|
 |
|
|
Efsane öksüz bıraktı!
Almanya'da, Ronaldo ile randevumuza ayağımızda NIKE'ın rakiplere 30 santim fark attıran Mercurial'ı ile gelmiştik. Ama baldırındaki 3 santim yırtık, 80 gazeteciyle birlikte bizi de onsuz bıraktı. Salı günü yazmıştım "Nazar etmeyin ne olur" diye, maalesef nazar değdi
MEHMET DEMİRKOL
Salı günkü yazımı şu paragrafla bitirmiştim: ...Hayat bana iyi davrandı. Şu ana kadar Türkiye'nin 3'üncü olduğu bir Dünya Kupası'nı ve bir Avrupa Şampiyonası'nı açılışından finaline kadar takip ettim. Çocukken hayal edemeyeceğim şanstı bu. Ve eğer her şey yolunda giderse bu satırları yazdıktan birkaç saat sonra Allianz Arena'da Ronaldo'yla top oynayacağım. Nazar etmeyin ne olur...
Henüz 17 yaşında olmasına rağmen ünü tüm dünyaya yayılmıştı. "Pele kadar iyi hatta belki ondan bile iyidir"... 94 Dünya Kupası öncesinde Brezilya'nın 24 yıllık kupa hasretine son verecek takımın genç yıldızı olarak kulaktan kulağa bir isim dolaşıyordu. Nasıl Pele 17'sinde, 1958'de İsveç'te ülkesine ilk şampiyonluğu getirdiyse, Ronaldo da böyle bir etki yapabilirdi. Hiç sahaya çıkamadan tamamladı turnuvayı. Romario ve Bebeto ona iş bırakmamıştı. Brezilya'nın şampiyonluğuna benim gibi çılgınca sevinen dünyanın dört bir yanından fanatikte ufak bir hayal kırıklığı oldu bu. Romantik, epik bir destan olabilirdi onun varlığı. Yokluğu ise bir gönül kırıklığı oldu.
98'de o artık herkes tarafından tanınan bir büyük efsaneydi. Final günü - sonradan bir tür sara krizi olduğu söylenen - geçirdiği rahatsızlık sarstı dünyayı. Onu, odasında Roberto Carlos bulmuş, öldüğünü sanmış gözyaşları içinde çağırmıştı herkesi. Hastaneye kaldırıldı Paris'te. Dünya ona ne olduğu merak ediyordu. Neredeyse maçtan çok. Maçtan önce basına dağıtılan esame listesinde adı yoktu. Takımlar sahaya çıktığında Ronaldo solgun yüzüyle Stade de France'ın çimlerinde yürüyordu. Sonradan 3-0'lık hezimeti onun ve takımın moralsizliğine bağladı hemen herkes (Fransızlar ve Arjantinliler dışında!). Yine büyük hayal kırıklığı.
Ve 2002. Büyük bir sakatlıktan çıkmıştı. Herhalde 2 yıllık sakatlığın ardından çıktığı Lazio kupa maçında yeniden dizinden sakalanıp sahada ağlaması, rakipleri dahil herkesi ağlamaktan beter etmesi herkesin hala aklındadır.
İyileşti, ama milli takıma çağrılması bile belli değildi. Scolari hiç düşünmeden götürdü onu Kore'ye. Ve en tartışmalı zamanında Hollywood filmlerinden çıkma bir kahramanlık öyküsü yazdı Ronaldo. 8 gol attı, toplam golünü 12'ye yükseltti. Rekoru elinde tutan Gerd Müller'in ensesine yapıştı. Bize de patladı. Yarı finalde, ancak onun atabileceği neredeyse 'pis burun' şutla formunun zirvesindeki Rüştü'yü avladı. Ronaldo'nun bana yaşatacağı hayal kırıklıklarının bununla kalacağını düşünüyordum. Ama daha kötüsü varmış
Gözlerim aradı
O günkü yazımı yukarıdaki gibi bitirmiştim ya hani. Hani nazar etmeyin ne olur!
Nazar değdi. Bir gün önce Real Madrid'le çıktığı maçta sakatlanan Ronaldo'nun baldırındaki arıza sanıldığından büyükmüş. 3 santimlik yırtık. Dolayısıyla kendisiyle biraz paslaşıp, ona bir orta yapma, hatta onun ortasına şöyle şık bir kafa vurma hayaliyle Malezya'dan Kanada'ya, Güney Afrika'dan İngiltere'ye dünyanın dört bir yanından gelen 80 gazeteciyle birlikte ben de öksüz kaldım. Ayağımızda 10 metrede rakibinize 30 santim fark attıran, dolayısıyla bir tür yasal doping olan - yeni Nike Mercurial'larımız, üstümüzde, efendim terletmeyen, ama su da geçirmeyen aynı zamanda fazlasıyla hava geçirip vücüdumuzu rahat ettiren eşorfmanlarımızla (bu da naslı oluyor hiç kafam basmıyor ya!) 1860 Münih soyunma odasından çıkarken, hala içimde bir umut vardı. Hatta 1860 Münih kaleci antrenörüne attığım alçak gönüllü olmayalım - şık aşırtma golünden sonra gözlerim tribünde onu aradı, bir takdir tebessümü görmek için, ama nerde! Buz gibi, ama laf olsun diye değil hakikaten insanın kulaklarının donduğunu hissettiren soğukta, o şahane statta attığım bu gol, belki 10 metrelik bir şutta diğer toplara 40 santim kadar fark atan yeni Nike Mercurial Ball'un da payı vardır bilmiyorum.
Ben Tiempo tipiyim
43'ü denedim boydan olmadı, 44'ü denedim. Boydan oldu ama ortasından tabanı sıktı. Özellikle sağ ayağımı. Dedim, herhalde ayaklarımdan da şişmanladım. Gittim söyledim. Ronaldo'nun bu her aşamasında katkıda bulunduğu zırt pırt Portland ve Almanya'ya giderek test ettiği (ki hakikaten bu testleri görmeniz lazım sanki ayakkabı değil uzay gemisi geliştiriyorlar) bu ayakkabı bana olmuyor, bu nasıl iş? Cevap güzeldi. 3 değişik ayak tipine göre inşa edilmiş bu ayakkabı dünyası. Bu yeni beyaz ve altın varaklı kramponu meğer Ronaldinho da giyemezmiş benim yaşadığım sıkıntılar nedeniyle. Yani ben de Mercurial değil de Tiempo tipiymişim Ronaldinho gibi. Bir de Rooney'inki var: Total 90. O hangi ayak tipi bilmiyorum.
|
|
|

|