|
 |
|
|
Mozart 250 yaşında!
Yediden yetmişe her müzik meraklısının kendisine yakın bulabileceği türden eserler yaratmış bir harika besteci Mozart, bundan sonra da insanları kendine hayran etmeye devam edecek
KONUK YAZAR - Filiz Ali
Bu yıl girdiği 250. yaşı tüm dünyada çeşitli etkinliklerle kutlanan ve müzik tarihinin bilinen en eski gerçek "harika çocuğu" olan Wolfgang Amadeus Mozart, daha beşiğinde tıngır mıngır sallanırken, babasının çaldığı keman, ablası Nannerl'in çaldığı klavsen sesleri arasında uykuya dalmış ya da tam tersi kulak kabartıp gün gelince her ikisini de nasıl geride bırakacağının planlarını yapmaya başlamış olabilir.
Üç yaşına geldiğinde klavsende duyup belleğine, yerleşen parçaları kendi kendine çaldığında babası Leopold Mozart, çocukta kimselere benzemeyen bir özellik olduğunu sezmiş ve oğluna ciddi müzik dersleri verme kararı almıştı.
Wolfgang, daha üç yaşındayken kendince besteler yapmaya, hatta klavsende yaptığı besteleri nota kâğıdına geçirmeye başlamıştı. Babası "Ne yazıyorsun?" diye sorduğunda Wolfgang, ciddi ciddi "Konçerto yazıyorum babacığım" diyordu. Köchel sıralamasına göre "K.V. 10-15 Keman - Piyano Sonatları" Londra'da basıldığında, Mozart sekiz yaşındaydı. Küçük yaratıcı o yıllarda ilk senfonilerini de bestelemeye başlamıştı. On iki yaşındaysa ilk operasını tamamlamıştı. İtalyan stilinde bir "opera buffa" yani komik opera olan "La finta semplice"nin ardından ilk Almanca komik operası, "Bastien ile Bastienne" geldi.
Paha biçilmez miras
Yaşamının ilk on iki yılında Avrupa'yı boydan boya dolaşıp, saraylarda krallara, kraliçelere, soylulara konserler veren, her gün yeni eserler yaratan Mozart'ın bir başka hayret verici yönü de bu yolculuklar sırasında birbiri ardına geçirdiği tifo, çiçek, mafsal romatizması gibi o güne göre ölümcül olabilecek hastalıkların yanında bütün bulaşıcı çocukluk hastalıklarını da atlatması, ama bir yandan da ürün vermeye devam etmesi, üstelik mektuplarından anladığımız kadarıyla keyfini hiç bozmamasıydı.
Gerçi, 35 yaş gibi (d. 1756- ö. 1791) çok erken bir yaşta ölmesinde, çocukluğunda geçirmiş olduğu hastalıkların, aylarca kar, kış, yağmur demeden 18. yüzyıl Avrupa'sının bozuk yollarında posta arabalarıyla yapılan yolculukların payı olmuştu mutlaka.
Ölümünden önceki son beş yıl içinde Mozart'ın hummalı bir biçimde birbirinden önemli eserlerini peş peşe yarattığı görülür. Sanki ömrünün uzun olmayacağını sezmiş gibidir. 1786 ile 1791 yılları arasında "Figaro'nun Düğünü", "Don Giovanni", "Cosi fan Tutte" ve "Sihirli Flüt" operalarını, "Prag" ve "Jupiter" gibi büyük senfonilerini, son piyano konçertolarını ve yaşamının en dokunaklı ve anlamlı eseri olan "Requiem"ini besteleyerek müzik dünyasına paha biçilmez bir miras bırakır Mozart.
Mozart'ın bilardo tutkusu
Eşi Constanze, Mozart'ın ölümünden yıllar sonra İngiliz biyografistleri Mary ve Vincent Novello'ya, kocasının kimi geceler sabahlara kadar mum ışığında çalıştığını, hele "Don Giovanni" operasının uvertürünü, eserin ilk temsilinden bir önceki gece sabahlayarak yazdığını anlatır. Mozart, uykuya dalmamak için Constanze'nin yanında kalmasını ve dans ederek onu uyanık tutmasını istermiş. Böyle uzun ve uykusuz gecelerdeki tek eğlencesi, hastalık derecesinde tiryakisi olduğu bilardo oyunu imiş.
35 yıllık ömrünü gece gündüz çalışarak, müzikle mutlu olarak, yaşamın tadını çıkararak, durmaksızın eser yaratarak değerlendiren Mozart'ın Türkler için de ayrı bir önemi var.
18. yüzyılın sonuna doğru Avrupa'da moda olan Türk konulu operaların en güzeli ve en ölümsüzü olan "Saraydan Kız Kaçırma" operası ile Mozart, Avrupa'da ilk kez Türklere sempatiyle bakan, düşman değil, "insan Türk"ü canlandıran bir eser ortaya koymuştu.
Onun, Viyana kuşatması sırasında Avrupalıların tanıştıkları Türk müziğinin ritmik, ezgisel ve tınısal özelliklerine gösterdiği ilgi, sadece operayla sınırlı kalmamıştı. Örneğin "K.V. 331 La majör Piyano Sonatı"nın "Alla Turca" başlıklı son bölümü bütün dünyada "Türk Marşı" olarak tanınmıştı. Beş numaralı "K.V. 219 Keman Konçertosu" da son bölümünde yer alan Mehter Takımı tınıları ve Türk motifleri dolayısıyla "Türk Konçertosu" adıyla müzik tarihine geçmişti.
Mozart, ölümünden bu yana eserlerinin tümüyle yaşayan, kutuptan kutba bütün dünyada tanınan, sevilen, yediden yetmişe her müzik meraklısının kendisine yakın bulabileceği türden eserler yaratmış bir harika besteci olarak, daha yüzyıllarca insanları kendine hayran etmeye devam edecek kuşkusuz.
|
|
|

|