|
12 Ocak, Utanç Günü olsun
Ağca, Papa'yı yaraladı 20 yıl yattı. İpekçi'yi öldürdü 6 yıl sonra, bir kahraman edasıyla tahliye oldu. Ecevitler başta olmak üzere gelmiş geçmiş tüm politikacılar oturup kına yaksınlar. Onlara ancak o yakışır.
İpekçi öldürüldüğünde, yakın arkadaşı Ecevit, katilinin yakalanması ve hak ettiği cezaya çarptırılması için namus sözü vermişti. Peki ne yaptı? Katili mi yakaladı? Hak ettiği cezayı mı verdi?
Ağca, Papa suikastı nedeniyle yakalanıp cezasını çektikten sonra, İtalyanlar tarafından iade edilmesiydi, yakalanacağı falan yoktu. Peki iade edildi de ne oldu? Sonuç ortada.
Rahşan Hanım ve onun Adalet Bakanı, hâlâ ne olduğunu anlayabilmiş değiller. Zaten onları da pek anlayan olmadı. Bir rüzgârla geldiler. Gittiler.
Bir miras, ancak bu kadar hovardaca harcanırdı. Harcadılar. Keşke Ecevit ismi de Abdi Bey gibi saygıyla anılmaya devam etseydi...
CHP lideri Baykal, altına hiç tereddütsüz imza atacağımız bir demeç verdi. Ankara'da artık aftan söz edilmesin dedi. Beklerdik ki diğer liderler de benzer söylemler içerisinde olsunlar. Ama nerdeee..
Milliyet'in en eski mensuplarından biriyim. Ama Abdi Bey'le hiç çalışmadım. Bir kez gördüm. O da gazete dışında. Ancak yıllarca, çalışma arkadaşlarından onu, gazeteciliğini ve nasıl adam gibi adam olduğunu çok dinledim. O iliklerine kadar, sadece ve sadece gazeteciydi. Saygınlığın, haberciliğin, yenilikçiliğin, hoşgörünün, objektifliğin simgesiydi.
Ondan sonra birlikte çalıştığım yayın yönetmelerinden bazıları onun tohumlarını attığı ilkeleri yeşertip kök saldırdı, kimi de altında ezilip gitti. Ama Milliyet, hep gazete gibi gazete olmaya devam etti.
Bir süre birlikte çalıştığımız ve ayda yılda bir görüşsek de dostluğundan büyük onur duyduğum Nükhet İpekçi İzet, Ağca için o bizim milli katilimiz diyor. Çok haklı. Ağca'nın yağdırdığı kurşunlar, Milliyet'in yayın yönetmeni İpekçi'nin şahsında tüm Türk basınınaydı. Tıpkı sonraki yıllarda Mumcu'ya, Kışlalı'ya sıkılan kurşunlar gibi...
Peki, basın bundan bir ders çıkardı mı?
Evet demek o kadar zor ki!
Sanki sıkılan kurşunlar kendine değil, karanlığa. Yarın, Ağca'nın anıları için peşinden koşturur ve ona bir katil gibi değil de kahraman gibi davranırsa hiç şaşırmayın.
Ankara'daki bazı politikacılar, biz bu işten bir şey anlamadık diyen Adalet bakanları ne ise, dün dündür bugün bugündür aymazlığını kendilerine düstur edinen gazeteciler de onlardır.
Saygınlık durduk yerde kazanılmaz. İçi boş söylemler ve mağdurlardan çok suçluları koruyan icraatlarla da hukuk devleti olunmaz. Bugün bu iki kavramı ağzına alanlar, şimdiye kadar bu konuda ne yaptılar? Önce kendilerini sorgulasınlar. Ondan sonra adaletten, saygınlıktan ve hukuk devletinden söz etsinler.
Yoksa çok komik duruma düşüyorlar...
Milliyet'in dünkü manşeti "Utanç Günü"ydü. Çünkü insanlık adına, hukuk adına, siyaset adına bundan daha büyük utanç olamazdı.
12 Ocak'lar ülkemizde, hatta bütün dünyada, artık bir "Utanç Günü" olarak kutlanmalıdır. Özelikle de siyasi çevrelerde.
Bu utanç gününde, katilleri, hırsızları, trafik canavarlarını, hortumcuları, gaspçıları, affeden siyasiler ile mağdurlardan çok suçluları koruyan hukuk sistemini, daha adil olmaya davet edelim. Ve bu 12 Ocak Utanç Günlerini, gurur günlerine dönüştürünceye kadar, bu mücadeleden vazgeçmeyelim.
Özetin özeti: 12 Ocak'ı Utanç Günü olarak gösterecek takvimleri, masamda, duvarımda, Meclis'te, adliyede, her yerde görmek istiyorum. 12 Ocak Utanç Günü, suçluların korunduğu ve serbest bırakıldığı bir gün olarak değil, mağdurların haklarının savunulduğu bir gün olarak her yıl kutlansın. Karanlığa karşı, aydınlığın zafer günü olsun...
aguclu@milliyet.com.tr
|
|