylemiş. Bir an onun yerinde olmak istedim. O zarfların içindekileri tekrar tekrar okumuş olmayı düşledim. Onu böyle sevindiren öğrencileri gözümün önüne getirdim. Artık telefonun mesaj geldiğini bildiren o tiz sinyalini bayramlarda sevmediğimi düşündüm. Ve belki dedim. Belki seneye... Herkese kucak dolusu zarf diliyorum!
bsen@milliyet.com.tr
|
|
|

|