|
 |
|
|
Hijyen kültürü
Son yıllarda dilimize yerleşen yabancı kelimelerden birisi de hijyen oldu. Malatya'daki tifo salgını, kuş gribi ve Kurban Bayramı nedeniyle, son haftalarda daha sık kullandık onu.
İçme suyuna kanalizasyon karıştı, sessiz kaldık. Tavuklardan uzak durun dedik, onca can verdik. Kurban artıklarını sokağa atmayın dedik, tam tersini yaptık.
Hijyen kültürümüz hiç mi yoktu? Ya da vardı da pek çok şey gibi o da mı dejenere oldu?
Tuvalet kâğıdından sabuna, deterjandan kozmetiğe temizlik ürünlerinin tüketiminde AB ülkeleri ile aramızda derin uçurum var. Hadi uyum yasaları çıkardık, Kopenhag kriterlerini yerine getirdik. Ya uygulama?
Hani bu Kurban Bayramı'nda sokakta kesim olmayacaktı? Hani belediyeler arıtma tesisi olmayan işyerlerini bir bir kapatacaklardı? Hani tuvaletsiz okul kalmayacaktı?
Sanki eğitim gibi bu konuda da mesafe kat etmemiz için daha çoooookkkk uzun yıllar gerekecek.
Bayram tatilinde, çocuklar sıkılıp yarıda bıraksa da Yakup Kadri'nin Yaban'ını yutarcasına bir kez daha okudum.
Köylü ile bir türlü uyum sağlayamayan şehirli roman kahramanına, ev sahibinin mazeret olarak ortaya koyduğu öneriler aradan 70 yıl geçse de sanki hiç değişmedi.
"Ama beyim, bu dağ başında her gün tıraş olmanın, sabah akşam diş fırçalamanın ne gereği var ki, sen böyle yapmaya devam ettiğin sürece, köylünün sana alışması biraz zor" diyordu. Hadi o zaman savaş sonrası çok zor koşullar ve büyük bir yoksulluk vardı. Ya bugün?
Lüks tüketime harcadığımız para, suya, sabuna, diş macununa, tuvalet kâğıdına, deterjana ve hijyenik ortam sağlayan diğer malzemelere harcadığımız paradan yüzlerce kat daha fazla.
Daha önce yaptığımız haberlerden hatırlıyorum. Yüzde 70'imizin dişlerinde çürük var. Bir yaşına gelmeden ölen bebek sıralamasında hâlâ en önlerdeyiz. Ameliyat sonrası nekahet döneminde sağlanamayan hijyen koşulları nedeniyle, cerrahlarımızın gerçekleştirdiği ameliyatlar ölümle sonuçlanıyor.
Binlerce köyümüzde temiz içme suyu, ülke genelinde ise temiz akarsuyumuz yok. On binlerce konutta olduğu gibi binlerce okulumuzda da tuvaletler ya dışarıda ya da hiç yok.
Tasarruf tedbirlerinin ilk kurbanı da yine hijyen koşullarını sağlayanlar oldu. Okullardaki hademe kadroları kaldırıldı. Temizlik Allah'a emanet! Hastane ve yurtlar ile camilerdeki tuvalet ve aptes alma mekânlarının hijyenik koşulları da okullardan farklı değil.
Eskiden ülkemize gelen yabancıların en fazla rahatsızlık duydukları konuların başında tuvaletlerimiz geliyordu. Hele hele yol üzerindeki benzinliklerin tuvaletleri bir yüz karasıydı. Ama bu konuda müthiş yol kat edildi. Demek ki istenildiğinde oluyormuş.
Turiste yönelik ortamlarda sağlanan hijyenik koşullar, kendi insanlarımız için neden sağlanamıyor? Bu konuyu uzun uzadıya tartışmamız gerekiyor.
Fırınlar, lokantalar, pastaneler, mezbahalar ya da diğer yiyecek üreten imalathanelerde durum farklı mı? Alın birini, vurun diğerine. Bu konuda yapılan televizyon programları yüzünden yemeden içmeden kesilenler var. Baskın baskın üzerine ama bu konuda da kırk yıldır değişen bir şey yok.
Hijyenik olmayan koşullardan kaynaklanan hastalıklara, salgınlara ve iş kayıplarına ödediğimiz bedel, hijyenik ortamların sağlanması için harcanacak bedelden daha fazla değil. Ama hemen her konuda olduğu gibi bu konuda da birilerinin bizi zorlaması gerekiyor.
Ama kim?
Kişi başına su ve hijyenik malzeme tüketimimizin artması, daha da önemlisi bu konudaki alışkanlıklarımızın değişmesi için daha ne bekliyoruz?
Ne olur artık birileri bu konuda kafa yorsun.
Hükümet, büyük işlerle uğraştığı için bu tür ayrıntılara kafa yormuyor. Sanki AB dedikleri başka bir şeymiş gibi...
Özetin özeti: Hemen her konuda toplumsal duyarlılığımızı ya yitirdik ya da yitirmek üzereyiz. Bari bu konuda biraz disipline olalım. Hijyen koşullar sağlanmadan yaşam kalitesinden söz etmek abes olur.
aguclu@milliyet.com.tr
|
|
|

|