|
 |
|
|
Dünyaya nasıl açıklayacaklar?
İngiliz hükümeti altı yıl önce yürürlüğe sokulan İnsan Hakları Yasası'nı değiştirmeye hazırlanıyor. Bu girişim uluslararası ilişkilerde İngiltere'nin başını ağrıtacağa benziyor
londra
İngiltere'de Tony Blair hükümeti yaklaşık altı yıl önce yürürlüğe giren İnsan Hakları Yasası'nda önemli değişiklikler yapmaya hazırlanıyor. Yani söz konusu yasanın kabulünün altıncı yılında kutlanacak bir şey kalmıyor.
İşçi Partisi'yle birlikte çalışan bir uzmanın iddiasına göre, parlamenter demokrasinin temellerinden biri olan insan haklarını güvenceye alma amacıyla bu yasayı çıkaran hükümet şimdi aynı yasayı "pratikte" işlemez hale getirmeye çalışıyor. Muhafazakâr Parti'nin ise bundan elbette bir yakınması yok. Hatta yasanın ölüm ilanını duyurmaya en çok onlar hevesli.
Daha önce yasa, davaların çokluğuyla adalet sistemini işlemez hale getireceği, hapishaneleri boşaltacağı gerekçesiyle eleştirilirdi hep ama bu kez durum ciddi. Londra'da meydana gelen bombalamaların da bu durumda etkili olduğu kesin.
Terör karşısında İnsan Hakları Yasası'nda değişiklik yapmayı düşünen tek ülke İngiltere. Hiçbir Avrupa ülkesinin insan haklarıyla ilgili yasaları değiştirmediği biliniyor. ABD bile Haklar Yasası'nı her şeye karşın savunuyor.
Bireysel özgürlük neden İngiltere'de daha az değerli? Birçok ülkede bu ve benzeri yasalar, bireylerin, yaşama "siyasal ve kültürel" katılımlarının yansımaları olarak görülürken, İngiltere "engel"
kabul ediyor. Siyasi sığınma başvurusunda bulunanları, işkence tehlikesine rağmen bulunan ülkelerine gönderirken, uygulamalara karşı çıkan mahkemelerle kavgasından anlaşılıyor bu. Blair her şeye rağmen "yaşam biçimimizin korunması"ndan söz ediyor ki, bu çok tuhaf. İnsan Hakları Yasası'nın dayandığı ilkeler yani hoşgörü, karşılıklı saygı, bu "yaşam biçimi"nin parçaları değil mi?
İşkence karşıtı madde değişmemeli
İçişleri Bakanı Charles Kennedy, Avrupa İnsan Hakları Bildirgesi'nin yazıldığı dönemin farklı bir dönem olduğunu belirterek bildirgenin bireysel haklarla toplum güvenliğini bir arada buluşturamadığını ileri sürüyor sık sık. Oysa ulusal güvenlikle ilgili toplumsal, yasal güvenceler bildirgede açıkça belirtilmişti. Çünkü bildirgeyi kaleme alanlar insanlık tarihinin en büyük barbarlık örneklerinin bir bölümüne tanıklık etmiş, yaşamış kişilerdi. Hiç değişmeyecek haklardan biri kişilere işkence edilemeyeceği ilkesi. Bir kez kaldırılırsa yerine yeniden konması çok zor olan haklar bunlar.
Batı'nın imajı sarsıldı
Batı yıllardır, başka birçok ülkenin insan hakları ihlallerini eleştirip durdu. Oysa o ülkeler bu ihlalleri, ülkelerini savunma ya da terör gerekçelerine dayandırıyordu. Batı ölçülerine göre bu hakların korunmasının ne kadar zor olduğunu Batı'ya anlatmaları mümkün olmadı bu ülkelerin. Şimdi başka ülkelere yaptıklarını anlatabilme zorluğunu İngiltere de yaşayacağa benziyor.
Suç isnat etmeden zanlıları üç aya kadar hapiste tutma yetkisini ilgililere vermek için girişimde bulunan İngiliz hükümeti geleceğini tehlikeye atıyor aslında.
Batı'nın artık sanıldığı kadar "Batı" olmadığı konusunda aynı şeyleri düşünenlerin sayısı artıyor. İngiltere'den çok daha fazla terörün hedefi olmuş kimi ülkelerde ısrarla insan onuru ve hakları korunmaya çalışılırken; İngilizlerin, elbette küçümsenmemesi gereken terör tehditleri
ya da eylemleri nedeniyle, bunca yılda oluşturduğu temel demokratik ilkelerden vazgeçmesi, en azından bu ilkeleri "sulandırması", o çok bilinen Batı imajını sarstı biraz. İmaj sarsılmasından daha endişe verici olan ise terörün amacına ulaşması oldu. Kargaşaya yol açmak, insanlara güvende olmadıkları inancını aşılamak gibi hedefleri olan terör, demokratik hakları işlemez hale getirdi.
Terör bir ülkeyi elbette ele geçiremez ama yarattığı korkuyla görünmez bir "iktidar" bile olabilir. İngiltere'de terörün dayattığı demokratik hak ihlalleri terörü "güç" haline getirdi gibi.
|
|
|

|