|
 |
|
|
Bir sunumun düşündürdükleri
Hazine'den Sorumlu Devlet Bakanı 6 Ocak tarihinde 2005 yılının ekonomik performansını ve 2006 yılı borçlanma programını anlatmak üzere bir basın toplantısı düzenledi. Toplantının ardından Sayın Bakan'ın cari açıkla ilgili endişe duyanlar hakkında kullandığı sert dil basında eleştirildi. Bu bir üslup sorunu olmakla birlikte aynı zamanda hükümetin de bu konuda duyduğu endişenin su yüzüne çıkışı olarak da görülmeli.
Nitekim yapılan sunumda cari açığın sorun olmadığını ispatlama yönünde özel çaba harcanmış.
Bu toplantı kamuoyunu borçlanma programı gibi teknik bir konuda bilgilendirmek amacıyla yapılıyor. Hatta geleneksel olarak bir önceki yıl sonunda açıklanması gereken, Hazine'nin 2006 yılı borçlanma programıyla ilgili duyurusu da Bakan'ın bu sunumu için bir hafta geciktiriliyor. Dolayısıyla burada saydamlık, objektiflik ve teknik ağırlığın politik böbürlenmenin önünde olması beklenirdi.
Sunumda doğru veriler kullanılıyor. Ancak sunuş biçimi politik tezi güçlendirmeye dönük. Bunun bir örneği özel yatırımların büyümeye katkısını gösteren grafik. Öyle bir sunulmuş ki baktığınızda Türkiye'de son üç yılda büyüme özel yatırımlardan kaynaklanmış diyor ve cari açık konusunda rahatlıyorsunuz.
Büyüme modeli
Oysa bu grafik aşağıdaki gibi iç talebin ve onun içinde özel yatırımın payı ile dış talebin büyümeye katkıları ayrıntısında sunulsa resim daha saydamlaşıyor. Özel yatırımın büyümeye katkısının giderek arttığı yine görülüyor. Ancak büyümeye başta özel tüketim olmak üzere, diğer iç talep unsurlarının da en az özel yatırımlar kadar katkı yaptığını görüyorsunuz. Buna karşılık dış talebin büyümeye katkısı önemli ölçüde azaltıcı yönde oluyor. Bu durumda artan cari açığın özel yatırımlardan kaynaklandığı ve sorun olmadığı yönündeki resim de netliğini kaybediyor. Türkiye'nin son üç yıldır ihracata dayalı büyüme modelini uygulayamadığı görülüyor. İç talebe dayanan büyüme, cari açığın sürdürülebilirliği konusunda endişe duyanların haklı bir yanı olduğunu ortaya çıkarıyor.
Dikkat çeken bir diğer grafikte ise AB'nin seçilmiş bazı yeni üyelerinde geçiş döneminde kaydedilen cari açıklardaki artışlar kullanılarak bunun AB'ye giriş sürecinde normal bir gelişme olduğu anlatılmaya çalışılmış. Seçilen ülkeler aynı zamanda planlı bir ekonomiden piyasa ekonomisine şok biçimde geçen ülkeler. Türkiye başlangıç koşulları itibariyle bunlardan çok farklı. Eğer buraya Türkiye'ye benzeyen diğer yükselen piyasa ekonomilerinin cari dengelerindeki gelişme konsaydı bizim sürüden nasıl ayrıldığımız açıkça görünürdü.
Politik endişe
Diğer taraftan, hükümetin, kendine altın tabakta bir ekonomik durum sunan, 2001'de başlayan güçlü ekonomiye geçiş programının kazanımlarını unutturma çabaları bu sunuma da yansıyor. Grafiklerde kullanılan verilerde, genellikle hükümetin işbaşına geldiği dönem öncesi, on yıllık ortalamalar şeklinde gösterilmiş. O zaman da 2002 yılında ekonomide gerçekleşen hızlı toparlanma gizleniyor.
Sonuçta içinde bulunduğumuz yıla ilişkin borçlanma programının sunumu teknik olmaktan çok politik endişelerin hâkim olduğu bir çerçevede yapılmış. Oysa mütevazı olmak, kazanım ve sorunları objektif bir biçimde kamuoyuna anlatmak, politik duruşu teknik saydamlıkla desteklemek de bir politik stratejidir. Kamuoyunda hangisinin daha çok prim yaptığını göreceğimiz günler yaklaşıyor.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|