Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 15 Ocak 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Evlilikten korkmazdı ama boşanamamaktan korkardı..."

Satır Arası / Deniz Sipahi


Hürriyet Pazar'da Sibel Arna'nın Güner Özkul ile yaptığı bir röportaj vardı. Elbette bir insanın babası Münir Özkul gibi Türk sinemasına damgasını vurmuş bir duayen olunca soruların çoğu da aileyle ilgili oluyor.
Münir Özkul, seksen yaşında ve artık evden çok az çıkıyor.
Çıksa da yardım almadan yürüyemiyor. Fırtınalı ve renkli bir yaşamın ardından Özkul, belki de bugünkü sakin yaşamında geçmişin hesaplaşmasını yapıyordur.
Güner Özkul'a soruyorlar.
* * *
- Babanız yakışıklı erkek kategorisine girecek bir tip değil. Ama buna rağmen istediği bütün kadınları elde etti. Sizce ondaki şeytan tüyünün sırrı neydi?
- Günümüzde karizma diye tanımlanan şey var ya, işte o. Babamın bir mazlum hali vardı ki, bu kadınlarda ona yardımcı olma isteği uyandırırdı. Annelik duygularını harekete geçirirdi. Ses tonu mükemmeldi. Çok konuşkan bir insan olmamakla birlikte nerede konuşacağını bilirdi. En doğru zamanlarda en doğru cümleleri kurardı. Hem sonra bu adam kitleleri peşinden sürükleyen bir adamdı. Sinemada bir salon dolusu insanı büyülerdi. Bir tek kişiyi mi etkileyemeyecek?"
Bir başka soru daha...
- Münir Özkul, evliliğe nasıl bakardı?
- Evlilikten korkmazdı ama boşanamamaktan korkardı. Dört kere evlendi. İlk eşi Şadan Hanım, sonra annem Suna Selen, sonra Tophaneli Örümcek Yaşar yani Yaşar Anne, en son da Umman Abla..."
* * *
"Boşanamamaktan korkmak..."
Evlilikten korkan birçok erkek ve kadının aslında vermesi gereken cevap bu zannediyorum.
Evliliklerin başlangıcı hep güzel olmuştur. Birbirini seven iki insanın aynı evi paylaşması, yirmi dört saati birlikte planlaması, geleceğe dönük ortak hayaller kurması...
İdeal bir evliliğin tanımı gibi geliyor bana...
Kimse mutsuz olmak için evlenmiyor elbette...
Ama bazen hayaller gerçeğe dönüşmüyor; birbirini iyi tanıdığını zanneden çiftler, zaman içinde fikir ayrılığına düşüyorlar, aslında başka dünyaların insanları olduklarını farkediyorlar.
Bunu imzayı atmadan önce anlasalar bir sorun kalmayacak ama olmuyor işte...
"Nasıl olsa değişir" diye düşünüyor insan çoğu zaman...
Ya da "Zaman içinde birbirimizi anlarız..." diye kendini kandırıyor.
* * *
Ama insan değişmiyor.
Önce küçük tartışmalar, laf atmalar; ardından sevgiden nefrete dönüşen birliktelikler...
Karşı tarafı değiştirme çabaları, her gün beraber olduğu insanın idealindeki kişiden aslında çok uzak olduğunu anlamanın getirdiği ruh haliyle yaşanan sıkıntılar, hırçınlıklar...
Bu gel gitler bir süre sonra insanı canını öylesine acıtıyor ki...
O unutulmaz film "Güllerin Savaşı"nda olduğu gibi bazen olmayacak şeyleri insan yapar hale geliyor.
Evdeki mutsuzluk insanın her anını etkiler hale geliyor bu sefer.
Hele bir de çocuklar varsa...
Bence anahtar asıl burada.
Bazen "evlilik oyunu"yla gün kurtarılmaya çalışılıyor. Ama her tartışmanın ilk cümlesi bu sefer "Çocuk için katlanıyorum, bilmiş olasın..." diye başlar hale geliyor.
Çocuk bir oradan bir oraya savrulup gitmeye başlıyor.
Çocuklar, hassas...
Her tartışmanın ardından en fazla üzülen yine çocuklar oluyor.
Ya içine kapanık, ya da tam tersine laf dinlemeyen biri haline geliyorlar.
* * *
Aslında bütün bunların anormal bir tarafı yok.
Evlilik kadar boşanmak da doğal kabul edilmeli.
İnsanlar hayatta mutlu olmak istiyorlar; mutlu da olmalılar.
Bu arayışı ve çabayı da sürdürmeliler.
Dikkat ediyorum.
Bizim insanımız hep işler yolunda gidecekmiş gibi davranır.
Yalnızca evlilikte değil; iş hayatında da, sivil hayatta da bu böyledir.
İşler biraz kötüye gitmeye başlayınca da tanımakta zorlandığınız bir başka yüzle karşı karşıya kalırsınız.
Ben evliliğinizi iş hayatınız gibi yönetin demiyorum.
Bunu bir alışkanlık, olaylar karşısında gösterilen tavır olarak sizlere örnek gösteriyorum.
Kimse kötü senaryo gerçeğe dönüşürse ne yapacağını önceden konuşmuyor.
* * *
Bence bu yapılmalı.
Eğer işler beklendiği gibi gitmiyorsa; kimsenin zarar görmemesi için insanlar neler yapmalı.
Nasıl bir iş kurup ortaklıktan ayrılmaya karar verdiğinizde yapmanız gereken bazı işlemler var ise evlilikte de çiftlerin birbirine olan saygı ve sevgilerini yitirmemeleri için bazı şeyleri önceden konuşması gerekir.
Özellikle de çocuklar için...
Çocukların ruh sağlığı ve geleceği için...
Anne ya da babanın yaptıklarının faturası çocuklara kesilmemeli.
Ben böyle düşünüyorum.
Yani insanlar konuşmalı.
Konuşmaktan çekinmemeli.
Kendileri için kötü, olumsuz, istenmeyen olayları da korkmadan konuşmalılar.
* * *
Nereden geldik buralara...
Güner Özkul'un bir cümlesinden...
"Babam evlilikten korkmazdı ama boşanamamaktan korkardı..."
Kim bilir, belki de çok insanın düşünüp de veremediği bir cevap galiba...


dsipahi@milliyet.com.tr








EGE
Emeklilik hakkında her şey
SSK 'kaz' olmadı ama
"Evlilikten korkmazdı ama boşanamamaktan korkardı..."





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Necati Çetiner
Nesrin Coşkun
Deniz Sipahi

© 2006 Milliyet